blank

KÖY ENSTİTÜLERİ (Neden Geldi – Nasıl Gitti)

Yayınlama: 15.04.2026
A+
A-

Okuma ve araştırmalarımdan öğrendiğim; Atatürk’ün yurt içi gezilerinde keşfettiği ve siyasete kazandırdığı iki kişi var. Biri Adnan Menderes, diğeri Hasan Ali Yücel’dir.

Atatürk köy çocuklarının mevcudun çok ilerisinde bir hızla okula kavuşması, tarımın çeşitlenmesi, üretimin artırılması, köylünün kötü hayat koşullarının (yol, su, elektrik) düzeltilmesi konularını Hasan Ali Yücel’le konuşuyordu. Cumhuriyetin 12. yılında hala 31.000 köyde okul yok, okulu olan köylere de öğretmen gitmiyor. Bu durumdan nasıl çıkılacağının cevabı aranıyordu. Sonuçta yeni bir okul tipi ve yeni bir öğretmen tipiyle atak yapabiliriz görüşüne varılıyor.

Yani 17 Nisan 1940’ta yasası çıkarılarak fiziki altyapı çalışması başlatılan Köy Enstitülerinin düşünsel çalışması Atatürk’ün sağlığında başlatılmıştı. Enstitülerin ilham kaynağı yeni tip okul, yeni tip öğretmen arayışıdır. Bu yıllarda Atatürk Sabiha Gökçen’e “Sabiha, elektrikle donanmış köyler istiyorum. Geçtiğim yollarda fabrikalar, ekilmiş tarlalar, yemyeşil ormanlar, küçük ama ışıklı, canlı köy evleri görmek istiyorum. Ancak insanoğlunun ömrü gidilecek yolun uzunluğu karşısında cüce kalıyor” diyordu. Atatürk’ün Milli Eğitim Bakanlarından Saffet Arıkan: “Bozkıra çıkarma yapacağız, bütün engelleri aşacağız”, Hasan Ali Yücel: “Vatanın dağlarında, bayır ve kırlarında kendi kendine açıp solan çiçek bırakmayacağız” İsmail Hakkı Tonguç: “İnsanoğlunun kazanacağı en büyük zafer korkuyu yenmesidir”. Binalarının yapımı aşamasında Tevfik İleri (sonraki dönemlerde Menderes’in bakanıdır): “Bu okullarda yetişen öğrenciler köye gidecek, çiftçilik, demircilik, doğramacılık öğretecek, enstitüden aldığı ruhu çocuklara aşılayacak, yepyeni bir nesil yetişecek”.

İşte bu iddialar ve beklentilerle tarıma uygun büyük arazili köylerde Enstitüler kurulmaya başlandı. Enstitülerin yolları yapıldı.  5 km’den, 8 km’den künklerle su getirildi. Yüzbinlerce ağaç dikildi. Yatakhane, yemekhane, işlik, atölye, etüt, konferans, müzik, spor salonları olmak üzere 21 ilde toplam 723 bina yapıldı. Bütün inşai faaliyetler küçük yaşlardaki öğrencilerin emeği ile yani sıfır maliyetle yapıldı. Her enstitünün bağı, bahçesi, tarlası, arı kovanı, besi hayvanı vardı.

1945’te toprak işlenmeye başlandı. Arpa, buğday, yulaf, darı başta olmak üzere 23 çeşit ürün alındı.  Sebzeler, meyveler, yumurtalar toplanmaya, süt sağılmaya başlandı. Haftalık ders ve iş programları başarıyla uygulamaya alındı.

İşte başlıktaki Neden Geldi’nin kısaca hikayesi…

Şimdi Nasıl Gitti’ye bakalım.

Savaş yıllarının(1940-1945) zorluklarında başarılan bu proje barış döneminde niçin gitsin?

“Köy Enstitülerini gerici Demokrat Parti kapattı” ya da “A.B.D. uşağı Bayar kapattı” ya da “Toprak ağası Menderes kapattı” iddialarının hiçbiri doğru değildir. Bunlar Uğur Mumcu’nun, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanlar dediği, benim de CHP’nin arka bahçesinden çıkmayan, kendilerini çağdaş, modern, ilerici, devrimci diye kimlikleyen olarak nitelediğim etkisiz elemanların saçmalıklarıdır.

Peki gerçek nedir? 1945’ten sonra Türkiye A.B.D.’den koruma istedi. A.B.D.’de belli şartlarla kabul etti. Şartlar arasında 2 tane uçak fabrikasını, silah fabrikasını ve köy enstitülerini kapatma vardı. Yani Nuri Demirağ’ı, Vecihi Hürkuş’u, Nuri Killigil’i açığa düşüreceksin. Bunlar Atatürk’ün korumasında bu fabrikaları kurup üretim yaparlardı. Nuri Killigil’i Filistinlilere silah veriyor diye fabrikayla birlikte havaya uçurdular.

Zamanın A.B.D. Başkan Yardımcılarından biri ülkesine verdiği raporda “Türkiye büyük bir eğitim hamlesi ile geliyor, dikkatli olun” diyor. A.B.D. Köy Enstitülerini planlarına aykırı buluyor ve önlem alıyor. Ne yapıyor? 1949’da A.B.D.-Türkiye Ortak Eğitim Komisyonu kuruldu. Komisyon fahri başkanı A.B.D. Büyükelçisi. Komisyon üyeleri 4-4 şeklinde oluşuyor. Yani A.B.D.’siz karar alınamasın.

Başka ne yapıldı? 1947’de çıkarılan bir kanunla Köy Enstitülü öğretmenlere verilen GEÇİM TOPRAĞI, hayvanlar, aletler, kitaplar geri alındı. Kamulaştırılarak okullara bağışlanmış topraklar, tarım eşyası demirbaşlar, pulluk v.s. Mal Müdürlüğü’ne teslim edildi. Enstitülerin adı Köy Öğretmen Okulları oldu. Enstitüler 1947-1948’de rahmete kavuştu.

İsmet Paşa “Partinin içinde, Kurultaylarımızda, Meclis grubumuzda, Hükümette enstitüler aleyhine bir hareket başlamıştı, engel olamadım” demesine rağmen arka bahçe günümüzde dahi CHP dışında suçlu arıyor. Asıl suçlunun tepeden inmeci, halkı dışlayan bürokratik devlet olduğunu Kemal Tahir “Bozkırdaki Çekirdek” romanında anlatıyor.

Gelelim kıssadan hisseye;

1.Türkiye eğitimde ideolojik yoğunlaşmayı terk etmelidir.

  1. Aliya İzzetbegoviç’in 1997 İTT toplantısında söylediği “eleştirel akıl yöntemi okullarda ders kitabı olarak okutulmalı”. Böylelikle bilginin esnek kullanımını, her sorunun, her problemin çözümünde bilginin farklı kullanımları olduğunu bilmeli, bir materyalin farklı düzenlemelerini, bilginin transfer edilebilirliğini ve ekip halinde çalışmayı öğrenmeli. Bunlar olmadan ne bilim, ne inovasyon, ne de teknoloji olmaz.
  2. Belli bir geleceği kapsayacak şekilde eğitim planlanmalı, okullar, fakülteler bu plana göre açılmalı, öğretmen, öğrenci sayıları araç-gereçler bu plana göre saptanmalı.
  3. Üniversite giriş sınavları kaldırılmalı. 40-50 kişilik fakülteler için 3 milyona yakın öğrenciyi sınava sokma saçmalığına son verilmeli. Üniversiteler kendi kabul şartlarını hazırlamalı, fakültelerin istihdam yeri değil, bilim merkezleri olduğu görülmelidir.
REKLAM ALANI
Yazarın Son Yazıları
12.01.2026
26.03.2026
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.