Türkiye’de bazı meseleler ilk bakışta nasıl da masum görünür: Bir orman, birkaç ağaç, bir köy…
Ama derinine indiğinizde insanın içini yakan o soru çıkar karşınıza: Bu ülkede kararı kim veriyor? Halk mı, yoksa sermaye mi?
Akbelen Ormanı artık yalnızca bir orman değil.
Bir vicdan yangını.
Bir irade gaspı.
Anaların, ninelerin, kızların yüreğinden kopan feryat…
YK Enerji yani Limak Holding ve IC İçtaş ortaklığı, Yeniköy-Kemerköy termik santrallerini beslemek için bu ormanı, zeytinlikleri ve verimli tarım arazilerini yutmak istiyor. “Kamunun üstün yararı” deniyor.
Peki bu kamu kim? İkizköy değil. Milas değil. Ben değil, biz değiliz. O zaman kim? Bir avuç şirket mi?
Kendi verilerine göre bile bu santraller Türkiye’nin elektrik üretiminin yalnızca %2,22’sini karşılıyor.
Soru basit ama ağır:%2 için neyi feda ediyoruz? Binlerce yıllık ormanları, zeytin ağaçlarını, su kaynaklarını, bir köyün hafızasını, insanların geleceğini…
Karşı tarafta rakamlar var. Bu tarafta ise hayat. Ve o hayatın en gür sesi kadınlardan yükseliyor. Kepçelerin karşısında, jandarmanın önünde, şirketin gücüne karşı en önde onlar duruyor. Karşılarında duran kolluğa silah değil, zeytin dalı uzatıyor.
Zehra Nine bastonuyla direnirken yere düştü, hatırlar mısınız? Canı pahasına savunduğu toprağında verdi son nefesini ama onuruyla. Hatice Nine yaşına aldırmadan zeytinine sahip çıktı. İkizköy Muhtarı Nejla Işık köyünü savundu, aldı arkasına köylüsünü, hiç vazgeçmedi.
Ve Esra Işık…Artık bir isimden fazlası.
31 Mart 2026 gecesi, saat 23.50’de evinden gözaltına alındı. Bilirkişi keşfine itiraz ettiği, “Milas bir şirketten büyüktür, vazgeçmeyeceğiz” dediği için “görevi yaptırmamak için direnme” suçlamasıyla tutuklandı. Cezaevinden yazdığı mektupta şöyle diyor: “Ben toprağımı savundum. Onurumuzu savundum… Mücadelemizi satmayacağız.”
Mahkeme süreçleri sürerken kesimler devam ediyor. İtiraz edenler gece yarısı evlerinden alınıyor. Bu artık bir çevre meselesinden çıkıp adalet meselesi haline geldi.
Ağacına sarılan nineye, kökünü savunan köylüye, geleceğini korumaya çalışan Ayşe’lere, Fatma’lara, Zehra’lara, Esra’lara bunu yapamazsınız. İnsanları toprağından söküp atamazsınız.
Eril, yok edici, tüketici kapitalist baskıya karşı, toprağın kokusu sinmiş nasırlı elleriyle zeytin dalı uzatan, ocağını söndürmemek derdine düşen ah emekçi kadınlarımız… Hepinizin yüreğinden öpüyorum.
Evet!! Beyler, burada direnen kadınların rızası yok .
Bu toprağı sadece toprak, bu zeytini sadece ağaç, bu mücadeleyi sadece bir çevre meselesi olarak görmediğiniz gün belki sizin de elinizde bir zeytin dalı olacak.
Tüketmekten değil üretmekten yana olmanın, toprağın bereketine inanmanın, köklerine sahip çıkmanın ,yaşam ve doğa hakkına saygı duymanın haklı gururunu kim bilir belki siz de o gün İkizköylü kadınlar gibi taşıyacaksınız.
Devlet “ana” ise önce bu acıyı görecek.
“Baba” ise bu adaletsizliği durduracak.
Kararını şirketlerin kârına göre değil, halkın yaşam hakkına göre verecek.
Akbelen bir ormandan fazlasıdır.
Akbelen, bu ülkede kimin sözünün geçtiğinin en çıplak halidir.
Ve evet, birileri çıkıp açıkça söylemelidir:
Yargılanması gerekenler toprağını savunanlar mı olmalı, yoksa yaşam ve çevre hakkını gasp edenler mi? Verilecek cevabı olan var mı?
Esra Işık neden tutuklandı?
Hoşçakalın…