Cuma, Ağustos 29, 2025

Çok Okunanlar

Benzer Gönderiler

Barışa Giden Yolun Önündeki Duvarlar

29 Ağustos’tayız… Birkaç gün sonra 1 Eylül Dünya Barış Günü’nü karşılayacağız. İnsanlığın ortak özlemi olan barışı konuşmanın tam da zamanıdır. Çünkü barış, sadece silahların susması değil; eşitlik, özgürlük ve adaletle yoğrulmuş bir ortak yaşam demektir.

Bugün dünyaya baktığımızda, Ukrayna’dan Afrika’ya, Ortadoğu’dan Gazze’ye kadar savaşların, katliamların ve işgallerin gölgesinde kalan milyonlarca insan görüyoruz. Suriye’de Aleviler ve Dürziler hedef alınırken, Gazze’de Filistin halkı vahşetin ve soykırımın pençesinde yaşam mücadelesi veriyor. Buna NATO’nun militarist politikaları da eklendiğinde, dünya barışının önündeki engeller daha da büyüyor.

Türkiye’de ise tablo farklı değil. AKP iktidarı, mezhepçi dili, Diyanet’in kadın düşmanı fetvaları ve toplumu kutuplaştıran politikalarıyla barışın zehirlenmesine yol açıyor. Kürt sorununun demokratik bir çözüm sürecinden uzak tutulması, Alevi toplumunun eşit yurttaşlık taleplerinin görmezden gelinmesi, toplumsal barışın önünü tıkıyor.

Dahası, AKP rejimi hukuk darbeleriyle, kumpas davalarıyla ve kayyum siyasetiyle halkın iradesini yok sayıyor. Seçilmiş milletvekillerinin tutuklanması, belediyelere kayyum atanması, milli iradenin hiçe sayılması bunun göstergesi. Yalnızca milletvekilleri değil, seçilmiş belediye başkanları, meclis üyeleri ve ana muhalefet partisi de tehdit olarak görülüp sürekli operasyonlarla, gözaltılarla, tutuklamalarla baskı altına alınıyor. Bu otokratik yönetim, toplumsal huzursuzluğu derinleştirirken, barışı imkânsız hale getiriyor. Korku imparatorluğu altında yaşayan bir toplumda barış nasıl kök salabilir?

Ve Bodrum… Bu kentin barışı doğayla olan bağında saklıdır. Barışın simgesi olan zeytin ağaçları, burada binlerce yıldır kök salmıştır. Oysa bugün vahşi sermaye, madencilik uğruna zeytinlikleri yok ediyor. Zeytinin gölgesinde kurulan dostluk sofraları, şairlerin ilhamı, köylünün ekmeği birer birer ortadan kaldırılıyor. Barışın simgesi olan zeytine açılan her kepçe, aslında barışa da vurulmuş bir darbedir.

Turizmin vitrininde gülen yüzler olsa da, düşük ücret ve uzun mesailerle ayakta kalmaya çalışan emekçiler barıştan ve adaletten nasibini alamıyor. Doğayla ve emekle barış kurmadan, Bodrum’da gerçek anlamda barışın yeşermesi mümkün değildir.

Barışın önündeki duvarları örense iktidarların savaş ve baskı politikalarıdır. Dünyada NATO’nun ve emperyalist çıkarların; Türkiye’de ise AKP’nin ayrıştırıcı, kayyumcu, kadın düşmanı ve otoriter anlayışının gölgesinde barış nefes alamıyor.

Ama umudu büyüten halkların kardeşliğidir. Barış için sesini yükselten kadınların, gençlerin, emekçilerin direncidir. Zeytin ağaçları nasıl bin yıllardır toprağa tutunuyorsa, barışın kökleri de bu topraklarda halkların iradesiyle yeşerecektir.

Ve unutmayalım: Barışı savunmak, yaşamı savunmaktır.

Yaşasın halkların kardeşliği, yaşasın barış!

Popüler Haberler