Geçtiğimiz hafta, Bodrum’da yaşanan trafik sorunlarının ciddi bir ulaşım planlamasıyla çözülebileceğinden söz etmiş ve nasıl ulaşacağını sorgulamıştık. Bu hafta da, bunun nasıl olacağını anlatalım ki yarım kalmasın. Biliyorsunuz Zalimcan, başlanan işin bitirilmemesinden hiç hoşlanmaz. Bütün hafta hatırlattı bana.
Bir kentin ulaşımını çözmek; asfalt dökmekle, kavşak genişletmekle ya da birkaç alt-üst geçit inşa etmekle mümkün olmayabilir. İşin özü, bilimsel bir planlama sürecini doğru kurgulamaktan geçer. Bunun da ilk adımı, ulaşımın kalbini oluşturan yolculuk üretimi‘ni anlamaktır.
Bir şehirde kim, nereden, nereye ve neden hareket ediyor? Nüfusun yapısı, çalışan sayısı, öğrenciler, işyerleri ve gelir düzeyi; nasıl bir yolculuk profili oluşturuyor. Tüm bu veriler, şehirdeki hareketliliğin şifresini verir. Ulaşım planlaması işte bu verilerle başlar.
Ardından yolculukların dağılımı gelir. İnsanlar yalnızca bir noktadan diğerine gitmez; arada farklı duraklar, geçişler ve yönelimler vardır. Bu hareketin nasıl dağıldığını bilmeden yapılacak her müdahale eksik kalır.
Sonraki aşama ise ulaşım türlerinin tercih edilmesidir. Özel araç mı, toplu taşıma mı? Hangi koşulda hangisi tercih edilir? Maliyet, süre ve konfor gibi değişkenler bu tercihi belirler. Bugün Bodrum’da yaşanan sorunların önemli bir kısmı da işte bu dengenin kurulamamasından kaynaklanıyor.
Ve nihayetinde tüm bu veriler, “atama modeli” dediğimiz aşamada somutlaşır. Yani kim, hangi yolu kullanacak? Hangi güzergâh yoğunlaşacak? Trafik nerede kilitlenecek? Bunlar hesaplanır. Kısacası trafik, kader değil; doğru analiz edilirse öngörülebilir bir sonuçtur.
Ancak mesele yalnızca teknik değildir. Ulaşım planlaması, aynı zamanda sosyal bir meseledir. Çünkü bir çocuğun okula giderken ihtiyaç duyduğu ulaşım ile yaşlı bir bireyin beklentisi aynı değildir. Bir şehir, her yaş grubuna ve her ihtiyaca cevap vermek zorundadır. Hem de bunu makul maliyetlerle yapmakla yükümlüdür.
Dahası, ulaşım planı dediğimiz şey yalnızca yolları değil; toplu taşıma sistemlerini, otoparkları, sinyalizasyonu, yol kaplamalarını ve hatta yön levhalarını bile kapsar. Yani bir bütün olarak ele alınması gereken bir sistemdir.
Buna bir de çevresel kaygıları ve toplumsal davranış bozukluklarını da eklemeliyiz. Kuralları hiçe sayan, yayaya saygı göstermeyen, “bana bir şey olmaz” diyen, ekzost dumanıyla dans eden, yanmış fren balatası kokusuyla şehrin havasını değiştiren, korna sesiyle selam verdiğini zanneden, motorsikletin önünü kaldırarak hava atan anlayışların bir arada olduğu bir şehirde, ne yaparsanız yapın trafiği sorun olmaktan çıkaramazsınız.
Dolayısıyla trafik; sadece planlamanın ve mühendisliğin değil, aynı zamanda toplumsal bilincin de ürünüdür ve “Trafik” bir kültürdür.
Bu nedenle Bodrum’un ulaşım sorununu çözmek istiyorsak, meseleyi yalnızca yol yapımına indirgememeliyiz. İmar planlarından bağımsız düşünülen, disiplinler arası katkıdan yoksun, günü kurtarmaya yönelik çözümler, sorunu çözmek bir yana daha da büyütebilir.
Unutmayalım; Bir şehir ya planlanır ya da sorunlarıyla boğuşur.
Zalimcan arada sirada sana takilip yahu bu kadar cok sey bilmek zorundamisin diye sormuyormu.