Bodrum Belediyesi’nin mülk satışına ilişkin belediye meclisinde alınan karar, hem siyasetin hem de kamuoyunun en çok tartıştığı konular arasına girdi.
Bodrum’un kamusal alanlarının korunması gerektiğini savunanlar ile belediyenin mali zorunluluklarını öne sürenler arasındaki bu gerilim, esasında Türkiye’de yerel yönetimlerin karşı karşıya kaldığı daha büyük bir yapısal sorunun parçasıdır. Ancak bu meseledeki en dikkat çekici nokta, mülk satışına karşı çıkan AKP ve MHP kanadının samimiyeti ve tutarlılığıdır.
Bodrum Belediye Meclisi’nde yapılan görüşmelerde, AKP’li ve MHP’li meclis üyelerinin satışa sert bir şekilde karşı çıkmaları, hatta “Bodrum’un mirasını satamazsınız” diyerek bu kararı eleştirmeleri, yüzeyde bir muhalefet tavrı gibi görünse de, asıl meseleye bakıldığında büyük bir çelişkiyi barındırmaktadır.
1. AKP Hükümetinin Belediyelere Uyguladığı Mali Baskı ve Mülk Satışı
Bugün Bodrum Belediyesi gibi muhalefet partilerinin yönettiği belediyeler, AKP hükümetinin mali baskı politikalarıyla köşeye sıkıştırılmaktadır. Özellikle SSK ve vergi borçları üzerinden bir baskı mekanizması kurulmuş, merkezi hükümet bu borçları belediyelere bir kıskanç olarak kullanmaktadır. Belediyelerin gelir kaynakları daraltılmış, merkezi bütçeden gelen paylar yeterli olmayacak şekilde düzenlenmiş ve belediyeler ekonomik darboğaza sokulmuştur.
Bu ekonomik kuşatma karşısında belediyeler çalışan maaşlarını ödemek, hizmetleri sürdürebilmek ve borçlarını kapatabilmek için çeşitli yollar aramak zorunda bırakılmıştır. İşte tam bu noktada, Bodrum Belediyesi’nin mülk satışına gitmesi, bir tercihten ziyade bir zorunluluk olarak ortaya çıkmıştır. Belediye Başkanı, meclis toplantısında neden mülk satışına başvurduklarını detaylı bir şekilde anlatmıştır.
2. AKP ve MHP’nin Popülist Muhalefeti: Gerçekçi mi?
AKP ve MHP temsilcilerinin belediyenin mülk satışına muhalefet etmeleri ilk bakışta yerel değerleri ve kamusal alanları korumak adına verilmiş bir tepki gibi görünebilir. Ancak burada büyük bir tutarsızlık ve samimiyet sorgulaması devreye giriyor.
Eğer AKP ve MHP, gerçekten bu satışın kamu yararına aykırı olduğunu düşünüyorlarsa, meclisteki itirazlarının ardından neden hukuki süreci işletmediler? Bir belediye meclisi kararının iptali için en açık yol, ilgili kararı idari mahkemeye taşımaktır. AKP, merkezi hükümetin kontrolündeki kaymakamlık ve valilik makamlarını harekete geçirebilir ve satış kararının hukuksuz olduğu iddiasıyla iptalini sağlayabilirdi. Ancak bunu yapmadılar.
Bu durum AKP ve MHP’nin tavrının yalnızca siyasi bir şov olduğunu gösteriyor. Muhalefet ettiler, ancak hukuki adım atmadılar. Bodrum halkına “Biz satışa karşıyız” mesajı verirken, gerçekte bu kararın uygulanabilir kalmasına göz yumdular. Eğer gerçekten Bodrum’un mirasına sahip çıkmak isteselerdi, kaymakamlığı bu konuda harekete geçmeye zorlarlardı.
3. Güneşin Sofrası’nın Samimi Mücadelesi
Öte yandan, Bodrum’da Güneşin Sofrası Platformu gibi bağımsız sivil inisiyatiflerin bu satışa karşı hukuki süreci başlatması, samimi bir çabanın göstergesidir. Güneşin Sofrası Platformu, Bodrum’un doğal ve kamusal alanlarının korunmasını savunarak, hukuki yollara başvurmuş ve belediyenin kararına karşı resmi bir şikayet dilekçesi sunmuştur. Bu girişim, en azından sözde değil, fiiliyatta bir itiraz içermektedir.
4. AKP’nin İkiyüzlü Tutumu: Belediyeleri Mali Kıskaca Alıp Satışlara Karşı Çıkmak
Bu noktada AKP’nin çelişkili yaklaşımını açığa çıkarmak gerekiyor. Hükümet, CHP’li belediyeleri mali darboğaza sürükleyerek hizmet üretmesini zorlaştırıyor. Ardından, belediyelerin ekonomik zorluklar nedeniyle attığı adımları eleştirerek puan kazanmaya çalışıyor. Bu durum yalnızca Bodrum’da değil, Türkiye’nin birçok yerinde yaşanıyor.
Bir yandan belediyelerin gelir kaynaklarını kesen bir politika izleyip, diğer yandan belediyeler gelir yaratmaya çalışınca bu hamlelere karşı çıkmak, tam anlamıyla siyasi bir ikiyüzlülük örneğidir. Eğer AKP samimi olsaydı:
Belediyelerin gelirlerini arttıracak düzenlemeler yapardı.
Belediyelerin borç yükünü hafifletmek için adımlar atardı.
Belediyelerin merkezi yönetimden daha fazla destek almasını sağlardı. Ancak bunların hiçbirini yapmadığı gibi, belediyeler mülk satışı gibi son çareye başvurduğunda tepki gösteriyor.
Gerçek Muhalefet Samimiyet Gerektirir
Bodrum’da mülk satışı meselesi üzerinden ortaya çıkan bu tablo, Türkiye’de muhalefetin nasıl yapıldığına dair önemli bir ders veriyor. Eğer gerçekten mülk satışına karşı bir duruş sergilenecekse, bu yalnızca sözde değil, eylemde de gösterilmeli.
AKP ve MHP’li siyasetçiler, mecliste bağırarak değil, idari mahkemeye giderek ve süreci durdurarak gerçek muhalefet yapabilirlerdi. Ancak bunu yapmadılar. Çünkü aslında onların asıl hedefi Bodrum’u savunmak değil, belediyeyi siyasi olarak zor durumda bırakmaktı.
Öte yandan, Güneşin Sofrası gibi sivil inisiyatiflerin harekete geçmesi, yerel mücadelelerin nasıl olması gerektiğine dair önemli bir örnek sunuyor. Toplumun bu tür süreçlerde hangi tarafın gerçekten kamu yararını savunduğunu, hangi tarafın ise yalnızca siyasi prim peşinde olduğunu iyi analiz etmesi gerekiyor.
Son olarak, Bodrum gibi Türkiye’nin göz bebeği bir kentte kamu mülklerinin korunması yalnızca belediyenin değil, tüm vatandaşların ortak sorumluluğudur. Ancak bunun sağlanabilmesi için, popülist ve samimiyetsiz siyaset değil, gerçekten çözüm odaklı ve kamu çıkarını gözeten bir anlayışa ihtiyaç var.