Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir Kahramanmaraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Evde gözüm duvarımdaki şapkalara takıldı. Vallahi hepsi birbirinden güzel. Evet, bir koleksiyon… Yurt içi ve yurt dışı gezdiğim yerlerden alıyorum. Ama işin ilginç tarafı, çok nadir takıyorum çünkü şapkayla rahat edemiyorum :)) Benim için şapkalar, başımda taşınacak bir aksesuar olmaktan...
Sabah kahvemi koydum, televizyonu açtım. Bir kanal “Son Dakika”, öteki “Çok Son Dakika”, diğeri ise “En Son Dakikanın Son Dakikası” diye bağırıyor. Anladım ki yine birileri birbirine “barış” götürmek için bomba gönderiyor. Eskiden mahallede kavga eden çocuklara anneleri, “Yapmayın evladım.”...
Yeni aldığımız bir elektrikli süpürgenin, kahve makinesinin hatta diş fırçasının bile kullanım kılavuzu var. Sadece insanın yok. Halbuki en çok arızayı veren o. Mesela “Nasılsın?” sorusu… Soruyu soran çoğu zaman cevabı dinlemek istemez. Siz gerçekten “Aslında son birkaç gündür moralim...
“Bu kadar konuyu nereden buluyorsun?” “Bu yazıları nasıl yazıyorsun?” Galiba bana en çok sorulan iki soru bunlar. Hiç planlı, programlı değil. Aslında ben konu aramıyorum. Konular gelip beni buluyor. Bazen hoop gözüme bir şey takılıyor, onu yazıyorum. (Evdeki Amfora) Kimi...
Yıllar önce tanıdığım, değişik, ilginç, birbirine zıt hayatları olan iki kişi. İkisi de erkek. Biri; İzmirli ,1900’lerde İzmir Atatürk Lisesi’nin o dönemdeki adı olan İzmir İdadisi’nde okuyup, bir sene Fransız dil okuluna devam etmiş. Üniversitede Fen bölümünden mezun olunca Paris’e gönderilmiş....
Bazı insanlar sinirlenmez… Sinirlenmek için fırsat kollar. Sabah alarm çalar, “Bu ne biçim ses?” diye güne öfkeli başlar. Çay biraz sıcak olsa söylenir, biraz soğuk olsa daha çok söylenir. Ekmek taze olsa “çok yumuşak”, bayat olsa “taş gibi” olur. Bu insanlar...
İnsanları tanımak gerçekten zor iş. Kırk yıllık dostunuzdan kazık yersiniz, üç dakikadır tanıdığınız biri size ömür boyu unutamayacağınız bir iyilik yapar. Diplomaya bakarsınız, karakter çıkmaz. Cüzdana bakarsınız, vicdan görünmez. Sosyal medya hesabına bakarsınız… Orada zaten çoğu Birleşmiş Milletler Barış Elçisi. Peki bir...
Maske deyince çok çeşitli maskeler var tabii ki… Gezdiğimiz ülkelere özgü maskeleri almak benim hobilerimden. Tek şartım güler yüzlü, pozitif etki bırakan maskeler olmalı. Kuzey Afrika ve bazı uzak doğu ülkelerindeki maskelerin hissettirdikleri çok negatif, hatta bazıları korkunç. Değil almak...
Bazı insanlar adrenalin için paraşütle atlar. Bazıları hızlı araba kullanılır. Bazıları da mezatta el kaldırır. Mezat’a ilk kez giden insanın amacı nettir: “Şöyle uygun fiyata güzel bir şey bulayım.” O şey ne? Belli değil görünce belli olacak. Mezattan çıkan insan...
Her insanın hayatında beklemediği misafirler vardır. Ama insandırlar… Bize uçan karıncalar geldi. Normal karıncayla aramızda bir anlaşma vardı aslında. O bahçede gezer, biz evde. Kimse kimsenin yaşam alanına karışmazdı. Fakat bir sabah bir baktık ki iki ayrı oda da uçan...
Eskiden telefon dediğimiz şey evin bir köşesinde dururdu. Taşınamazdı. Çünkü kablosu vardı. Zaten o telefonun görevi iletişim ile birlikte aile içi panik yönetimiydi. Telefon çalınca evde herkes birbirine bakardı: “Kim açacak?” Bir de sabit telefonun sesi vardı… Şimdiki telefon melodileri...
Tenis , öyle bir spor ki insan hem spor yapıyor hem sinir sistemi testinden geçiyor. Geçmiş yıllarda ara ara yaptığım, bir süredir sürekli yaptığım en sevdiğim spor. Tenis oynayan insanın hayata bakışı değişiyor. Normal insan yağmur görünce “şemsiye alayım” der. Tenisçi gökyüzüne...
Ev temizliği dediğimiz şey eskiden basitti. Süpürge vardı, paspas vardı, bir de “misafir geliyor!” paniği vardı. Şimdi temizlik dediğimiz olay NASA operasyonuna döndü. Robot süpürge evin içinde dolaşıyor, hava temizleyici ortamı analiz ediyor, cam silme robotu cama yapışmış örümcek gibi...
Bizim eve bir misafir geldi… Ama öyle çay kahve içip kalkacak türden değil. Hollanda’dan ithal, kökleri kültürlü, kendisi aristokrat: Lale soğanı. Beş tane soğan hem de kırmızı açacakmış. En sevdiğim renk . Gelir gelmez dikmeden önce buzdolabına kondu. Soğuk severmiş....
Bir sabah uyanıyorsunuz ve deniz size küsmüş. Öyle trip falan değil, bayağı organize bir küslük. Hani aile grubundan sessizce çıkarsınız ya… Deniz onu global ölçekte yapıyor.
Hayatta insanı olgunlaştıran bazı deneyimler vardır. İş ve aile hayatındaki deneyimler, hastalıklar , kayıplar, yalnız kalmak, çocuk büyütmek, finansal zorluklar gibi. Bir de ev taşımak. Ama bizim yaşadığımız şey taşınmak değildi. O artık başka bir seviyedeydi. Biz resmen lojistik operasyon yönettik. Üç ayrı...
Hiç kendi beceri ve niteliklerinizi değerlendirmek ve daha ileriye taşımak için bir çabanız oldu mu? Hepimizin zihinsel, sosyal, ruhsal, duygusal ve fiziksel anlamda gelişmek için yaptığımız birkaç şey olduğunu düşünüyorum. Sabah erken kalkıp duş alıyor, nefes egzersizi yapıyor, meditasyon yapıyor,...