Bodrum Fiber İnternet

Çerçeve Yasayla Terör Tuzağını Kırdık Mı?

Yayınlama: 01.09.2026
A+
A-

Emperyalist Batı’nın PKK eliyle yürüttüğü terör tuzağının amacı, devletin ve örgütün baskısından bıkan bölge halkının devlete iyice yabancılaşmasını sağlamaktı. 1984’te başlayan ve birkaç yıl öncesine kadar dış istihbarat örgütlerinin kontrolünde yürütüldüğü değerlendirilen terör eylemleriyle güdülen amaçta bir miktar başarı da sağlanmıştı.

Ancak AK Parti iktidarının ilk on yılında bölge halkına sahip çıkan hizmet politikaları, Kürt kimliğinin hükümet düzeyinde tanınması ve millî savunma alanında yapılan devrimsel ilerlemeler, söz konusu kısmi başarıyı iyice cılızlaştırmıştı.

Cumhur İttifakı’nın muhalefet partileri ve PKK lideri Öcalan ile diyalog arayarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde oluşturduğu geniş katılımlı komisyon marifetiyle çıkardığı çerçeve yasa ise bu cılız başarıyı sıfırlamıştır.

Günümüz itibarıyla İsrail ve Yunanistan’ın hevesleri kursaklarında kalmış; ABD, İngiltere, Fransa ve Almanya’nın Türkiye’nin üniter yapısını parçalama çabaları boşa çıkarılmıştır.

Ancak bu bir süreçtir. Çerçeve yasa ile sürecin sadece hukuksal altyapısı oluşturulmuştur. Bu yasa ile silah bırakma, devleti kabullenme ve topluma katılma koşullarına bağlı düzenlemeler getirilmiştir. Yasa uygulamasında başarı sağlanırsa Türkiye’nin tam demokrasiyle, yani demokratik hukuk devleti ilkeleriyle yönetilen ülkeler grubuna katılmasının yolu açılacaktır.

O nedenle çerçeve yasa sonuç değil, başlangıçtır. Sonuca gidecek yolu açan bir yasadır. Türkiye’nin sonuca varması ancak ve ancak çifte standarttan, ikircikli uygulamalardan kurtulmasıyla mümkün olacaktır. Sürecin asıl zorlu kısmı da çerçeve yasanın uygulanmasından sonra başlayacaktır.

Türkiye, 1960’tan itibaren darbeler ülkesi olmuştur. Bu ülkede 1960, 1971, 1980 ve 1997 yıllarında askerî darbeler veya muhtıralar yaşanmış; 2007 ve 2016 yıllarında da demokrasi dışı müdahale girişimleriyle karşı karşıya kalınmıştır.

Ne pişkinliktir ki darbelerle gelen 1961 ve 1982 Anayasalarının ikinci maddelerinde Türkiye’nin demokratik devlet, laik devlet ve hukuk devleti olduğu yazılıdır. Peki, anayasanın bu hükmü uygulamaya ne ölçüde yansıtılmıştır?

Demokrasilerde insan hak ve özgürlükleri vardır. Bunların bir uzantısı olan kültürel çoğulculuk ve katılım vardır. Sivil toplum ve yönetimde şeffaflık vardır. Peki uygulamada bunları görebiliyor muyuz?

Hukuk devletinde kuvvetler (yasama, yürütme ve yargı) arasında denge ve denetim vardır. Bu denge ve denetim olmazsa siyasi iktidarın kötüye kullanılması önlenemez ve uygulamada hukukun üstünlüğü sağlanamaz.
Aksini iddia edenlere Anayasa’nın 90. maddesini ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Türkiye ile ilgili kararlarını hatırlatırım.
Laiklik ilkesine bağlı devletlerde dinsel ve mezhepsel inançlara karşı devletin körlüğü esastır. Yani devlet vatandaşının dinî ve mezhebî inancının ne olduğunu bilmez; bu konuyla ilgilenmez ve bu alanda taraf olmaz.

Ama Türkiye’de uygulama böyle mi? Cevabı “evet” olanların, FETÖ’nün paralel devlet yapılanmasını nasıl yarattığını ve darbeye nasıl cesaret ettiğini; FETÖ ve diğer cemaat ve tarikatların nasıl holdinglere dönüştüğünü; neden bu illegal yapıların partiler, sendikalar, kooperatifler ve dernekler gibi devlet denetimine alınarak legalleşmesinin sağlanmadığını açıklaması gerekir.

2000’li yılların ilk çeyreğini geride bıraktık. İkinci çeyreği de etnik ve mezhepsel kimlik çatışmasıyla geçirmemek için Cumhuriyet’in 100 yıllık, hep ayrışma ve çatışma üreten zihniyetinin değişmesi gerekiyor.

Tekrar Çorum, Malatya, Kahramanmaraş, Sivas, Bingöl, Dağlıca olaylarını yaşamamak için Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşlarına baskı uygulayan; inkâr, asimilasyon ve işkence üreten mevzuatının dönemsel değil, ebediyen tarihe karışması için değişmesi gerekiyor.
Cumhuriyetimizin 100 yıllık korkularından kurtulması gerekiyor. Kâğıt üzerinde kalan demokratik, laik, sosyal hukuk devletinin hayata geçirilmesi gerekiyor. Bunun için de çerçeve yasanın başarıyla uygulanması kaçınılmazdır.

Kendisini geleceğe karşı sorumlu hisseden tüm aydın ve entelektüellere; eli kalem tutan tüm edebiyatçı, şair, yazar, gazeteci ve akademisyenlere; müzisyen, ressam ve benzeri tüm sanatçılara görev düşüyor.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde 467 oyla kabul edilen çerçeve yasanın küçük hesaplara heba edilmemesi gerekiyor.
Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki devlet reflekslerini anlamak mümkün. Ancak bu refleksleri 100 yıl boyunca sürdürmenin ve dozunu giderek artırmanın yarattığı korkunç maliyeti topluma ödetmenin vebalini artık siyaset kurumu da taşıyamaz.
Türkiye’nin önünde yeni bir fırsat bulunmaktadır. Çerçeve yasa bu fırsatın yalnızca hukuki başlangıç noktasıdır. Asıl mesele, yasanın ruhuna uygun biçimde uygulanması ve Türkiye’nin gerçekten demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olma iddiasını hayatın her alanında gerçekleştirmesidir.
Çerçeve yasa sonuç değil, başlangıçtır. Türkiye’nin geleceğini belirleyecek olan ise bundan sonra atılacak adımlardır.

Share and Enjoy !

Shares
Ceylan Hafriyat
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.