









Kemal Kılıçdaroğlu’nun Sözcü TV’deki programını izledim.
Program boyunca en çok kullandığı iki kavram vardı:
“Arınma” ve “ahlaki üstünlük.”
Ancak program bittiğinde aklımda kalan soru şu oldu:
CHP’nin gerçekten arınması gereken şey nedir?
Arınma denildiğinde insanın aklına önce kendi geçmişiyle hesaplaşmak gelir. Kendi siyasi sorumluluğuyla yüzleşmek gelir. Kendi hatalarını görmek gelir.
Oysa Sayın Kılıçdaroğlu’nun yaptığı tam tersiydi.
Yıllarca birlikte çalıştığı, görev verdiği, aday yaptığı, “yol arkadaşım” dediği insanları bugün üstü kapalı suçlamalarla hedef aldı.
Ekrem İmamoğlu’nu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına aday gösteren kendisiydi. Cumhurbaşkanı yardımcısı olarak açıklayan kendisiydi. Kurultaylarda önünü açan kendisiydi.
Bugün ise aynı isimler için “arınma” söylemi kullanılıyor.
O halde insan sormadan edemiyor:
Eğer ortada bir yanlış varsa, bu yanlışın siyasi sorumluluğu kimdedir?
Delilsiz suçlama, ahlaki üstünlük müdür?
Program boyunca CHP’li belediyeler hakkında ağır ithamlar dile getirildi.
Rüşvetten söz edildi.
Para ilişkilerinden söz edildi.
Şaibeden söz edildi.
Ama isim verilmedi.
Belge ortaya konulmadı.
Mahkeme kararı gösterilmedi.
Bir hukuk devletinde insanların suçlu ilan edilmesinin ölçüsü kanaat değil delildir.
Eğer bir belediye başkanı suç işlemişse bunun yeri televizyon ekranları değil yargı makamlarıdır.
İsim vermeden yapılan her suçlama yalnız birkaç kişiyi değil, bütün CHP’yi zan altında bırakır.
Ahlaki üstünlükten söz edenlerin önce masumiyet karinesine saygı göstermesi gerekir.
Demirtaş çelişkisi!
Programın en dikkat çekici bölümlerinden biri Selahattin Demirtaş sorusuydu.
Dokunulmazlıkların kaldırılması konusunda pişman olup olmadığı sorulduğunda “hayır” cevabı verildi.
Ancak hemen ardından Demirtaş hakkında verilen kararların siyasi olduğu ifade edildi.
Burada ciddi bir çelişki bulunmaktadır.
Eğer bugün verilen kararların siyasi olduğu düşünülüyorsa, o sürecin önünü açan siyasi tercihlerin de sorgulanması gerekir.
Hem süreci destekleyip hem de sonuçlarından şikâyet etmek tutarlı bir siyaset anlayışı değildir.
CHP’yi kim yıpratıyor?
Program boyunca CHP’nin yıpranmaması gerektiği söylendi.
Oysa CHP’yi yıpratan şey, seçimle oluşmuş parti iradesini tartışmalı hale getiren anlayıştır.
CHP’nin arınması gereken şey; kurultay kaybedince delegeleri suçlayan, yol arkadaşlarını töhmet altında bırakan ve örgüt iradesi yerine mahkeme koridorlarından çözüm bekleyen siyaset anlayışıdır.
CHP’nin geleneğinde irade polisle, mahkemeyle ya da devlet gücüyle değil; üyeyle, delegeyle ve kurultayla belirlenir.
Merdan Yanardağ ve basın özgürlüğü!
Programda dikkat çeken bir başka eksiklik de gazeteci Merdan Yanardağ konusunda yaşandı.
Basın özgürlüğünden söz eden bir siyasetçinin, hakkında ağır suçlamalarla yargılanan ve cezaevine konulan bir gazeteci konusunda daha net ve güçlü bir dayanışma göstermesi beklenirdi.
Bu konuda da kamuoyunu tatmin eden bir tavır ortaya konulamadı.
CHP’nin arınması gereken şey!
Bu programdan sonra benim vardığım sonuç şudur:
CHP’nin arınması gereken şey kişiler değildir.
CHP’nin arınması gereken şey delilsiz suçlama siyasetidir.
CHP’nin arınması gereken şey seçimle gelen iradeyi tartışmalı hale getiren anlayıştır.
CHP’nin arınması gereken şey kurultay kaybedince delegeleri suçlayan zihniyettir.
CHP’nin arınması gereken şey yıllarca birlikte yürüdüğü yol arkadaşlarını bir gecede töhmet altında bırakan siyasi kültürdür.
Ve belki de en önemlisi;
CHP’nin arınması gereken şey, partiyi geleceğe taşımak yerine geçmiş hesaplaşmalarına mahkûm eden siyaset anlayışıdır.
Sözcü TV programı bana bunu bir kez daha gösterdi.
Arınması gereken CHP değil.
Arınması gereken, CHP’yi yıllardır aynı tartışmaların içine hapseden ve bugün de çıkış yolu üretemeyen siyaset anlayışıdır.