Ceylan Hafriyat

GÜLİSTAN DOKU….Altı Yıllık Sessizlikten Adaletin Sesi

Yayınlama: 15.04.2026
A+
A-

Nihayet. Dosya, tozlu raftan indirildi.

5 Ocak 2020. Tunceli’de, Munzur Üniversitesi’nde okuyan 21 yaşındaki Gülistan Doku, KYK yurdundan çıktıktan sonra bir daha kendisinden haber alınamadı. Cansız bedeni ise hâlâ bulunamadı. Gülistan Doku adeta buharlaştı.

Altı yıl….Koskoca altı yıl boyunca bu dosya rafta tozlandı. Bir dosya bu kadar uzun süre “beklemez.” Ancak bekletilir.

Aile hayatını bir kenara bıraktı ama adalet arayışını hiç bırakmadı. Avukatları Ali Çimen tüm baskılara rağmen dosyaya dört elle sarıldı. Yıllarca “intihar” algısı pompalanırken, soruşturma kasten sürüncemede bırakıldı. Deliller karartıldı. Kamera ve HTS kayıtları sümen altı yapıldı . Yetkililer ise yıllarca aynı cümleyi tekrar etti: “Bulamadık.” Bulamamak mı, bulmamayı tercih etmek mi?

Sessizlik, bu ülkede en etkili koruma yöntemlerinden biri oldu. Buraya kadar olanlar bizim için gayet sıradandı. Normali anormal, anormali ise ustalıkla normalleştiren bizler; artık işini yapanlara minnet duyan, yapmayanlara ise alışan bir topluma dönüştük.

Ama ezber bir anda bozuldu. Tunceli Cumhuriyet Başsavcısı Ebru Cansu göreve başladı. Başsavcı Cansu, Gülistan’ın ailesinin yüzüne bakıp “söz veriyorum” dedi. Ve ilk kez biri sözünü bu dosyaya yazdı.

Her şeyi baştan ele aldı. Özel ekip kurdu. İntiharı merkezden çıkartıp, cinayet şüphesi üzerine yoğunlaştı. Bu iradenin sonucu Gülistan’ın en çok ihtiyaç duyduğu adım atıldı: Gerçek bir soruşturma .

Başsavcı Cansu’nun azmi ve talimatıyla ilk kez bir operasyon yapıldı.
7 ilde eş zamanlı… 13 şüpheli hakkında gözaltı kararı. 12’si yakalandı ve Tunceli’ye götürüldü. (Ben bunları yazarken rakamlar değişti mi bilmiyorum.)

Peki bu isimler?
Sıradan kişiler değil.
Eski erkek arkadaşı ve ailesi, eski polis olan üvey baba, dönemin valisinin oğlu, koruma polisi ve kamera kayıtlarından sorumlu görevliler.. Sadece bunlar mı yargılanmalı ? Dönemin valisi yine o dönemde görev yapan savcı ve emniyet görevlilerinin de yargı önünde hesap vermesi gerekmiyor mu?

Yani mesele bir kayıp değil sadece. Mesele ,sistemin tam ortası.

Yıllarca “bulamadık” diye oyalayanlar, bir kadın savcının kararlı duruşu sayesinde dosyayı raftan indirmek zorunda kaldı. Ve evet …Hepimizin içinde gerçek bir umut şimdi …

Ama bu dosya yalnız değil maalesef .Bu ülkede, benzer şüpheli kadın ölümleri aynı karanlık şablona oturtulup, aynı senaryoyla yazılıyor.
Rojin Kabaiş, Nadira Kadirova, İpek Er ve daha niceleri gibi .

Bu davaların hepsinde, şaşırtıcı bir ortak noktalar var:
– Üniversite öğrencisi genç kadınlar
– KYK yurdundan ayrılma sonrasında kayboluş
– Su kenarında (göl, baraj, su) bulunan cansız bedenler
– İlk anda “intihar” vurgusu
– Eksik deliller, geciken raporlar
– Kamu görevlileri veya güçlü bağlantı şüpheleri
– Yıllarca süren sürüncemede bırakılış
Bunlar tesadüf mü? Yok değil. Burada sessizliğin deseni var.

Şimdi herkesin gözü burada. Toplumda biriken öfke, kırgınlık ve adalet açlığı o kadar derin ki, her olumlu haberin arkasında “acaba yine mi kandırılıyoruz?” sorusu beliriyor. Şu bir gerçek ki benim gibi pek çoğumuzun içi ancak adil bir yargılama ile suçluları demir parmaklıklar arasında görene kadar rahatlamayacak .
O rahatlama, intikam duygusu değil; asıl olarak güvenin yeniden inşasıdır. Hukukun üstünlüğü, herkes için eşit uygulanmadığı sürece, her müjde gibi gelen haber gerçekten “ağzımıza çalınan bir parmak bal” olmaktan öteye gidemiyor.

Adalet mekanizması, siyasi rüzgârlara, medya manipülasyonuna veya “kimin çocuğu” hesaplarına göre eğilip bükülürse, o deseni kırabilmek çok zorlaşıyor. Gerçek suçluların hesap vermesi, sadece bireysel rahatlama değil, toplumun yaralarını sarma meselesi.

Bu ülkede yıllardır hem masumların mağdur edildiği ,hem de gerçek suçluların dışarıda gezdiği algısı çok güçlü. İkisi birden düzelmeden tam bir huzur zor.

Sessizlik bazen çığlık atmaktan daha ağır geliyor. Ama o sessizliğin içinde biriken enerji, eğer doğru kanallara (gerçek hukuk reformu, bağımsız yargı, eşit uygulama) yönelirse değişim de mümkün olabilir.

Hepimize müjde gibi gelen bu haberlerin ağzımıza çalınan bir parmak bal olmamasını diliyorum gönülden.

Başsavcı Ebru Cansu’nun azmiyle Gülistan Doku için gerçek adalet yerini bulursa, bu sadece bir dosyanın değil ; tüm karanlıkta çürütülen, üstü örtülen kadın cinayetlerinin kilidini kıracak.

Rojin Kabaiş, Nadira Kadirova, İpek Er ve nicelerinin dosyaları içinde bir umut olacak.

Ya adalet ya karanlık. Orta yol artık yok.

Başsavcı Cansu’nun girişimi yalnızca bir dosyayı değil, tüm karanlık vakaları aydınlatma potansiyeline sahip, görmemek mümkün değil..
Başsavcı Cansu’nun adımı, yalnızca bir dosya değil bir sistemin sorgulanmasına açılan kapı olabilir mi?
Adalet; bu gecikmiş bir yüzleşmeyi yapabilecek mi?
Ne dersiniz ?
Hoş ve mutlu kalın..

REKLAM ALANI
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.