









Gazetecilik; peşin hüküm vermek değil, gerçeği araştırma mesleğidir. Bir köşe yazarı elbette eleştirir, sorgular, kamu adına denetim yapar. Ancak bunu bilgiyle, belgeyle ve gazetecilik etiğiyle yapmak zorundadır.
Gazetecilik; peşin hüküm vermek değil, gerçeği araştırma mesleğidir. Bir köşe yazarı elbette eleştirir, sorgular, kamu adına denetim yapar. Ancak bunu bilgiyle, belgeyle ve gazetecilik etiğiyle yapmak zorundadır.
Son dönemde bazı köşe yazılarında farklı bir anlayışla karşılaşıyoruz. Aynı siyasi aktörler, aynı belediyeler ve aynı çevreler sürekli hedef alınıyor. İddialar kesin hüküm gibi sunuluyor; belge yok, karşı görüş yok, araştırma yok. Yazılar, eleştiriden çok iddianameye benziyor.
Oysa gazeteciliğin en temel ilkelerinden biri, hakkında yazı yazılan kişi ya da kurumu aramak, görüşünü almak ve iddiaları doğrulatmaya çalışmaktır. Gazeteci önce dinler, sonra yazar. Aldığı yanıt kendisini tatmin etmiyorsa yine araştırır, yine eleştirir ve yine inandığını yazar. Ama bunu tek taraflı kanaatlerle değil, doğrulanmış bilgi ve belgelerle yapar.
Muhatabını dinlemeden yazılan yazılar, gazetecilik değil; savcı gibi davranmaktır. Gazetecinin görevi suçlu ilan etmek değil, kamuoyunu doğru ve eksiksiz bilgilendirmektir. Hüküm vermek ise mahkemelerin işidir.
Yerel basının asli görevi; kentin ortak değerlerini, çevreyi, kıyıları, ormanları, kamusal alanları, halkın ekonomik ve sosyal sorunlarını gündeme taşımaktır. Gazetecilik, sürekli kutuplaşmayı besleyen siyasi polemiklerle değil; kamu yararını önceleyen haber ve analizlerle değer kazanır.
Eleştiri demokrasinin vazgeçilmez unsurudur. Ancak eleştirinin de bir ahlakı vardır. Bilgiden kopan eleştiri karalamaya, araştırmadan yapılan yorum ise algı operasyonuna dönüşür.
Kalemin gücü, yargısız infaz yapmakta değil; hakikati cesaretle ortaya çıkarmaktadır. Çünkü gerçek gazeteci savcı gibi davranmaz, gerçeğin peşinden gider. Gazeteciliğin itibarı da tam burada başlar.