Kiminle Kavga Ediyoruz?

Hiç dikkat ediyor musunuz?
Sürekli bir tartışmanın ortasına çekiliyoruz. Daha cümle bile kurulmadan “Hangi taraftasın?” diye safımız soruluyor.

Yayınlama: 02.03.2026
A+
A-

Hiç dikkat ediyor musunuz?
Sürekli bir tartışmanın ortasına çekiliyoruz. Daha cümle bile kurulmadan “Hangi taraftasın?” diye safımız soruluyor. Ortak dertlerimiz, göz açıp kapayıncaya kadar kimlik başlıklarına bölünüyor. Konuşmayı değil, saflaşmayı körükleyen bir döngü bu. Ve hepimiz, istemeden de olsa, içine düşüyoruz.
Oysa ülkede bambaşka, herkesi aynı acıyla vuran sorunlar var: Hayat pahalılığı, derinleşen gelir adaletsizliği, genç işsizliği… Bunlar hepimizin ortak yarası. Ekonomik kriz her geçen gün ağırlaşırken, kamusal tartışma neden etnik ve dini fay hatlarına kayıyor? Tesadüf mü? Sınıf gerilimi, birdenbire kimlik gerilimine dönüştürülüyor. Eşitsizlik büyüdükçe öfke de büyüyor; ama bu öfke yukarıya, yani yapısal nedenlere değil, yana akıyor: İnsanlar sistemi değil, birbirini hedef alıyor. Tartışma artık yoksulluk, adalet ya da adil gelir dağılımı üzerinden değil; kimlikler üzerinden yürüyor. Böylece asıl sorun görünmez hale geliyor.
Herbert Marcuse buna “ikincil tartışma alanları” diyordu: Asıl mesele sistemken, bizi birbirimizle oyalayan başlıklar öne çıkarılıyor. Karl Marx boşuna dememiş: Ekonomik eşitsizlik, kutuplaşmanın en güçlü motorudur. Geçim derdi büyüdükçe öfke kimliklere kanalize ediliyor. “Divide and rule” – böl ve yönet – sömürgecilikten günümüz popülizmine uzanan eski ama hâlâ çok etkili bir taktik.
Son haftaya bakmak yetiyor.
“Maarif’in Kalbinde Ramazan” etkinlikleri altında okullarda yapılan uygulamalar; yaş gruplarına göre sorular, selefi yemini… Tartışma pedagojik mi olmalıydı, bilimsel mi, kapsayıcı mı? Eğitim evrensel değerlerle örtüşüyor mu, çocukların gelişim düzeyi dikkate alınıyor mu, ideolojiler okula mı giriyor? Konuşmamız gereken buydu.
Ama konu hızla Sünni–Alevi, oruçlu–oruçsuz, laik–antilaik eksenine kaydı. İlke silindi, kimlik öne çıktı.
Yalova’da bir babanın ve 14 aylık kızının ağır yaralandığı vahşi şiddet olayında ilk refleks ne olmalıydı? Çocuk güvenliği, toplumsal şiddet döngüsü… Oysa olay anında Kürt–Türk gerilimine bağlandı. Şiddetin kendisi arka planda kaldı; kimlik etiketi sahneye çıktı. Şiddeti değil kimliği konuşunca, hem çözüm hem öfke buharlaşıyor.
Bir de ilahi meselesi: Meclise kadar taşındı, viral oldu. Bu ilahi ne bir inananın inancını artırdı ne de inançsızın inançsızlığını derinleştirdi. Gerekli miydi? Asla. Okulda teneffüs zili olarak ilahi çalınması ise tam bir kaos makinesi.
Başka bir örnek: Abdullah Çatlı filmi. Fragman ve afiş çıkar çıkmaz toplum ikiye bölündü: “Kahraman” mı, “mafya/derin devlet figürü” mü? Susurluk Skandalı, Bahçelievler Katliamı, uyuşturucu bağlantıları gibi ağır tarihsel gerçekler üzerine serinkanlı bir yüzleşme yerine, “bizden mi, değil mi” refleksi devreye girdi. Sinema konuşulmadı; hafıza savaşı yapıldı.
Döngü hep aynı:
Ekonomik kriz derinleşir.
Öfke birikir.
Öfke kimliklere yönelir.
Taraf olmak ödüllendirilir.
Asıl sorun görünmez olur.
Bu sırada Ortadoğu yine ateş hattında, çocuklar yine ölüyor. Küresel güç dengeleri yeniden şekillenirken bizim gündemimiz tanıdık fay hatlarında sıkışıyor: Laik–antilaik, Kürt–Türk, Sünni–Alevi.
Belki de ihtiyacımız olan şey çok basit ama bir o kadar zor:
Refleksle değil, düşünerek konuşmak.
Kimlik üzerinden değil, ilke üzerinden tartışmak.
“Kim yaptı?”dan önce “Bu olay hangi yapısal adaletsizliğe işaret ediyor?” diye sormak.
Çünkü eşitsizlik sadece maddi değil; toplumsal barışı, ortak geleceği de kemiriyor.
Eğer her tartışmada safımızı değil aklımızı, duygularımızı değil ilkelerimizi öne koyabilirsek, belki bu döngüyü kırmaya bir yerden başlarız.
Soru hâlâ karşımızda duruyor:
Biz aynı ülkede gerçekten birlikte yaşamayı istiyor muyuz?
Yoksa birbirimize karşı konumlanmayı mı tercih ediyoruz?
Belki de en yakıcı soru şu:
Kiminle kavga ettiğimizi gerçekten biliyor muyuz?

Barışçıl günler için umutla… Hoş ve mutlu kalın.

REKLAM ALANI
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.