
Mobbing, münferit birkaç olaymış gibi gösterilmeye çalışılsa da; eğitimden sağlığa, kamu kurumlarından özel sektöre kadar çalışma hayatının her alanında sistematik bir soruna dönüştüğünü artık kabul etme zamanı gelmedi mi?
Bunun sonuçlarının ne kadar ağır olabileceğini Irmak öğretmenin yaşamına son vermesiyle hep birlikte gördük. Irmak bir ilk miydi? Elbette hayır.
Psikolojik şiddet farkındalığı bugün her zamankinden daha kritik hale geldi. Açık baskı, dışlama, itibarsızlaştırma, yıldırma ve sistematik yalnızlaştırma… Bu yöntemler ne yazık ki birçok kurumda sıradanlaştı. Pek çok çalışan maruz kaldığı psikolojik şiddeti mobbing olarak tanımlayamıyor maalesef .Tanımlayabilenler ise sesini yükseltmekten çekiniyor. Çünkü hak aramanın bedeli genellikle daha ağır baskı, sürgün, dışlanma ya da mesleki itibarının yerle bir edilmesi oluyor. Bu korku ikliminde sessizlik büyürken mobbingciler cesaret buluyor, mağdurlar ise derin bir yalnızlığa ve çaresizliğe sürükleniyor.
Psikolojik şiddet uzun süre görmezden gelindiğinde yalnızca çalışma ortamını zehirlemekle kalmıyor; ruhsal sağlığı derinden tahrip ediyor. Bu süreç, failin mağdur üzerinde güç ve kontrol kurma döngüsüyle ilerler: Sürekli değersizleştirme ve yıldırma mağdurun direncini kırar, “yumurta kabuğu üzerinde yürüme” hissini yaratır ve gerilimi biriktirir. Zamanla psikolojik taciz normalleşir, fail cesaretlenir ve şiddet fiziksel boyuta evrilebilir. Bunu ben değil bilimsel araştırmalar söylüyor. Bu nedenle mobbing, basit bir iş yeri sorunu değil, doğrudan insan hayatını hedef alan ağır bir hak ihlalidir.
Aslında Irmak öğretmen giderken adeta çığlık atarak gitti. Her zamanki gibi biz maktulün sesini yaşarken değil, veda ettikten sonra duyduk. Veda diyorum diğer kelimeyi yazmaya elim gitmiyor. O kadar gençti ki… Yakışmıyor.. Kimbilir yaşarken ne kadar haykırdı ama duyulmadı ya da duyanlar bir şey yapmadı .Bu yaşanan süreç, iddiaların titizlikle araştırılması, sorumluların hesap vermesi ve toplumda psikolojik şiddet farkındalığının artırılması için acil bir uyarı niteliğinde değilse nedir?
Özellikle eğitim alanında tablo utanç verici. Liyakatsiz yönetim, keyfi uygulamalar, öğretmenlerin itibarını zedeleyen tutumlar ve hak arayanlara reva görülen baskılar, okulları korku ve sindirme yuvasına çevirdi. Oysa okullar; baskının değil adaletin, korkunun değil güvenin, yalnızlaştırmanın değil dayanışmanın hâkim olduğu kurumlar olmalıdır.
Mobbing bireysel bir mesele değildir. Çalışma barışını bozan, kurumları çürüten, verimliliği yok eden ve insan ruhunu tarumar eden sistematik bir şiddettir. Görmezden gelindikçe büyür, sessizlikle beslendiğinde daha fazla can yakar.
Bu nedenle her acı olaydan sonra birkaç gün yas tutup gündemin değişmesini beklemek yetmez. Sorunun köküne inmek zorunludur. Meslektaş dayanışması acilen güçlendirilmeli, sendikalar eğitim emekçilerinin yanında lafta değil, somut, cesur ve kararlı adımlarla yer almalıdır. Mobbing iddiaları ciddiyetle soruşturulmalı, hak ihlallerine karşı caydırıcı mekanizmalar işletilmeli ve çalışanların korkusuzca konuşabildiği bir düzen kurulmalıdır.
Kadrolu, sözleşmeli ya da ücretli ayrımı yapılmaksızın tüm eğitim emekçilerinin haklarının korunduğu, korkmadan konuşabildiği ve yalnız bırakılmadığı bir çalışma ortamı oluşturulmadıkça benzer acılarla yüzleşmeye devam edeceğiz. Irmak öğretmenin ardından söylenebilecek en anlamlı söz şudur: Bir daha hiçbir emekçi kendisini çaresiz, yalnız ve umutsuz hissetmesin diye psikolojik şiddete karşı farkındalığımızı yükseltmek ve bu düzeni değiştirmek zorundayız. Unutmayalım ki psikolojik şiddet, güç ve kontrol döngüsüyle gerilimi biriktirerek fiziksel şiddete evrilmekte ve canlara mal olmaktadır.
Ünlü yazar Lev Tolstoy’un sözüyle noktalayalım “Kötüler, kendilerine tahammül edildikçe daha çok azarlar.”
Hoşçakalın