Kumbahçe Mahallesi’nde Mantar Burnu mevkiinde yıllardır kullanılan yolcu iskelesi alanı için hazırlanan “Bodrum Yolcu Limanı Tekne Yanaşma Yeri ve Feribot İskelesi Projesi”, artık son derece kritik bir aşamaya gelmiş durumda.
Kumbahçe Mahallesi’nde Mantar Burnu mevkiinde yıllardır kullanılan yolcu iskelesi alanı için hazırlanan “Bodrum Yolcu Limanı Tekne Yanaşma Yeri ve Feribot İskelesi Projesi”, artık son derece kritik bir aşamaya gelmiş durumda.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından duyurulan 22 Nisan 2026 tarihli İDK (İnceleme Değerlendirme Komisyonu) toplantısı, bu projenin kaderini belirleyecek en önemli eşiklerden biri olacak.
Bu nedenle mesele artık yalnızca bir liman projesi değil; Kumbahçe’nin kıyılarının, halk plajlarının, mahalle yaşamının ve kent hafızasının korunup korunamayacağı meselesidir.
Kumbahçe, Bodrum’un sadece bir mahallesi değildir; denizle iç içe yaşayan insanların, çocukların, yaşlıların, ailelerin her gün nefes aldığı, yürüdüğü, yüzdüğü ortak yaşam alanıdır.
Paşatarlası ve Giritli Teyze halk plajları, bu mahallenin kamusal belleğinin ayrılmaz parçalarıdır. Özellikle Giritli Teyze Plajı’nın mavi bayraklı niteliği, buranın çevresel kalitesinin ve kamusal değerinin açık göstergesidir.
Şimdi bu alanın hemen yanı başında, mevcut yolcu iskelesinin kapsamı çok daha büyütülmek isteniyor. Proje dosyasına göre:
yaklaşık 130 tekne yanaşma kapasitesi,
105 metre uzunluğunda yeni feribot iskelesi,
aynı anda 4 feribot yanaşabilecek yeni düzenleme,
terminal ve çeşitli ticari alanlar
planlanıyor.
Bu tablo, kamuoyuna anlatıldığı gibi basit bir modernizasyon değildir. Bu, Kumbahçe kıyısının kullanım biçimini değiştirecek, kamusal alan üzerindeki baskıyı artıracak ciddi bir müdahaledir.
Bu projenin yaratacağı başlıca riskler şunlardır:
halkın denize erişim alanlarının daralması,
plaj kullanımının zorlaşması,
deniz trafiği nedeniyle güvenlik riskleri,
gürültü ve hava kirliliği,
mevcut altyapının daha da zorlanması,
trafik ve otopark sorununun büyümesi.
Kumbahçe’nin bugünkü haliyle bile yaz aylarında zorlanan altyapısı düşünüldüğünde, bu yükün mahalle yaşamını nasıl etkileyeceği açıktır.
Bu nedenle halkın tepkisi son derece haklıdır. Geçtiğimiz aylarda yapılan halk katılım toplantısı, mahalle sakinleri, sivil toplum kuruluşları, meslek odaları ve çevre duyarlılığı olan yurttaşların güçlü itirazları nedeniyle yapılamadı.
“Kumbahçe’de Marina İstemiyoruz” platformu yüzlerce imza toplayarak Bodrum Belediyesi’ne teslim etti.
Bu tepki, duygusal bir refleks değil; yaşam alanını, sahilini, denizini ve sağlığını savunan meşru bir toplumsal duruştur.
Şimdi ise süreç en kritik aşamaya gelmiş durumda. 22 Nisan’daki İDK toplantısı, Ankara’da bu proje hakkında en önemli değerlendirmelerin yapılacağı yer olacak.
Bu noktada Bodrum Belediyesi’nin tavrı hayati önemdedir.
Kamuoyunun en doğal sorusu şudur:
Bodrum Belediyesi bu toplantıya katılacak mı?
Kumbahçe halkının kaygılarını Ankara’da kim dile getirecek?
Yerel yönetimlerin görevi yalnızca hizmet üretmek değil; kent hakkını, kamusal alanı ve halkın yaşam kalitesini korumaktır. Bu nedenle Bodrum Belediyesi’nin:
toplantıya mutlaka katılması,
teknik bilgiye sahip yetkin bir temsilci görevlendirmesi,
halkın kaygılarını resmi görüş olarak Ankara’ya taşıması
artık bir tercih değil, kurumsal sorumluluktur.
Bu süreçte duyarlı yurttaşlar, mahalle sakinleri ve kent belleğine sahip çıkan isimler süreci yakından izliyor. Zeki Özkeskin başta olmak üzere konuyu takip eden dostlarımızın aktardığı bilgiler doğrultusunda, biz de bulunduğumuz toplumsal ve siyasal sorumluluk çerçevesinde gerekli temasları sürdürüyoruz.
Zeki ağabeyin de vurguladığı gibi, belediye meclis üyelerinin de bu süreçte proaktif davranması gerekiyor.
Çünkü konu bir yatırım değil; bir yaşam hakkı meselesidir.
22 Nisan’da Ankara’da yalnızca bir proje görüşülmeyecek.
Kumbahçe’nin kıyıları, Bodrum’un ortak hafızası ve halkın denize erişim hakkı masada olacak.
Asıl soru şu: Kumbahçe’nin sesi o masada olacak mı?