Asıl soru, belirli hükümetlerin neden teknoloji şirketlerini desteklediği değil,
siyasal sistemlerin neden giderek onlara bağımlı hale geldiğidir.
Sürtünmesiz Büyüme
20. yüzyılın sonlarından bu yana gelişmiş ekonomiler geleneksel kanallar üzerinden
büyüme üretmekte zorlanmaktadır. Sanayi üretimi sermaye yoğun hale gelmiş ve küresel ölçekte parçalanmıştır. Örgütlü emek
zayıflamıştır. Mali genişleme siyasal ve finansal kısıtlarla karşı karşıyadır. Yeniden bölüşüm konusu seçmen nezdinde kırılgan hale gelmiştir. Bu ortamda
teknoloji, yapısal olarak elverişli bir çözüm olarak ortaya çıkmaktadır.
Teknoloji öncülüğündeki büyüme, yeniden bölüşüm gerektirmeden genişlemeyi, sanayi çatışması yaratmadan yeniliği ve yerleşik çıkarlarla yüzleşmeden rekabeti mümkün kılar. Görece küçük işgücüyle yüksek değerlemeler üretilir. Bu da, siyasal açıdan cazip ancak toplumsal açıdan zayıf büyüme göstergeleri yaratır.
Bölüşüm çatışmasına girmeden büyüme sunma baskısı altındaki hükümetler için bu yalnızca çekici değildir. Siyasal maliyet üretmeden büyüme göstergeleri sunabildiği için yapısal olarak
işlevseldir.
Teknoloji Sermayesinin Politik Ekonomisi
Teknoloji şirketleri yazılım, veri, fikri mülkiyet, ağlar ve platformlar gibi varlıklar üzerine inşa edilmiştir. Bu varlıklar geleneksel sermayeden farklıdır.
Bu özellikler onları
küreselleşme, sermaye hareketliliği ve parçalı egemenlik tarafından kısıtlanan çağdaş devlet yapılarıyla özellikle uyumlu kılar.
Sanayi sermayesinin bir zamanlar emekle pazarlık yapmayı ve ulusal kalkınma stratejileriyle eşgüdüm gerektirdiği yerde, teknoloji sermayesi kısmen mevcut düzenleyici çerçevelerin dışında kalan ekosistemler üzerinden
işler. Devletler bu durumu yalnızca tolere etmez. Zamanla ona uyum sağlar. Bu uyum giderek politika yanlılığına dönüşür.
Politika Tercihinden Yapısal Yanlılığa
Pragmatik uyum olarak başlayan süreç zamanla yapısal tercihe dönüşür.
Düzenleyici çerçeveler
platform dinamiklerinin gerisinde kalır.
Rekabet hukuku ağ etkilerini (network effects/network externalities) ele almakta zorlanır. Vergi sistemleri maddi olmayan rantları yakalayamaz. İş hukuku ise, teknolojinin sistematik olarak aşındırdığı istihdam modellerine göre şekillenmeye devam eder.
Bu yanlılık bilinçli bir niyet gerektirmez. Kurumsal uyumsuzluktan doğar.
Sanayi kapitalizmi için tasarlanmış siyasal sistemler, sanayi sonrası bir ekonomiyi eskimiş araçlarla yönetmektedir.
Teknoloji şirketleri, hükümetler eşitsizliği bilinçli olarak seçtiği için değil, kurumlar yeni
ekonomik güç biçimlerini sınırlamakta başarısız olduğu için avantaj elde eder.
Bu anlamda eşitsizlik bir politika hedefi değildir. Yapısal bir yan üründür.
Yeniden Bölüşümün Yerine Yenilik
Yeniden bölüşüm siyasal olarak
tartışmalı hale geldikçe, yenilik telafi edici bir rol üstlenir. Büyümenin bölüşüme ilişkin gerilimleri dolaylı yoldan çözeceği varsayılır. Yükselen değerlemelerin yatırım, istihdam veya yayılma etkileri yoluyla daha geniş bir refaha dönüşeceği kabul edilir. Ampirik tablo bunun aksini göstermektedir.
Teknolojik yeniliğin getirileri son derece
yoğunlaşmıştır. Emek payları
geriler. Büyük teknoloji şirketlerinin dinamikleri baskın hale gelir. Yenilik, mekânsal olarak kümelendikçe coğrafi eşitsizlik derinleşir.
Yenilik, yeniden bölüşümün yerine geçen bir anlatıya dönüşür. Siyasal meşruiyeti korurken
eşitsizliğin genişlemesine izin verir.
Nedenler Değil, Belirtiler
Gelişmiş ekonomilerdeki son gelişmeler, siyasal sistemlerin devlet gücü ile teknoloji sermayesi arasındaki uyumu nasıl benimsediğini ve pekiştirdiğini göstermektedir. Düzenleyici tercihler, mali teşvikler ve siyasal söylem yenilik, rekabet gücü ve teknolojik liderlik etrafında birleşmektedir.
Asıl sorun,
modern yönetişimin kurumsal dönüşüm talep etmeden büyüme üreten sermaye biçimlerine olan yapısal bağımlılığında yatmaktadır.
Bu Uyum Neden Kalıcıdır?
Bu uyum, aynı anda birden fazla siyasal kısıtı çözdüğü için kalıcıdır.
Siyasal sistemler bu özelliklere bağımlı kaldığı sürece teknoloji, ideolojik bir tercihten ziyade kurumsal hayatta kalmanın bir gereği olarak desteklenmeye devam edecektir.
Eşitsizliği Yeniden Düşünmek
Bu perspektiften bakıldığında eşitsizlik öncelikle açgözlülüğün, kurumların çıkar gruplarının etkisi altına girmesinin veya bireysel aktörlerin sonucu değildir.
Kurumsal yetersizliği yansıtır. Siyasal sistemlerin yeni ekonomik güç biçimlerine sınır koyamaması söz konusudur.
Yönetişim yapıları teknoloji sermayesinin gerçeklerine uyum sağlayana kadar, politika gücü sınırlamak yerine onun gerisinden gelmeye devam edecektir.
Sorun, teknolojinin çok hızlı ilerlemesi değildir. Sorun, kurumların çok yavaş uyum sağlamasıdır.
Karşı Ağırlıklar Olmadan Güç
Modern siyasetin teknoloji sermayesine yönelik tercihi bu dinamiği yansıtır. Büyüme sürer. Meşruiyet korunur. Eşitsizlik derinleşir.
Siyaset eşitsizliği seçtiği için değil, gücün
en yeni biçimini sınırlamayı henüz öğrenemediği için teknoloji sermayesini desteklemek zorunda kalır.
Not: Bu yazı, Arda Tunca’ya ait Demos (www.ardatunca.net) adlı sitede yayınlanmıştır.