









Muğla Büyükşehir Belediyesi’nin iki buçuk yıllık hizmet sunumunu dikkatle dinlediğimde ve ortaya konulan çalışmaları incelediğimde karşıma iki önemli gerçek çıktı.
Muğla Büyükşehir Belediyesi’nin iki buçuk yıllık hizmet sunumunu dikkatle dinlediğimde ve ortaya konulan çalışmaları incelediğimde karşıma iki önemli gerçek çıktı.
Birincisi, Muğla’nın geleceğini doğrudan ilgilendiren milyarlarca liralık büyük yatırımlar.
İkincisi ise bu yatırımlarla birlikte öğrenciden emekliye, kadından çocuğa, üreticiden engelli yurttaşa kadar toplumun hemen her kesimine ulaşmaya çalışan güçlü bir sosyal belediyecilik anlayışı.
Aslında iki buçuk yıllık dönemi değerlendirirken bu ikisini birbirinden ayırmamak gerekiyor.
Çünkü çağdaş belediyecilik yalnızca yol, su ve kanalizasyon yapmak değildir. Ama bunları yapmadan da sosyal belediyecilik olmaz.
Mesele, büyük yatırımları insan odaklı bir kent vizyonuyla birleştirebilmektir.
Ben Ahmet Aras yönetiminin iki buçuk yıllık tablosunda en çok bu yaklaşımı görüyorum.
Geçtiğimiz günlerde bu hizmet sunumunu değerlendiren bir köşe yazısının başlığında kullanılan “Yersek” sözcüğü ise üzerinde durulmayı hak ediyor. Bir belediyenin icraatlarını beğenmeyebilirsiniz, en sert biçimde eleştirebilir, açıklanan her rakamın hesabını sorabilirsiniz; gazeteciliğin görevi de budur. Fakat daha başlıktan “Yersek” diyerek okuyucuya “anlatılanlara inanmayın” hükmünü vermek için karşısına aynı ağırlıkta veri ve belge koymak gerekir. 6 milyar TL’yi aşan su ve altyapı finansmanını, 2,85 milyar TL’lik yol yatırımlarını, milyarlık su projelerini, 1 milyar TL’yi aşan afet ve itfaiye yatırımlarını ve toplumun farklı kesimlerine ulaşan sosyal politikaları yeterince tartışmadan; buna karşılık sunucunun kim olduğunu, neden “lansman” denildiğini veya organizasyonun nasıl hizmet alımıyla gerçekleştirildiğini öne çıkarmak, büyük resmi görmemektir. “Yersek” demek kolaydır; gazetecilik açısından zor ve değerli olan, “Yemeyin” dediğiniz şeyin neden doğru olmadığını rakamla, belgeyle ve karşılaştırmayla ortaya koymaktır. Eleştiri elbette olacaktır; fakat güçlü eleştiri küçümseyen bir kelimeden değil, gerçeğin bütününü görebilmekten doğar.
10 Milyardan 34,3 Milyar TL’ye Çıkan Bir Bütçe
Öncelikle rakamları doğru okumamız gerekiyor.
Muğla Büyükşehir Belediyesi’nin 2024 yılında yaklaşık 10 milyar TL olan bütçesi, 2026 yılında 34,3 milyar TL’ye yükseldi.
Bu küçümsenecek bir büyüklük değildir.
MUSKİ’nin bütçesi de önemli ölçüde büyütülürken su ve altyapı yatırımları için 6 milyar TL’yi aşan finansman sağlandı.
Yollara milyarlarca lira ayrılıyor.
Su projeleri milyarlarca liraya ulaşıyor.
Afet ve itfaiye kapasitesinin güçlendirilmesi için 1 milyar TL’yi aşan yatırım gerçekleştiriliyor.
Dolayısıyla karşımızda yalnızca küçük ölçekli sosyal projeler üreten bir belediyecilik değil, aynı zamanda Muğla’nın gelecek on yıllarını ilgilendirecek büyük altyapı yatırımlarını gerçekleştirmeye çalışan bir Büyükşehir Belediyesi var.
Rakamlar burada önemlidir.
Çünkü vizyonunuzun büyüklüğü kadar, o vizyonu gerçekleştirecek mali ve kurumsal kapasitenizin de olması gerekir.
Muğla’nın En Büyük Meselesi: Su
Muğla gibi dünyanın gözünün üzerinde olduğu bir kentte hâlâ su sorununu konuşuyor olmamız kabul edilebilir bir durum değil.
Özellikle Bodrum’da yaşayanlar bunu çok iyi bilir.
Yaz geldiğinde su kesintileri, patlayan hatlar ve kayıp-kaçak günlük yaşamın bir parçasına dönüşebiliyor.
Bu nedenle MUSKİ’nin güçlendirilmesini ve su yatırımlarının Büyükşehir yönetiminin en önemli önceliklerinden biri haline getirilmesini çok değerli buluyorum.
Burada artık küçük yatırımlardan söz etmiyoruz.
2,7 milyar TL’lik Ekinanbarı Desalinasyon Tesisi, yaklaşık 800 milyon TL’lik Turgutreis ters ozmoz tesisi, Bodrum Kuzey ve Güney Ring hatları ve büyük şebeke yenilemeleri söz konusu.
Ekinanbarı projesinin tek başına yılda yaklaşık 20 milyon metreküp içme suyu sağlaması hedefleniyor.
Bunlar Muğla’nın geleceği açısından stratejik yatırımlardır.
Ancak daha önce söylediğim düşüncemi burada da koruyorum:
Muğlalı proje değil, musluğundan kesintisiz akan su görmek istiyor.
Dolayısıyla bu büyük yatırımların gerçek başarısı tamamlandıkları ve vatandaşın günlük yaşamındaki sorunu ortadan kaldırdıkları gün ortaya çıkacaktır.
Milyarlık Yolların Yanında Öğrenciye 1 TL Ulaşım
Ulaşımda da aynı anlayışı görüyoruz.
Bir tarafta 2 milyar 850 milyon TL’lik yol yatırımı, yüzlerce kilometrelik yol yapım ve yenileme çalışmaları var.
Diğer tarafta öğrenciye 1 TL ulaşım, Anne Kart, yaşlılara yönelik destekler ve engelli yurttaşların ulaşım sistemine daha rahat katılmasını sağlayan uygulamalar var.
İşte benim üzerinde durduğum belediyecilik anlayışı tam olarak burada ortaya çıkıyor.
Bir belediye milyarlarca liralık yolu yaparken o yolda otobüse binecek öğrenciyi de düşünüyorsa;
ulaşım filosunu büyütürken çocuğuyla yolculuk yapan anneyi de görüyorsa;
kentin ulaşım sistemini planlarken engelli yurttaşı unutmuyorsa;
orada altyapı yatırımıyla sosyal belediyecilik birbirini tamamlıyor demektir.
Sosyal Belediyecilik Bir Tercihtir
Sunumda beni en fazla etkileyen alanlardan biri sosyal belediyeciliğin ulaştığı genişlik oldu.
Evde bakım…
Hasta nakil…
HPV aşı desteği…
Tip 1 diyabet hastalarına sensör ve insülin desteği…
Psikolog, diyetisyen ve fizyoterapi hizmetleri…
Anne ve bebek destekleri…
Emekliler…
Çocuklar…
Engelli yurttaşlar…
Bunların her biri ayrı ayrı değerlidir.
Ama benim açımdan daha önemli olan, bunların arkasındaki yönetim anlayışıdır.
Çünkü belediyenin bütçesini nereye harcadığınız aslında nasıl bir toplum ve nasıl bir kent istediğinizi gösterir.
Milyarlarca liralık yatırımları yaparken sosyal desteği ihmal etmiyorsanız, belediyeciliğin iki temel ayağını birlikte yürütüyorsunuz demektir.
Bir tarafta kentin altyapısını, diğer tarafta toplumsal dayanışmayı güçlendirmek.
Benim anladığım sosyal demokrat belediyecilik de budur.
Kadının Güçlü Olmadığı Kent Güçlü Olamaz
Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi Başkanlığının kurulması, kadın yaşam merkezleri, danışma noktaları, Kadın Konukevi ve Kadın Mahalle Meclisleri önemli adımlardır.
İki yılda kadınlara yönelik hizmetlerle 42 bin kadına ulaşılması bu politikanın ölçeğini göstermesi açısından önemlidir.
Ancak yine rakamın arkasındaki insana bakmak gerekiyor.
Bir kadın şiddete uğradığında gidebileceği bir kapının olduğunu biliyorsa;
psikolojik ve hukuki destek alabiliyorsa;
ekonomik olarak ayakta durması için yanında bir kamu kurumu bulabiliyorsa;
yaşadığı mahallenin karar süreçlerine katılabiliyorsa;
o zaman belediyecilik hayatın içine girmiş demektir.
Kadını güçlendiren kent, toplumu güçlendirir.
Muğla Sadece Turizm Değildir
Muğla denildiğinde Türkiye’nin ve dünyanın aklına önce Bodrum, Marmaris, Fethiye ve turizm geliyor.
Ama Muğla aynı zamanda köylünün, çiftçinin, arıcının, zeytincinin ve üreticinin kentidir.
Bu nedenle tarımsal yatırımların ve üretici desteklerinin sosyal belediyeciliğin ayrılmaz bir parçası olduğunu düşünüyorum.
Üreticiye yalnızca fidan vermek yetmez.
Ürünü işleyecek tesis kurmak, kooperatifleşmeyi desteklemek, markalaşmayı sağlamak, pazara ulaştırmak ve üreticinin kazancını artırmak gerekir.
Tarımsal ürün işleme tesisleri, kooperatifçilik, yerel tohum çalışmaları, sulama yatırımları ve üretici destekleri bu nedenle önemlidir.
Çünkü mesele yalnızca çiftçiye yardım etmek değildir.
Mesele üreten Muğla’yı ayakta tutmaktır.
1 Milyar TL’yi Aşan Afet Yatırımı Neden Önemli?
Muğla’nın orman yangınlarıyla yaşadığı acıları unutamayız.
Bu nedenle afet hazırlığına yapılan yatırımları yalnızca bütçe kalemi olarak görmemek gerekiyor.
İtfaiye ve afet kapasitesinin güçlendirilmesi için 1 milyar TL’nin üzerinde yatırım yapılması, 72 yeni aracın filoya katılması ve itfaiye araçlarının yaş ortalamasının 26’dan 6’ya düşürülmesi önemli bir dönüşümdür.
Ama afet yönetiminde asıl mesele yangın çıktığında araç göndermek değildir.
Yangın çıkmadan hazırlanmak;
mahalleleri eğitmek;
su kaynaklarını planlamak;
kurumları koordine etmek;
haberleşme altyapısını oluşturmak;
afet sonrasında insanı yalnız bırakmamaktır.
Muğla’nın ihtiyacı tam anlamıyla dirençli kent modelidir.
Deprem Kapımızı Çalmadan
Aynı yaklaşım deprem için de geçerli.
Deprem olduktan sonra enkazın başında ne yapacağımızı konuşmak yerine, bugün hangi yapıların ve hangi bölgelerin risk altında olduğunu bilmeliyiz.
Binlerce hektarlık alanda gerçekleştirilen mikrobölgeleme çalışmaları, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi ile yapılan bilimsel iş birlikleri ve riskli yapıların belirlenmesine yönelik çalışmalar bu açıdan önem taşıyor.
Kentsel dönüşüm ve uygun fiyatlı konut üretmek amacıyla MUKAŞ’ın kurulmasını da önemli buluyorum.
Menteşe’de başlayan 82 konut ve 4 işyerinden oluşan proje bir başlangıçtır.
Ama bunun büyütülmesi gerekiyor.
Çünkü Muğla’nın giderek büyüyen sorunlarından biri barınmadır.
Muğla’da çalışan insanların kendi kentlerinde yaşayamadığı, gençlerin kiralarını ödeyemediği bir düzen sürdürülebilir değildir.
Bu nedenle önümüzdeki yıllarda sosyal konut, Büyükşehir’in en önemli sosyal politika başlıklarından biri haline gelmelidir.
Çevreyi Korumadan Muğla’yı Koruyamazsınız
Muğla’nın en büyük sermayesi doğasıdır.
Denizi, ormanları, koyları, tarım alanları ve tarihi dokusuyla Muğla benzersiz bir coğrafyadır.
Bu nedenle katı atık tesislerinden geri dönüşüme, deniz temizliğinden yenilenebilir enerjiye ve su verimliliğine kadar yapılan çevre yatırımlarını yalnızca belediye hizmeti olarak değerlendiremeyiz.
Büyükşehir’in ortaya koyduğu 2050 karbon nötr ve iklim dirençli Muğla hedefi de bugünden yarına gerçekleştirilecek bir hedef değildir.
Ama doğru bir istikamettir.
Çünkü iklim krizi artık geleceğin değil, bugünün sorunudur.
Kültür ve Sanat Lüks Değildir
Sunumun başlangıcında 12 yaşındaki genç besteci İpek Nisa Göker’in Muğla Senfoni Orkestrası ile sahneye çıkmasını ayrıca anlamlı buldum.
Bir kent yalnızca yollarıyla, arıtma tesisleriyle ve binalarıyla kent olmaz.
Kültürü, sanatı ve hafızası olmayan şehirler zaman içerisinde kimliğini kaybeder.
Muğla’nın Yörük-Türkmen kültüründen antik kentlerine, yerel festivallerinden konservatuvarına, senfoni orkestrasından tarihi yapılarına kadar çok güçlü bir kültürel mirası var.
68 tarihi yapıya yönelik koruma ve restorasyon çalışması, kültür-sanat etkinlikleri, konservatuvar ve çocuklara yönelik sanat projeleri bu nedenle değerlidir.
Kültüre yapılan yatırım, geçmişe yapılan yatırım değildir.
Geleceğin Muğla kimliğine yapılan yatırımdır.
Dünyaya Açılan Ama Kendi Sokağını Unutmayan Muğla
Muğla’nın uluslararası kent ağlarında yer alması, dünyanın farklı kentleriyle iş birlikleri geliştirmesi, uluslararası fonlara ulaşması ve turizm fuarlarında tanıtılması da önemlidir.
Çünkü Muğla artık yalnızca Türkiye ölçeğinde düşünülebilecek bir kent değildir.
Bodrum’u, Marmaris’i, Fethiye’si, Datça’sı, tarihi ve doğal değerleriyle zaten uluslararası bir kenttir.
Bu nedenle Londra’da, Berlin’de, Brüksel’de veya dünyanın başka bir noktasında Muğla’yı anlatmak değerlidir.
Ama burada vazgeçilmez bir ölçümüz olmalıdır:
Dünyaya açılırken mahalleyi unutmamak.
Uluslararası fon bulurken Bodrum’un suyunu;
turizm fuarına giderken Milas’taki üreticiyi;
iklim zirvesine katılırken orman köyündeki yurttaşı;
dünyaya Muğla’yı anlatırken Menteşe’de barınamayan öğrenciyi unutmamak gerekir.
Başarılı yerel yönetim, küresel vizyonla yerel sorumluluğu birlikte taşıyabilendir.
Büyük Yatırım ile Sosyal Belediyecilik Aynı Masada
İki buçuk yıllık tabloya bir bütün olarak baktığımda benim açımdan en önemli nokta budur.
Bir tarafta 34,3 milyar TL’ye ulaşan Büyükşehir bütçesi, milyarlarca liralık su ve altyapı yatırımları, milyarlarca liralık yollar, 1 milyar TL’yi aşan afet ve itfaiye yatırımları var.
Diğer tarafta öğrenciye 1 TL ulaşım, Anne Kart, evde bakım, hasta nakil, kadın yaşam merkezleri, üretici destekleri, çocuklar, gençler, emekliler ve engelli yurttaşlar var.
Yani bir tarafta büyük yatırım, diğer tarafta insan var.
Aslında olması gereken de bunları karşı karşıya koymak değil, aynı belediyecilik anlayışı içerisinde buluşturmaktır.
Çünkü büyük bütçeler tek başına başarı değildir.
Sosyal projeler de güçlü bir mali ve kurumsal altyapı olmadan sürdürülebilir değildir.
Başarı; güçlü bütçeyi, büyük yatırımı ve sosyal adaleti aynı kent vizyonunda buluşturabilmektir.
Şimdi İkinci Perde Başlıyor
Bütün bunları söylerken eleştirel ölçümüzü de kaybetmemeliyiz.
Muğla’nın sorunları bitmiş değil.
Bodrum’un su sorunu devam ediyor.
Trafik sorunu var.
Konut ve kira problemi büyüyor.
İklim krizi kapımızda.
Orman yangınları her yaz tehdit oluşturuyor.
Kırsalda üretici ekonomik olarak zorlanıyor.
Dolayısıyla iki buçuk yıllık hizmet sunumunu bir “her şey tamamlandı” bilançosu olarak okumak doğru olmaz.
Tam tersine, bana göre şimdi ikinci perde başlıyor.
Kurumsal kapasite büyütüldü.
Finansman kaynakları oluşturuldu.
Büyük projeler başlatıldı.
Sosyal belediyeciliğin alanı genişletildi.
Şimdi bunların sonuçlarını görme zamanı.
Bodrum’un su sorunu kalıcı olarak çözülecek mi?
Milyarlık altyapı yatırımları zamanında tamamlanacak mı?
Sosyal konut üretimi büyüyecek mi?
Üretici toprağında kalabilecek mi?
Muğla afetlere daha dirençli olacak mı?
Kadınlar ve gençler karar mekanizmalarında daha güçlü yer alacak mı?
Çocuklar ve emekliler bu kentte daha iyi yaşayabilecek mi?
Gerçek başarıyı bu soruların yanıtları belirleyecek.
Benim iki buçuk yıllık tablodan çıkardığım sonuç ise açık:
Muğla’da büyük yatırımlarla sosyal belediyeciliği aynı çizgide buluşturmaya çalışan yeni bir yerel yönetim modeli kuruluyor.
Milyarlarca liralık yatırımlar önemlidir.
Ama o milyarların hangi sorunu çözdüğü daha önemlidir.
Bir yol yapılırken öğrenci düşünülüyorsa;
bir su yatırımı yapılırken gelecek kuşakların su hakkı korunuyorsa;
bir bütçe büyürken sosyal destek de büyüyorsa;
bir kent dünyaya açılırken köylüsünü, kadınını, çocuğunu, emeklisini ve engelli yurttaşını geride bırakmıyorsa;
işte o zaman rakamlar gerçek anlamını bulur.
Muğla’nın ihtiyacı da budur:
Büyük düşünen, büyük yatırım yapan; ama insanı hiçbir zaman rakamların arasında kaybetmeyen bir belediyecilik.
Çünkü güçlü belediyecilik yalnızca milyarlarla ölçülmez.
O milyarların insan hayatında yarattığı değişimle ölçülür.