Muğla’nın kıyıları bir harita parçası değil; bu toprakların hafızasıdır. Denizin kokusunu çocukluğunda içine çekmiş insanların, balıkçıların, emekçilerin, yaz-kış bu kentte yaşayanların ortak yaşam alanıdır. Ama bugün o hafıza sistemli biçimde siliniyor. Koy koy, parça parça…
Bodrum Cennet Koyu, Kızılağaç, Gerence… Bir zamanlar halkın denize girebildiği, nefes alabildiği sayılı koylardan bazılarıydı. Şimdi ya tel örgülerin arkasında ya da “özel” tabelalarının gölgesinde. Bitmedi. Bitmiyor. Yağma zihniyeti durmuyor. Bu kez Dalaman Kille’de karşımıza çıktı, ardından Göcek’in o eşsiz koylarına yöneldi. Marmaris’te alıştığımız talan, Datça’da yeni bir perde açıyor.
Bu tablo tesadüf değil. Ankara’dan, adrese teslim projelerle yıllardır sürdürülen bir politik tercih var karşımızda. Adına yatırım deniyor, gerçekte olan ise doğanın ve kamusal alanların vahşi sermayeye devri. Anayasa açık; lafı dolandırmaya gerek yok. Kıyılar herkesindir, kamu yararınadır ve serbestçe kullanıma açıktır. Buna rağmen uydurma ÇED raporlarıyla, hukukun ruhuna aykırı düzenlemelerle bu işgal meşrulaştırılmaya çalışılıyor.
Bir başka başlık daha var ki, özellikle üzerinde durmak gerekiyor: MUÇEV ve Türkiye Çevre Ajansı (TÜÇA). Yıllardır Muğla kıyıları, halkın iradesi yok sayılarak bu yapıların denetimine bırakıldı. Oysa kıyıların işletme hakkı belediyelere aittir. Ne MUÇEV’in ne de TÜÇA’nın bu yetkiyi halk adına kullanma meşruiyeti vardır. Bu, sadece idari bir tartışma değil; doğrudan doğruya kamu yararı ve demokrasi meselesidir.
Kille’de yaşananlar önemliydi. Çünkü halk, ilk kez bu kadar güçlü ve kararlı biçimde “dur” dedi. Kıyıya, koya, yaşama sahip çıktı. İşte tam da bu yüzden gözler şimdi Göcek’e çevrildi. Tonoz sistemi adı altında koyları fiilen işgal etmenin, ardından Göcek ve Fethiye’deki tüm koyların işletme hakkını ele geçirmenin planları yapılıyor. Sessiz, sinsi ama son derece organize bir süreç bu.
Buradan bir kez daha açıkça söylüyorum: Muğla’nın kıyıları halkındır. Ortada tartışmasız bir kamu yararı vardır. Bu nedenle kıyılardaki tüm işletme hakları belediyelere devredilmeli, bu belirsizlik ve hukuksuzluk hali derhal sona erdirilmelidir. Kıyılar, şirketlerin kâr alanı değil; toplumun ortak yaşam alanıdır.
Bu mücadele bir parti meselesi değildir. Bir ideoloji tartışması da değildir. Bu, Anayasa’nın 43. maddesinin hayata geçirilip geçirilmeyeceği meselesidir. Yani çocuklarımızın denize girip giremeyeceği, bu topraklarda nefes alıp alamayacağımız meselesidir.
Dün Kille’de sergilenen o örnek dayanışma, yarın Göcek’te de olmalıdır. Siyasi görüşlerimizi kapının dışında bırakıp, Anayasa’nın bize verdiği hakkı birlikte savunmak zorundayız. Çünkü bugün susarsak, yarın denizi uzaktan seyreden bir kente uyanırız.
Kıyılar halkındır. Bu hak açık, net ve tartışmasızdır. Ve bu hakka sahip çıkmak, hepimizin ortak sorumluluğudur.



