Salı, Şubat 17, 2026

Çok Okunanlar

Benzer Gönderiler

Neden “AK Parti” Değil “AKP” Diyoruz?

“AKP demeyin, AK Parti deyin” uyarısını ilk kez duymuyorum. Bu soru bana bugüne kadar defalarca soruldu; üstelik bunu soranların bir kısmı AKP’ye oy veren, hatta AKP çevresinden tanıdıklarım oldu. Her seferinde aynı açıklamayı yaptım, aynı gerekçeleri anlattım. Son zamanlarda bu konu yeniden gündeme gelince, bir sohbetin sınırlarında kalmaması gerektiğini düşündüm ve bu yazıyı kaleme alma ihtiyacı duydum.

Çünkü bu mesele bir kelime tercihi değil; bir anlam ve siyasal tutum meselesidir. “AK” sözcüğü Türkçede temizliği, adaleti, vicdanı, şeffaflığı ve kamu yararını çağrıştırır. Bir siyasi hareket kendisini bu sıfatla tanımlıyorsa, o sıfatın içini de doldurmak zorundadır. Aksi halde bu, masum bir adlandırma değil, bilinçli bir algı üretimidir.

AKP, 3 Kasım 2002 seçimleriyle iktidara geldi. Bugün 23 yılı aşkın süredir iktidarda ve fiilen 24. iktidar yılına girmiş bir siyasal yapıdan söz ediyoruz. Bu kadar uzun bir iktidar süresi, artık niyetlerin değil, icraatların konuşulmasını zorunlu kılar. Ve bu icraatlar, “AK” sıfatıyla örtüşmemektedir.

Kamuculuk açısından bakıldığında tablo nettir. Cumhuriyet’in halkın vergileriyle oluşturduğu sayısız kamu kurumu ya satılmış ya da işlevsizleştirilmiştir. Şeker fabrikalarından limanlara, madenlerden enerji tesislerine, kıyılardan ormanlara kadar kamusal alan, sistemli biçimde sermayeye devredilmiştir. Kamu yararı kavramı yerini, dar bir çevrenin çıkarına bırakmıştır. İhale düzeni şeffaflıktan kopmuş, istisna maddeleri kural haline gelmiştir.

Adalet meselesinde yaşananlar ise artık gizlenemez durumdadır. Aynı ülkede, aynı yasalar karşısında farklı muamele gören yurttaşlar vardır. Muhalif olan için yargı hızla çalışırken, iktidara yakın olanlar için dosyalar ya bekletilir ya da hiç açılmaz. Gazeteciler, siyasetçiler, belediye başkanları, sendikacılar cezaevindeyken; yolsuzluk iddiaları cezasızlık zırhıyla korunmaktadır. Böyle bir düzeni adaletle yan yana anmak mümkün değildir.

Şeffaflık başlığı ise neredeyse tamamen ortadan kalkmıştır. Sayıştay raporları budanmış, Meclis denetimi işlevsizleştirilmiş, Varlık Fonu gibi yapılarla milyarlarca liralık kamu kaynağı halkın denetimi dışına çıkarılmıştır. Devlet yönetimi, hesap vermez bir yapıya dönüştürülmüştür.

Vicdan meselesi ise sokakta, pazarda, emeklinin maaşında, gencin umutsuzluğunda açıkça görülmektedir. Bir yanda açlık sınırının altında yaşam mücadelesi veren milyonlar, diğer yanda israf, şatafat, saraylar ve lüks konvoylar… Bu tablo ne vicdanla ne de “aklık” iddiasıyla bağdaşır.

Hukuk devleti ilkesinin geldiği nokta da ortadadır. Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmadığı, uluslararası mahkeme kararlarının yok sayıldığı, yargının yürütmenin gölgesine sokulduğu bir sistemde hukuktan söz edilemez. Hukuk, güçlüler için bir kalkan; güçsüzler için belirsiz bir beklentiye dönüşmüştür.

İşte tam da bu nedenle, bana bu soru her sorulduğunda aynı yanıtı veriyorum: Biz bu partiye AK Parti demiyoruz. Çünkü bu ifade, gerçeği örten bir siyasal ambalajdır. Biz, bir partinin kendisine yakıştırdığı sıfatı değil, 23 yılı aşkın iktidar pratiğini esas alıyoruz. Bu bir hakaret değil; bilinçli, tutarlı ve ahlaki bir siyasal tercihtir.

Kimse bizden, yaşadığımız adaletsizliği, hukuksuzluğu, yoksulluğu ve kamusal talanı “ak” bir kelimenin arkasına saklamamızı beklemesin. Sözcükleri değil, yönetim anlayışını temizlemek gerekir. Adalet, şeffaflık, kamuculuk ve vicdan yeniden inşa edilmeden hiçbir iktidar “AK” olamaz.

Bu yüzden biz AKP diyoruz.
Ve bu, bir inat değil; yaşananlara karşı diri tutulan bir hafıza, bir itiraz ve bir vicdan meselesidir.

1 Yorum

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Haberler