Gölgelerdeki Kökler: Rebetiko’nun Doğuşu
Rebetiko’nun altın çağı genellikle 1920’ler ile 1950’ler arasında görülür. Ancak, kökleri 19. yüzyıla,
Bavyera yönetimindeki Atina hapishanelerine ve İzmir ile İstanbul’un
café aman salonlarına uzanır. Tür,
laïká (kentsel halk müziği), Türk ve Yunan makam geleneklerinin bir sentezidir. Doğaçlama temelli
taksim (taxími) geleneğiyle biçimlenmiş, buzuki ve kuzeni bağlamanın (baglamás) sesiyle kök bulmuştur.
Rebetiko, “Yunan kentsel blues müziği” olarak da anılır. Amerikan blues müziği ya da fado gibi, toplumun dışında kalmışların müziğidir. Şarkı sözlerinde hapishane, uyuşturucu, karşılıksız aşk, sürgün ve yitirilen dünyaların özlemi dile gelir.
Yerinden Edilişin Notalardaki Hafızası
Yunan–Türk Savaşı (1919–1922) ve sonrasındaki
nüfus mübadelesi Yunan toplumunu kökten değiştirdi. 1,2 milyon Anadolu Rum’u Yunanistan’a
getirildi. 400.000 Müslüman ise ters yönde adeta
sürgün edildi. Ege’nin kültürel dokusu bir anda sarsıntıya uğradı. Gelenekler, diller, mutfaklar, hikâyeler, müzikler yer değiştirdi, birbirine karıştı.
Ege’nin iki kıyısında mülteci gibi bir konuma düşen insanlar, doğaçlamaya dayalı, makam temelli, Doğu’lu bir müzik olan
Café Aman geleneğini beraberlerinde getirdiler. Pire, Selanik ve Atina gibi şehirlere yerleştiklerinde, bu müzik dili yerel biçimlerle kaynaştı. 1920’ler, Rebetiko’nun modern biçimini aldığı tarihsel bir erime potasına dönüştü.
Dans ve Meydan Okuma: Zeibékiko ve Diğerleri
Rebetiko, dans biçimlerinden ayrı düşünülemez. Solo ve doğaçlama bir dans olan
Zeibékiko, bu müziğin hüznünün bedensel ifadesidir.
Aptálikos,
karsilamás ve
hasapiko gibi diğer stiller müziğie bölgesel renkler serpiştirdi. Ópa, ála ve yássou gibi
nidalar müziği ve dansı delip geçen duygusal patlamaların ifadesiydi.
Sirtaki’nin kökeni olan hasapiko, aslında kasapların kılıç dansıydı Antik Yunan ve Bizans çağlarından izler taşıyan stilize bir savaş taklidiydi. Bu silsile, Rebetiko’yu pirik (pyrrhic) ve Gillie Callum gibi Avrupa ve Akdeniz’in diğer savaş danslarına kadar uzanan bir kültürel soyağacına bağlar.
Metaxas Dönemi ve Direnişin Müziği
II. Dünya Savaşı’nın Nazi yaraları derinleştirdi. Kayıtlar durdu. Ancak,
Vassilis Tsitsanis gibi isimler, Selanik gibi şehirlerde müziği yaşattılar.
Synnefiasmeni Kyriaki (Bulutlu Pazar) adlı şarkı, adeta ulusal bir hüzün marşına dönüştü.
Sınırların Ötesinde Edebiyat ve Sinema
Rebetiko’nun hikâyesi, insan hikâyelerinin notalarda vücut bulmuş halidir. 1983’ün
Rembetiko filmi, müziğin ruhunu anlatır. Alkolizm, yoksulluk, cinsiyet eşitsizliği ve toplumun kenarındaki insanların onurlu direnişini sinemanın ustalığı ile gözler önüne serer.. Filmin karakterleri, dansı ve içkisiyle hem bir yüzleşme, hem de bir arınma yaşayan
Rebétis’lerin yansımalarıdır.
Rebetiko’nun yankıları edebiyatta da duyulur. Dido Sotiriyu’nun
Benden Selam Söyle Anadolu’ya romanında, bir mübadele çocuğu, kopuştan önceki Türk-Yunan ortak yaşamını anlatır. Direniş üyesi ve feminist Sotiriyu, parmağını Türk ya da Yunan’a değil, emperyalist şiddete uzatır.
Zorunlu çalışma kamplarından sağ çıkan
Ilias Venezis,
Eolya Toprağı’nda kaybolan yurdu ölümsüzleştirir. Ayvalık’ın tarlaları, rüzgâr, kaçaklar ve hasatlar birer kahramana dönüşür. Kemal Anadol’un
Büyük Ayrılık’ında aynı acı, bu kez karşı kıyıdan anlatılır.
Yaşar Kemal’in “Bir Ada Hikayesi”
dörtlemesi,
Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana ile başlayan serisinde, Ege’nin kültürel hafızasını efsanevi bir boyuta taşır. Poyraz karakteri, ismini aldığı rüzgâr gibi, sürgünün ve özlemin ağırlığını taşır.
Yankılar ve Dönüşümler
1950’lere gelindiğinde
Rebetiko, değişen dinleyici kitlesiyle birlikte
laïkoya evrilir. Elektrikle güçlendirilmiş buzukiler, eklenen davullar ve artan zenginlik, türün başkaldıran ruhunu yumuşatır. Ancak 1960’larda, özellikle de
Yunan Cuntası döneminde (1967–1974), Rebetiko yeniden canlanır. Direniş ruhu yeniden yankılanır.
1970’lerin sonu ve 1980’lerin başında, askeri cunta döneminin (1967–1974) baskıcı sessizliğinin ardından Yunanistan kültürel bir uyanış yaşadı. Toplum, bastırılmış seslerini, kimliğini ve tarihini yeniden keşfetmeye yönelmişti. Rebetiko, bu arayışta bir zamanlar “tehlikeli” sayılan altkültürün
müziği olmaktan çıkıp, halkın belleğini temsil eden bir kültürel mirasa
dönüştü.
Rebetiki Istoria gibi, Rebetiko’ya adanmış canlı müzik taverna ve kültür mekânları, bu müziğe olan ilgiyi yeniden canlandırdı.
Bu dönüşümün sahnesi, Atina’da 1979’da kurulan Rebetiki Istoria (“Rebetiko Tarihi”) gibi mekânlardı. Bu tür tavernalar, Rebetiko’nun yasaklandığı yıllardaki teké atmosferini yeniden canlandırırken, onu sahnede görünür ve saygıdeğer
kıldı.
Duvardaki eski plaklar, sararmış müzisyen fotoğrafları, el yapımı buzukiler ve sigara dumanına karışan doğaçlama taxímiler, geçmişi o günlere taşıyordu. Ancak, bu kez müzik gizlenmek için değil, hatırlanmak için çalınıyordu. Üniversite öğrencileri, entelektüeller, eski rebetisler ve genç müzisyenler aynı masalarda buluşuyor,
Markos Vamvakaris ve
Tsitsanis’in ezgilerinde ortak bir hafızayı yeniden
kuruyordu.
Rebetiki Istoria ve benzeri yerler, Rebetiko’nun hâlâ “asi” ama artık meşru bir ifade biçimi olduğunu gösterdi. Bu mekânlar, yalnızca nostalji üretmedi. Rebetiko’yu modern Yunan kimliğinin yaşayan
sesi haline getirdi. Böylece Rebetiko, bir dönemin yeraltı müziği olmaktan çıkıp, kolektif özgürlük arayışının
sembolüne dönüştü.
Rebetiko’nun Devleri
Rebetiko hakkında yazarken kendimden söz etmeden edemem. Çocukluğumun bir kısmı
Assos’ta geçti, Lesvos’un sesini duyabileceğim kadar yakın bir yerde. Her gece, denizin ötesinden görünmeyen ama hissedilen sesler gelir, paylaşılan bir dünyanın hatıralarını taşırdı. Ege, göçlerin, kayıpların ve sessiz mirasların biçimlendirdiği müzikal ve duygusal bir bütünlüktür.
Rebetiko’dan Kadife Sese
Bugün Rebetiko, Ege’yi şekillendiren kayıpların, direnişlerin ve düşlerin yankısı olarak yaşamaya devam ediyor. Ritimleri çağdaş şarkılarda nefes alıyor. Sözleri, hiçbir yere ve her yere ait olmanın acısını bilenlerin hislerine hitap etmeye devam ediyor.
Rebetiko dinlemek, dans etmek, atalarla içmek, yas tutmak ve sürgünden yeni dünyaların doğduğunu hatırlamaktır.