Birkaç gündür, Hıdrellez’in içimize doldurduğu o güzel enerjiyi yaşamaya çalışıyorduk. Baharın insan ruhuna değen tarafını, umudu, yeniden başlama duygusunu. Derken Cuma günü Zalimcan tekrar çıktı geldi.
Yüzünde hafif sitem, sesinde ise sorgulayan bir ton vardı. Son günlerde sosyal medyada, Bodrum Belediye Başkanımıza yönelik yürütülen tartışmaları anlattı uzun uzun. Ardından da doğrudan sordu: “Ne düşünüyorsun?”
Aslında neyi kastettiğini biliyordum. Ne söyleyeceğimi değil, nasıl bir pozisyon alacağımı merak ediyordu. Biliyorum ki bugünlerde kurulan her cümle, siyasetin sert değirmeninde öğütülüp başka anlamlara dönüştürülebilir.
Ben de önüne 20 Şubat 2024 tarihinde yaptığım basın açıklamamı koydum. “Gel” dedim, “satır satır okuyalım, o açıklamamda ne söylemişim?”
Aday adaylığı sürecinde ortaya koyduğum fikirlerin, projelerin ve Bodrum hedeflerinin hala doğru olduğuna inandığımı, ancak kendimizi, yöntemlerimizi ve vizyonumuzu partimize yeterince güçlü anlatamamış olabileceğimizi söylemişim.
Sonra da şunu eklemişim: Aynı siyasi çatının altında yürüdüğümüz bir başka yoldaşımız aday gösterildiyse, artık kişisel kırgınlıkların değil, memlekete hizmet etme sorumluluğunun öne çıkması gerektiğini ifade etmişim.
Çünkü benim yıllardır öğrendiğim siyaset anlayışında, parti içinde yaşanan sorunlar; sosyal medya kürsülerinde değil, partinin kendi vicdanında konuşulur, tartışılır. Ben buna “Aile Meclisi” diyorum. Ama dışarıda, aynı yolda yürünen insanlar hedef tahtasına konmamalıdır.
Daha da önemlisi, şunu söylemişim: Bir insana “yönetici lider” olma fırsatı verilmedi diye, onun bu şehir için “yol gösterici olma” sorumluluğu ortadan kalkmaz. Mesele makam değildir, topluma hizmettir.
O günden sonra da söylediklerimin paralelinde davrandım. Aday olan kardeşimize destek oldum. Saha çalışmalarında yanında durdum. Seçildiğinde alkışladım. Başarıdan gurur duydum.
Aradan geçen süreçte ise belediye hizmetlerini, planlama çalışmalarını ve projeleri köşe yazılarımla değerlendirdim. Gerektiğinde eleştirdim. Ama hiçbir zaman yıkmak için değil; daha iyisi olsun diye!
Çünkü yapıcı eleştiri başka şeydir, itibarsızlaştırma başka…
Bugün dönüp geçen 111 haftaya baktığımda şunu görüyorum: Genç yaşına rağmen gecesini gündüzüne katan, zamanını ailesinden ve küçücük evladından bile eksilterek bu kente ayıran bir belediye başkanı var karşımızda…
Kavga etmekten uzak durmaya çalışarak kucaklaşmayı tercih eden, kimseyi ötekileştirmemeye çalışan, enerjisini kente yansıtmaya uğraşan, Bodrum adına her kapıyı çalan bir profil görüyorum.
Şimdi düşünün; resmi nüfusu yaklaşık 207 bin görünen bir kentte, yılın sekiz ayında 450 bin kişiye, yaz döneminde ise milyonu dayanan nüfusa hizmet üretmeye çalışıyorsunuz. Üstelik sadece bugünün sorunlarıyla değil, geçmişten devralınan ve boğazınızı sıkan yüklerle de mücadele ediyorsunuz.
Böylesi ağır bir tabloda eksikler olur mu? Elbette olur. Yanlışlar yapılır mı? Mutlaka yapılır. Peki insan olan hangi yönetici hiç hata yapmadan görev yapabilmiştir?
Şimdi soru şudur: Ortada halkın oyuyla seçilmiş bir belediye başkanı varken, sosyal medya üzerinden yürütülen iddialar, ithamlar ve karalama girişimleri bu kente ne kazandıracaktır?
Eğer bir hukuksuzluk olduğuna inanıyorsanız, bunun adresi bellidir. Türkiye Cumhuriyeti Yargısı vardır. Elinizde delil varsa sunarsınız. Türk Milleti adına yargı kararını verir.
Ama söylentiyle, imayla, şüpheyle, itibarsızlaştırma çabasıyla siyaset zemini dizayn edilmeye çalışılırsa, zarar gören sadece kişiler olmaz. Şehir de yıpranır.
Ben bunları anlatınca Zalimcan’ın yüzü biraz yumuşadı. Doğrusu, sohbetin sertleşmesinden endişe etmiştim. Ama sonunda aklıselim galip geldi.
Tam giderken arkasından seslendim: “Bodrum’un zaten yeterince sorunu var. İnsanları sadece söylemlerle, şüphelerle ve kanıtı olmayan iddialarla yormasın kimse”. Döndü, hafifçe gülümsedi. “Elbette,” dedi, “umarım haklı çıkarsın”.
Biraz kinaye vardı sesinde. Ama yine de dostça vedalaştık.
İsmi üstünde zalim can
Sende olmasan ortalığı kasıp kavuracak