İki haftadır Bodrum’a uzaktan bakıyoruz. Gezi notu paylaşmak değil; eksiklerimizi göstermek, yanlışın adını koymak ve aslında daha iyisini hak eden bu kent için talep uyandırmak için yazıyoruz. Derdimiz manzara anlatmak değil, manzarayı karartan unsurları tarif etmek. Bunun için de yazın masmavi gökyüzüyle ışıldayan Bodrum’un, kışın neden karanlık bir tabloya dönüştüğünü sormak zorundayız.
Şu günlerde ana su boruları değişiyor, yollar delik deşik. Araçlar hoplaya zıplaya ilerliyor. Lastik tamircileriyle akraba olduk. Ama şikayet etmiyoruz. Çünkü biliyoruz ki; altyapı bittiğinde su kaybı azalacak, yollarımız yenilenecek, elektrik hatları yer altına alınacak. MUSKİ ekipleri sahada ciddi bir emek veriyor. Ne diyelim? Kolay gelsin.
Ancak geçtiğimiz Perşembe akşamı yaşanan tablo, altyapı meselesinin yalnızca boru ve asfaltla sınırlı olmadığını bir kez daha gösterdi. Mahallelerden gelen görüntüler, yalnızca yağmurun değil; ihmalin, hazırlıksızlığın, öngörüsüzlüğün ve plansızlığın fotoğrafıydı.
Artık lafı dolandırmanın anlamı yok. Bir kenti; ortalıkta iki dönerek, emir komuta zincirinde konser ve festival yaparak, sahne ışıklarıyla, yağmur çizmesiyle verilen pozlarla yönetemiyorsunuz. Kent yönetimi; gençlik enerjisiyle ve şirin kucaklaşmalarla değil; bilgiyle, planlamayla ve kurumsal akılla yürürse işe yarar. Doğa; betona saplanan her kolonun hesabını sorar. O sınavın adı da bellidir: PLANLAMA.
Bodrum bu sınavdan ilk kez kalmıyor. Son yirmi yılda başarıyla geçilmiş bir sınav da pek görünmüyor. Yine de umudu kesmeyelim. Sonuçta hala; “elde var Bodrum”.
Yazıyı ağlama duvarına çevirmeden Avustralya yerel yönetim sistemine bakmaya devam edelim. Avustralya’da yerel yönetimler, federal ve eyalet düzeylerinin altında üçüncü yönetim katmanıdır. Türkiye’den farklı olarak anayasal değil, eyalet yasalarıyla kurulur. Her eyalet, kendi yerel yönetim yapısını belirler.
Kentler “konsey” (city council) modeliyle yönetilir. Halk tarafından seçilen konsey üyeleri stratejik kararları alır, bütçeyi onaylar, politika belirler. Belediye başkanı ise kimi eyaletlerde doğrudan halk, kimilerinde konsey tarafından seçilir. Bazı bölgelerde görev süresi sadece bir yıldır. Başkan daha çok temsil ve liderlik rolündedir, kasabanın şerifi değil.
Belediyenin yürütme kısmının başında profesyonel bir yönetici (CEO) bulunur. Konsey tarafından atanır ve tüm idari yapıyı o yönetir. Kendisi gibi altında da kent yönetiminin farklı alanlarında uzman yöneticiler ve teknik kadrolar vardır. Yani sistem, kişisel karizma üzerine değil; kurumsal uzmanlık üzerine kuruludur.
Elbette bu model kusursuz değil. Süreçler yavaş ilerler. Çünkü her önemli karar, doğrudan yerel halkın görüşüne açılır. Kim olursa olsun, bir haftada ruhsat almak neredeyse imkansızdır. Bir plan değişikliği toplantısında biri çıkar “manzaram kapanır” der; diğeri “orada Aborjin atalarımızın kutsal kayası var” diye itiraz eder. Süreç uzar, tartışma büyür. Ama sonuçta karar, kayıt altına alınmış bir toplumsal mutabakatla çıkar.
Özel mülkiyetteki bir alanı parka dönüştürmek mi istiyorsunuz? Belediyenin işi sahiden zordur. Önce piyasa değerinin üzerinde satın alma teklifi sunar, uzlaşma arar. Olmazsa yargı süreci başlar. Yıllar sürebilir. Bu yüzden planlar kolay değişmez. Her değişikliğin bir maliyeti ve sorumluluğu vardır.
Büyük kent merkezlerinde ise “rant koridoru” olarak tanımlanan bölgeler oluşturulur. Altyapısı güçlü bu alanlarda yapılaşma, piyasa talebine göre şekillenir. Kat sınırı esnektir. Ancak yatırımcı, gerektirdiği altyapının bedelini peşin öder. Bu para, SGK borçlarını ödemek için kullanılamaz; yalnızca o bölgenin altyapısına harcanır. Otopark yapılır, yeşil alan yapılır, teknik sistemler güçlendirilir. Bedel nereye aitse, yatırım oraya döner.
En ilginç tartışmalardan biri de çocuk parklarında yaşanıyor şu ara. Bir kesim tamamen güvenli oyun alanları isterken, bir kesim çocukların riskle tanışmasının gelişimin parçası olduğunu savunuyor. Kayalardan oluşan oyun alanları gördük ama zemin darbe emici malzemeyle kaplıydı. Parkın köşesinde herkese açık ecza dolabı olmasına rağmen kimsenin içindekini alıp eve götürmeyi düşünmemesine ise şaşırdık tabi.
Kent dediğiniz mekanizma; asfalt, bina ve etkinlikten ibaret değil. Kent, akıl, sistem ve güven ilişkisinin kucaklaştığı bir sahnedir.
Dileğimiz o ki, yollarda kalmayacağımız; altyapısı, planı ve vicdanı sağlam bir Bodrum haftasında güzel şeyleri konuşabilelim. Bunun için de önce doğru soruları sorup cevaplarını bekleyelim. Gelmezse? Bakarız duruma…