









Evde gözüm duvarımdaki şapkalara takıldı.
Vallahi hepsi birbirinden güzel.
Evet, bir koleksiyon… Yurt içi ve yurt dışı gezdiğim yerlerden alıyorum.
Ama işin ilginç tarafı, çok nadir takıyorum çünkü şapkayla rahat edemiyorum :))
Benim için şapkalar, başımda taşınacak bir aksesuar olmaktan çok, duvarda sergilenecek güzel anılar.
Her birine baktığımda, onu hangi şehirden, hangi sokaktan ya da hangi dükkândan aldığımı hatırlıyorum. Kimi bana yağmurlu bir günü, kimi bol kahkahalı bir tatili, kimi de uzun bir yolculuğu anımsatıyor.
Düşününce, şapka tarih boyunca sadece güneşten korunmak için kullanılmamış. Kimi zaman sosyal statünün, kimi zaman mesleğin, kimi zamanda modernleşmenin simgesi olmuş.
Bizde de şapkasıyla hafızalara kazınan isimler var.
“Şapkasız çıkmam abi” sözü 1994 yılında MFÖ grubundan Mazhar Alanson’a ait. BP reklamında ortaya çıkmıştı.
Süleyman Demirel ile özdeşleşen fötr şapka yine onun halk adamı imajının ve siyasi figürünün parçasıydı. “Şapkayı Kaptırmam” .
Bence şapkanın insan üzerinde psikolojik ve sosyal etkileri kesin var.
İnsan üzerindeki etkisi bilimsel olarak kanıtlanmış mıdır bilmiyorum ama mahalle gözlemlerime göre ilginç sonuçları var.
Belki sizin de dikkatinizi çekmiştir.
Şapkayı takan kişi, şapkayla birlikte yeni bir kişiliğe de kavuşuyor.
Mesela fötr şapka takan biri, durup dururken daha ağır yürümeye başlıyor.
Sanki birazdan eski bir Türk filminde miras açıklayan avukat rolüne çıkacak.
Kasket takan amcaların da ayrı bir özgüveni var. Eller arkada bağlı, sokakta yavaş yavaş yürüyorlar.
Dünyanın bütün ekonomik sorunlarını çözmüşler de şimdi sadece hava durumunu denetliyorlarmış gibi.
Rahmetli Hasan dedem kasket severdi ve onsuz evden dışarı çıkmazdı.
Kazara unutup çıkmışsa, mutlaka birini eve gönderir, kasketini getirtirdi. O olmadan günü başlamazdı.
Yıkanmış, kurumamış olsa bile hiç aldırmazdı.
“Kurur o…“ der, ıslak kasketi başına geçirip gönül rahatlığıyla çıkardı.
Kasket, dedemin adeta bir parçasıydı.
Mesela beyzbol şapkası. Takıldığı anda yaş otomatik olarak değişir. Elli beş yaşındaki biri aynaya bakıp kendini otuz beşinde sanabilir.
Şapkanın siperini arkaya çevirince de “Gençlerle aynı dili konuşuyorum.” hissi gelir. Gençler ise o sırada kulaklığını çıkarıp, “Amca, iyi misin?” diye bakar.
Hasır şapkalar yazın vazgeçilmezi. Ancak hasır şapkayı takanların yüzde sekseni denize gitmez. Balkonunda oturur, domateslerini sularken Ege sahilinde tatildeymiş havasındadır.
Türkiye’de kovboy şapkası takacak uygun ortam pek yok. At yok… Çöl yok… Kovboy kasabası yok… Ama aksesuar olarak takanlar var.
Yazın markete kovboy şapkasıyla alışverişe gidenler de var. Güneşi de engelliyor mu? Evet. Ama kovboy havası estirmeye yetiyor mu, orası tartışılır.
Berberden çıkınca şapkasını takanlar: Madem saçını göstermek istemeyecektin, neden kestirdin diye sormak geliyor insanın içinden.
Kel kalınca şapkayla barışanlar… Yıllarca dolapta bekleyen şapkalar bir anda ailenin en değerli ferdine dönüşüverir.
Yaz-kış şapkayı çıkarmayan gizemli insanlar.
Bazıları şapkayı sadece elinde taşır. Kafasına takmaz. Sanki şapkayla aralarında “Sen biraz dinlen, gerekirse kullanırım.” şeklinde bir anlaşma var.
Rüzgâr çıktığında ise bütün şapkalar eşitlenir.
Az önce karizmatik görünen fötr şapka sahibi, bir anda olimpik sprintere dönüşür. Uçan şapkanın peşinden öyle bir koşar ki, Usain Bolt görse kronometresini yeniden ayarlar.
Aslında şapkalar, insanların karakter testi gibi…
Kimisi şapkasını kaybedince üzülür.
Kimisi “Boş ver.” der.
Kimisi de rüzgârın peşinden koşarken şapkayı değil, kendi itibarını yakalamaya çalışır.
Belki de bu yüzden eskiler “Şapka çıkarmak” diye bir deyim bulmuş.
Çünkü bazı insanlar gerçekten saygıyı hak eder.
Bazıları ise sadece şapkasını…