Bir göreve veya makama en uygun, eğitimli ve yetkin kişinin getirilmesinden vazgeçildiğinde, kısaca “işi ehline verme” ilkesi terk edildiğinde başlayan tehlike hayatidir.
Peki, sadece işi ehline vermek yeterli midir? Tabii ki hayır! Aynı zamanda etik değerlere sahip olunması da gerekir. Vatanını, devletini ve insanını sevmeyi bilmek de gerekir.
Ama bu millet; bırakın liyakatsizleri, liyakat sahibi olan nicelerinin de devletini ve insanını itinayla soyduğunu göremeyecek kadar körleşti maalesef!
Yine maalesef ki, taraf olmuş yurdum insanının gözüne inen perde; durumu kişisel husumetlere kadar indirgeyerek, doğru olan işleri de baltalayacak kadar ötekileştirdi!
Bazı konular vardır ki; sevgini, nefretini, hısımlığını, hasımlığını bir kenara bırakarak değerlendirmek gerekir.
MUBRAŞ’ın konusu tam da böyle bir konudur!
Şimdi, “Ne alakası var liyakatle bu konunun?” derseniz, çok alakası var derim.
Her sorun; liyakatsiz, etik değerleri olmayan, çoklu standart hastalığı olan insanla başlıyor.
Muhatabına “Niye hortumladın milletin parasını?” diye sorarken, yanına “Niye hortumlanmasına izin verdin, görmezden geldin?” sorusunu da koymak lazım.
Çoklu standart hastalığına yakalanmış siyasetçi, bürokrat, gazeteci ve vatandaşın yaşadığı ve kronikleşen akıl tutulmaları, gün geçmiyor ki hayatımızda bir ara versin.
Milyarlarca yıldır dünyayı ısıtan ve aydınlatan güneş ile ayın bile yılda 2-5 defa arası tutulma hakkı varken, bize ne oluyor bilemedim…
Tutul tutulabildiğin kadar!
***
Bir akıl tutulması da Muğla genelinde yüzlerce milyon TL hacme ulaşmış olan “açık alan reklamcılığı” pastası üzerinden yaşanıyor.
Levent Arkan’ın yaklaşık bir yıldır dile getirdiği ve son dönem içerisinde kurduğu MUBRAŞ üzerinden ıslah etmeye çalıştığı “açık hava reklamcılığı”, Muğla yerel yönetimleri açısından önemli bir detaydır.
Bu önemli detay hakkında birçok yazı yazıldı, sorgulama yapıldı. Son değerlendirme de yazılarını yakından takip ettiğim gazeteci yazar Sedat Kaya’dan geldi.
Kaya’nın “Datça’nın Sesi” haber bloğunda, “İşte Muğla’daki Kirli Savaşın Perde Arkası” başlıklı yazısında yaptığı tespitlerden biri var ki, tüm tartışmaları sonlandıracak nitelikte…
“Muğla Büyükşehir Belediyesi’nin yıllık toplam vergi gelirinin sadece 50 milyon lira civarında olduğu düşünülürse, halktan kaçırılan gelirin büyüklüğü daha iyi anlaşılacaktır.”
***
Levent Arkan’ın, Muğla Büyükşehir ve ilçe belediyeleri dahilinde açık hava reklamcılığı üzerinden yaşanan kamusal gelir kaybını önlemekle ilgili MUBRAŞ üzerinden almayı planladığı önlemler, haksız kazancın bir bölümünü engelleyecek nitelikte…
Peki, diğer bölümü de tartışmaya açmamız gerekmiyor mu?
Açalım ve soralım! Belediyelerin yaptığı ihalelerle 5-10 yıllığına üç paraya verilen süreci de ıslah etmesi gerekmiyor mu?
Başka bir deyişle; Muğla genelinde Levent Arkan’ın MUBRAŞ üzerinden “açık hava reklamcılığı” özelinde başlattığı kamu gelirini kamu faydasına dönüştürme mücadelesini daha da genişletmesi gerekmiyor mu?
Beklentimiz; MUBRAŞ’ın ana sözleşmesine Muğla Büyükşehir Belediyesi’nin reklam satış ve pazarlama faaliyeti yapabilmesi ibaresinin eklenmesi…
Toplam gelirin; kaçak ya da beyana dayalı yöntemle %2-3’üne razı olmayan ve MUBRAŞ ile yeniden yapılanan yerel yönetimin, ihale yöntemiyle alınacak %10-15’e de razı olmaması gerektiği düşüncesindeyim.
Tam da burada Levent Arkan’ın MUBRAŞ projesi, açık hava reklam gelirlerinin tamamına talip olmalıdır. İşte o zaman maksat hasıl olacaktır.
Arkan’ın reklam satış ve pazarlama konusuna ne kadar hakim olduğu da hepimizin malumu…
Gelir kaybının büyüklüğü baz alındığında, Arkan’ın MUBRAŞ projesi; sorgulanacak değil, desteklenecek bir düşüncedir.
Umudumuz; demokratik işleyişe ve şeffaflığa hizmet eden siyasetin finansmanının, sermayenin siyasi kararları ve güç dengelerini şekillendirdiği oligarşik bir düzeni beraberinde getiren finansmanın siyaseti hâline dönüşmemesi…