Son Gün Geçti… Mazı’nın Rüzgarına Sessizlik Mi Bıraktık?

Yayınlama: 26.02.2026
Düzenleme: 26.02.2026 09:30
A+
A-

Mazı, Demirciler ve Gökpınar hattında planlanan 23 türbinlik dev rüzgâr enerji santrali için askıya çıkarılan ÇED süreci sona erdi.
Takvimler son günü gösterdi, süre doldu.
Ve o gün…
Beklenen itirazlar gelmedi.
En azından kamuoyuna yansıyan güçlü bir itiraz dalgası oluşmadı.
Bodrum’un son doğal alanlarından birini doğrudan etkileyecek bu ölçekte bir proje için sessizliğin hâkim olması düşündürücü. Çünkü bu mesele yalnızca bir enerji yatırımı değildi. Bu mesele, Bodrum’un doğasının, kırsalının ve geleceğinin nasıl şekilleneceğine dair bir eşikti.
23 Dev türbin…
Orman yolları…
Binlerce ton beton temel…
Enerji nakil hatları…
Şantiye hareketliliği…
Bir proje kâğıt üzerinde “yenilenebilir enerji” olarak tanımlanabilir. Ancak doğanın ortasına yerleşen her dev yatırım, bulunduğu coğrafyayı yalnızca enerji üretim alanına değil, aynı zamanda kalıcı bir müdahale sahasına çevirir. Yanlış yer seçimi yapılmış büyük ölçekli bir RES projesi, kimi zaman bir maden projesi kadar, hatta bazı yönleriyle daha kalıcı tahribat yaratabilir.
Bir maden sahası kapatıldığında rehabilitasyon ihtimali konuşulur. Oysa dağın zirvesine açılan yollar, kesilen orman dokusu, parçalanan habitat ve dökülen beton temeller onlarca yıl yerinde kalır. Türbinlerin ömrü dolduğunda bile o coğrafya eski bütünlüğüne kolay kolay dönemez. Orman parçalanır, yaban hayatı göç yolları değişir, kuş ve yarasa popülasyonları etkilenir. Gürültü ve titreşim, yalnızca insanı değil doğanın ritmini de bozar.
Mazı ve çevresi Bodrum’un betonlaşmamış, kitlesel turizme teslim olmamış nadir alanlarından biri. Arıcılık yapılan, küçük üretimin sürdüğü, doğa turizminin sessizce var olduğu bir bölge. Böylesi hassas bir alanda 23 türbinlik bir projenin yaratacağı etki yalnızca görsel değil; ekolojik, ekonomik ve sosyal bir dönüşümdür.
Orman dokusu kesintiye uğradığında yalnızca ağaç kaybetmeyiz; toprağın su tutma kapasitesi değişir, mikro iklim etkilenir. Açılan servis yolları yeni yapılaşma baskısını beraberinde getirir. Enerji nakil hatları yeni müdahale alanları yaratır. Yani mesele sadece rüzgârı elektriğe dönüştürmek değildir; mesele bir coğrafyanın karakterinin değişmesidir.
Ancak olmadı.
ÇED askı süresi boyunca geniş çaplı bir kamuoyu refleksi oluşmadı. Çevreci duyarlılıkla bilinen Bodrum’da bile bu ölçekte bir proje karşısında beklenen toplumsal itiraz dalgasının yükselmemesi, üzerinde düşünülmesi gereken bir tablo ortaya koydu.
Bu durumun birçok nedeni olabilir.
Yorgunluk…
Alışkanlık…
“Nasıl olsa yapılacak” duygusu…
Ya da bilgi eksikliği…
Ama sonuç değişmiyor:
Bir süreç daha sessizce geçti.
Oysa bu tür projelerde askı süreci ve itiraz dilekçeleri yalnızca formalite değildir. Yapılan her başvuru, açılabilecek davaların hukuki zeminini oluşturur. Her itiraz, kamu adına düşülen bir nottur. Sessizlik ise çoğu zaman onay olarak okunur.
Enerji üretimine karşı çıkmak başka bir şeydir, doğanın ve yaşam alanlarının korunmasını savunmak başka bir şey. Bugün dünyada da tartışılan mesele budur: Enerji yatırımları doğayla uyum içinde mi yapılacak, yoksa doğa feda edilerek mi?
Mazı’daki proje bu sorunun yerel bir yansımasıydı.
Ve bu kez Bodrum bu soruya güçlü bir cevap veremedi.
Belki süreç henüz tamamen bitmedi. Belki hukuki ve idari aşamalar devam edecek. Ancak askı süresi gibi önemli bir eşikte beklenen toplumsal refleksin oluşmaması, önümüzdeki yıllar adına düşündürücü bir işaret olarak kayda geçti.
Bugün geriye dönüp bakıldığında şu soruyu sormak gerekiyor:
Biz doğayı kaybettiğimizde mi konuşacağız, yoksa kaybetmeden önce mi söz alacağız?
Mazı’nın rüzgârı esmeye devam edecek.
Ama o rüzgârın taşıdığı sesin, doğanın mı yoksa dev türbinlerin mi sesi olacağına artık zaman karar verecek.

REKLAM ALANI
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.