Yoğun, yorgun, vicdanımızla yüzleştiğimiz günler yaşıyoruz.
Her sabah yeni bir haberle uyanıyoruz: ensest vakaları, öldürülen kadınlar, istismara uğrayan çocuklar, suça sürüklenen hayatlar…
Şiddet artık sadece sokakta değil; evlerin kuytu köşelerinde, sofraların başında, en mahrem alanlarda.
Nereye baksak bir kadın ya da çocuk hikâyesi var.Acıyla, korkuyla ve suskunlukla yazılmış hikâyeler…
Son günlerin en kan donduran haberi Diyarbakır’dan: N. Esmer’in 18 yıllık kâbusu.
Yedi yaşından itibaren öz babası tarafından sistematik cinsel istismara uğrayan genç kadın.
2022’de jandarma, park halindeki araçta suçüstü yakaladı: çıplak bir beden, korku dolu bir an, tutanaklar, görgü tanıkları…
Yerel mahkeme faili 13 yıl hapse mahkûm etti.
İstinaf ise tek cümleyle her şeyi yıktı:
“Rızası vardı.”
Beraat.
Fail serbest.
Üstelik tutanaklar varken, jandarma tanıkken, deliller dağ gibiyken…
Bir çocuğun rızası olur mu?
Yedi yaşındaki bir kızın korkusu, tehditle susturulmuş suskunluğu, utancı “rıza” mı sayılır?
“Annenle kardeşlerini öldürürüm” baskısıyla geçen 18 yıl nasıl gönüllü bir ilişki diye okunur?
Bu karar yalnızca bir mahkeme hatası değil;
hukukun körleştiği, vicdanın çürüdüğü bir düzenin aynasıdır.
Ve burada beynimi kemiren o soru:
Anne ?
Kusura bakmasın kimse.
Aynı evde, aynı çatı altında kızının gözlerinin solduğunu, sesinin kısıldığını, içine kapandığını nasıl fark etmez bir anne?
Bedeni konuşurken nasıl kör kalır?
Yıllarca süren bu karanlığı nasıl hiç hissetmez?
Ataerkil zincirler mi bağlıyor ellerini?
“Kol kırılır yen içinde kalır” kültürü mü?
Namus korkusu mu, ekonomik bağımlılık mı?
Yoksa anneliği yalnızca yara üflemekten ibaret gören bir anlayış mı?
Annelik doğurmakla, emzirmekle, altını temizlemekle bitseydi keşke.
Ama bitmiyor.
Annelik, çocuğu dünyadaki en büyük tehditlerden — şiddetten, istismardan, adaletsizlikten — kalkan gibi korumaktır bana göre.Bir çocuğun çığlığı aynı evde nasıl bu kadar yalnız kalır?
Bir annenin gözleri bir babanın sapkınlığını nasıl hissetmez yada nasıl görmezden gelir?
Annelik kutsaldır, evet.
Ama hangi annelik?
Çocuğun güvenliğini öncelemeyen hiçbir annelik kutsal olamaz.
Annelik sadece biyolojik bir eylem değil;çocuğun fiziksel, duygusal ve cinsel güvenliğinden birinci derecede sorumlu bir koruma görevidir.
Bu görev ihmal edildiğinde ya da görmezden gelindiğinde, sonuç trajedidir.
Hukuki tartışmalar mahkemelerde sürüp gidecek:“rıza” safsatası, delil değerlendirmesi, temyiz…
Ama vicdani hesap hepimizin önünde duruyor.Sessizlik çoğu zaman onay gibi okunur.
Ve toplum yalnızca adliyelerde değil, evlerin içinde de yargılanır.
Daha kaç “rızası vardı” diyeceğiz?
Daha kaç çocuk “Bana sahip çıkın” diye haykıracak?
Türkiye 2021’de İstanbul Sözleşmesi’nden çekildi.
6284 sayılı kanun hâlâ yürürlükte.Ama çekilmeden sonra uygulama çöktü:
Koruma kararları gecikiyor, ihlal ediliyor, kolluk çoğu zaman “kanun yokmuş” gibi davranıyor.
Cezasızlık büyüyor.
Rakamlar ortada.Tam bir facia.
2024’te 31 bin 592 çocuk istismarı dosyası açıldı.
16bine yakın dava görüldü.Sadece yaklaşık 7 bin mahkûmiyet.Gerisi?Serbest.Bu ülkede neredeyse 16 bin çocuk cinsel istismarla yüzyüze geldi demektir bu .
Kadın cinayetlerinde tablo daha da karanlık.
Sözleşmeden çekilmeden bu yana 1.219 kadın öldürüldü, 1.254 kadın ise şüpheli şekilde hayatını kaybetti.
Bu rakamlar bir istatistik değil.
Bir ülkenin utanç hanesidir.Caydırıcı önlemler alınmadığı sürece biz bu rakamların tırmanışını ,hayatların savruluşunu hep birlikte izlemeye devam edeceğiz …
Hoş ve mutlu kalın .Tabii mümkünse..