









Türkiye siyasetinde bugün tartışılması gereken asıl mesele, yalnızca hangi partinin iktidar olacağı değildir. Daha temel bir soruyla karşı karşıyayız: Siyaseti yapma biçimimizi değiştirebilecek miyiz?
Türkiye siyasetinde bugün tartışılması gereken asıl mesele, yalnızca hangi partinin iktidar olacağı değildir. Daha temel bir soruyla karşı karşıyayız: Siyaseti yapma biçimimizi değiştirebilecek miyiz?
Çünkü yeni bir parti kurmak mümkündür; yeni bir tabela asmak, yeni kadrolar oluşturmak, yeni sloganlar üretmek de mümkündür. Zor olan, yıllardır eleştirdiğimiz siyaset kültürünü yeni yapılara taşımamaktır.
İşte “yeni nesil siyaset” iddiasının gerçek sınavı burada başlayacaktır.
Barışın Yolu Hukuktan Geçer
Son günlerde tartışılan çerçeve yasa bu açıdan önemli bir örnek oluşturdu.
Türkiye’nin terörden kurtulmasını, silahların susmasını ve toplumsal barışın güçlenmesini kim istemez?
Ancak kalıcı barış yalnızca silahların bırakılmasıyla kurulamaz. Barışın hukuka, demokrasinin de adalete ihtiyacı vardır.
AİHM ve Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmadığı, seçilmiş iradenin tartışıldığı, kayyum uygulamalarının sürdüğü ve hukuk devleti konusunda ciddi soru işaretlerinin bulunduğu bir ortamda demokratikleşme meselesini barış sürecinden ayrı değerlendiremeyiz.
Bu nedenle çerçeve yasaya ilişkin tartışmayı yalnızca “evet mi, hayır mı?” düzeyine sıkıştırmak yanlış olur.
Asıl sorular şunlardır:
Bu süreç Türkiye’yi daha demokratik bir ülkeye taşıyacak mı?
Hukukun üstünlüğünü güçlendirecek mi?
Toplumsal barışı kalıcı hale getirecek mi?
Yoksa seçim hesaplarının, anayasa tartışmalarının ve yeni Meclis aritmetiği arayışlarının bir parçasına mı dönüşecek?
Muhalefetin görevi, barış ihtimaline kapıyı kapatmadan bu soruların takipçisi olmaktır.
Özgür Özel’in Tutumu ve Serbest Oy
Özgür Özel’in Meclis konuşmasını bu nedenle önemli buluyorum.
Barış iradesini ortaya koyarken demokratikleşme, hukuk devleti, kayyumlar, AİHM ve AYM kararları gibi meseleleri gündeme taşıması; sürece koşulsuz teslim olmak yerine siyasi ve hukuki sorumluluk hatırlatması açısından değerliydi.
Daha da önemlisi, milletvekillerinin oylamada serbest bırakılması klasik siyaset anlayışının dışında değerlendirilmesi gereken bir adımdır.
Türkiye’de siyasi partiler yıllarca milletvekillerini el kaldırıp indiren bir mekanizmanın parçasına dönüştürdüler. Oysa milletvekili yalnızca genel merkezinin değil, milletin temsilcisidir.
Bir milletvekilinin “evet”, diğerinin “hayır” diyebilmesi her zaman zayıflık değildir. Gerekçeleri açıkça ortaya konulabiliyorsa bu durum çoğulculuğun göstergesi de olabilir.
Yeni nesil siyasetten söz ediyorsak farklı düşüncelerin aynı siyasi yapı içerisinde yaşayabilmesini de öğrenmek zorundayız.
Kavramlardan Korkmayalım, Ama Açıklayalım
Siyasetin başka bir sorunu da bazı kavramları söyleyip içini yeterince doldurmamasıdır.
Eşit yurttaşlık nedir? Yerinde yönetimden ne anlıyoruz? Ana dilde eğitim denildiğinde ne öneriliyor? Kürt sorununa nasıl bakılıyor?
Bu soruların cevabını yalnızca parti yöneticilerinin bildiği uzun program metinlerine bırakamayız.
Vatandaş bunları açıkça bilmelidir.
Çünkü açıklanmayan her kavram, siyasi rakiplerin manipülasyonuna açık hale gelir.
Yeni nesil siyasetin dili açık, anlaşılır ve cesur olmalıdır. İnsanların kaygılarından kaçmak yerine o kaygılara demokratik ve ikna edici cevaplar verilmelidir.
Asıl Devrim Parti İçinde Başlamalı
Yeni bir siyaset iddiasının en önemli sınavı ise parti içi demokrasidir.
Yıllardır Türkiye’de lider sultasından şikâyet ediyoruz. Fakat mesele yalnızca liderler değildir. Lider sultasını üreten bir sistem vardır.
Delege sistemleri, kapalı listeler, yukarıdan belirlenen adaylar, genel merkezden şekillendirilen örgütler ve yıllarca aynı makamları işgal eden siyasetçiler…
Bunları değiştirmeden “yeni siyaset” demek eksik kalacaktır.
İlçe başkanını mümkün olduğunca üye seçmelidir.
İl başkanını üye belirlemelidir.
Milletvekili ve belediye başkan adaylarının belirlenmesinde tabanın gerçek iradesi ortaya çıkmalıdır.
Ve genel başkan dahil hiç kimse partinin üzerinde olmamalıdır.
Parti liderin değil, üyelerin partisi olmalıdır.
Üye Seçsin Ama Liyakatten Vazgeçilmesin
Burada önemli bir ayrıntı var.
“Üye seçsin” demek, aday olmak isteyen herkesin hiçbir kriter aranmadan sandığa girmesi anlamına gelmemelidir.
Belediye meclis üyeliği, milletvekilliği ya da belediye başkanlığı ciddi kamusal sorumluluklardır.
Aday olacak kişinin partiye emeği, birikimi, toplumsal karşılığı, temsil yeteneği ve görevin gerektirdiği yeterlilikleri dikkate alınmalıdır.
Bu nedenle önceden ilan edilmiş, herkese eşit uygulanan ve kişilere göre değişmeyen şeffaf adaylık kriterleri oluşturulmalıdır.
Ön değerlendirmeyi geçen adaylar üyelerin önüne çıkmalı ve son sözü üye söylemelidir.
Böylece iki tehlikeden aynı anda kurtulabiliriz: Bir tarafta genel merkez veya yerel güç odaklarının dayatması, diğer tarafta hiçbir ölçütü olmayan adaylık sistemi.
Demokrasi ile liyakat birbirinin alternatifi değil, tamamlayıcısıdır.
Üç Dönem Yetmeli
Siyaseti meslek olmaktan da çıkarmamız gerekiyor.
Aynı insanların yıllarca milletvekili, belediye başkanı, il başkanı veya parti yöneticisi olarak kalması yeni kadroların önünü kapatıyor.
Üç dönem sınırı bu nedenle önemlidir.
Siyaset makam edinme alanı değil, belirli bir süre topluma hizmet etme görevi olmalıdır.
Görevini yapan kenara çekilmeyi de bilmeli; yeni insanlar, gençler ve kadınlar siyasetin karar mekanizmalarına taşınmalıdır.
Parti Okulu Kurulmalı
Yeni siyaset yalnızca yeni insanlarla kurulmaz; nitelikli insanlarla kurulur.
Bu nedenle ciddi bir parti okulu oluşturulmalıdır.
Demokrasi, hukuk, ekonomi, yerel yönetimler, siyasal etik, iletişim, örgütlenme ve seçim güvenliği konularında sürekli eğitim verilmelidir.
Siyasette liyakat istiyorsak önce liyakati geliştirecek kurumları yaratmalıyız.
Üyeyi yalnızca aidat ödeyen veya seçim zamanı sandığa çağrılan kişi olarak gören anlayış sona ermelidir. Üye düşünen, sorgulayan, eğitim alan, politika üreten ve karar veren kişi olmalıdır.
Ama Halkın Sofrasını Unutmayalım
Bütün bu büyük siyasi tartışmaların arasında gözden kaçırmamamız gereken bir gerçek daha var.
Vatandaş sabah uyandığında çerçeve yasayı düşünerek uyanmıyor.
Emekli ay sonunu düşünüyor.
Esnaf kirasını düşünüyor.
Çiftçi mazotu düşünüyor.
Genç geleceğini düşünüyor.
Aile çocuğunun eğitimini, hastası olan sağlık hizmetine nasıl ulaşacağını düşünüyor.
Siyasetin gündemi ile halkın gündemi birbirinden koparsa en demokratik söylem bile toplumda karşılık bulamaz.
Bu nedenle barışı da konuşacağız, demokratikleşmeyi de konuşacağız, anayasayı da konuşacağız. Ama ekmeği, hayat pahalılığını, emekliyi, çiftçiyi, esnafı, eğitimi ve sağlığı bir gün bile gündemden düşürmeyeceğiz.
Yeni Nesil Siyaset Bir Slogan Olmamalı
Yeni nesil siyasetin gerçek anlamı burada ortaya çıkıyor.
Lider sultasının yerine üyeyi,
delege düzeninin yerine katılımı,
kişisel sadakatin yerine liyakati,
kapalı kapıların yerine şeffaflığı,
kutuplaşmanın yerine diyaloğu,
masa başı siyasetinin yerine sokağı ve halkı koyabiliyorsak yeni bir siyasetten söz edebiliriz.
Aksi halde yalnızca tabelalar değişir.
İnsanlar değişir.
Partilerin isimleri değişir.
Ama siyaset değişmez.
Türkiye’nin ihtiyacı yalnızca yeni bir parti değildir.
Türkiye’nin ihtiyacı yeni bir siyaset kültürüdür.
Ve bu değişim yukarıdan aşağıya değil, üyeden örgüte, örgütten yönetime, sokaktan Meclis’e doğru gerçekleştiğinde gerçek anlamını bulacaktır.