Ceylan Hafriyat

Akbelen’de Yere Düşen Sadece Bir Nine Değildi

Yayınlama: 13.04.2026
A+
A-

Akbelen’de yere yığılan 87 yaşındaki bir annenin bedeni değildi yalnızca…
Yere düşen, bu ülkenin vicdanıydı.
Akbelen Ormanı yıllardır sadece ağaçların değil, bir yaşam kültürünün, bir hafızanın, bir toprağa bağlı varoluşun simgesi oldu. Bugün Akbelen’de yaşanan her gelişme, bize açık bir gerçeği yeniden gösteriyor: Bu mesele artık yalnızca bir çevre meselesi değil; kamusal varlıkların özelleştirme politikaları eliyle sermayeye devredilmesinin, doğanın ve insan yaşamının piyasa mantığına teslim edilmesinin en çıplak örneklerinden biridir.
Yıllardır bu ülkede “kalkınma”, “enerji ihtiyacı”, “yatırım” gibi başlıklarla savunulan politikalar, gerçekte doğayı ve kamusal kaynakları özel şirketlerin çıkarına açan bir anlayışın parçası haline getirildi. Ormanlar, kıyılar, meralar, zeytinlikler; birer yaşam alanı olmaktan çıkarılıp, rant ve kâr hesabının nesnesi yapıldı. Akbelen de bu büyük tablonun en görünür halkalarından biri.
Bugün yaşananlar tesadüf değil; sistemli bir tercihin sonucudur.
Acele kamulaştırma kararları, bilirkişi süreçleri, keşif heyetleri, kolluk gücünün sahadaki varlığı… Bunların her biri, yurttaşın hakkını ve yaşam alanını korumak için değil; çoğu zaman şirketlerin önünü açan bir idari refleksin parçası olarak algılanıyor. İşte toplum vicdanını yaralayan asıl mesele de budur.
Havana Nine’nin evinin önünde fenalaşması, bir haber fotoğrafından ibaret görülemez. O kare, bu ülkenin özelleştirme ve şirketleşme politikalarının insan hayatına nasıl dokunduğunu, nasıl can yaktığını gösteren sembolik bir kareye dönüşmüştür. Çünkü orada yere düşen sadece yaşlı bir kadın değil; bu ülkenin “devlet vatandaşın yanındadır” duygusuydu.
Devlet dediğimiz yapı; yurttaşın canını, toprağını, yaşam hakkını korumak için vardır. Oysa Akbelen’de yıllardır ortaya çıkan tablo, halkın büyük bir kısmında tam tersi bir duyguyu büyüttü: Devletin tüm kurum ve araçlarıyla şirket projelerinin yanında saf tuttuğu düşüncesi. Bu algı, yalnızca bugünkü iktidarın ekonomi ve özelleştirme tercihlerinin değil; aynı zamanda hukuk ve kamu vicdanı bakımından da ciddi bir kırılmanın göstergesidir.
Elbette enerji üretimi önemlidir. Elbette ülkenin ihtiyaçları vardır. Ancak hiçbir kamu politikası; insan onurunun, yaşam hakkının, toprağa bağlı yaşam kültürünün önüne geçirilemez. Kamu yararı denilen şey, birkaç şirketin bilançosu değil; halkın ortak geleceğidir.
Akbelen direnişi bu yüzden yalnızca ağaç savunusu değildir.
Bu direniş; “toprak metalaştırılamaz”, “yaşam alanı şirket karına feda edilemez”, “devlet yurttaşına rağmen yönetilemez” diyenlerin ortak sesidir.
Esra Işık’ın tutuklanması, köylülerin baskı altında tutulması, yaşlı insanların dahi bu sürecin travmasını yaşaması; meselenin ne kadar derin olduğunu gösteriyor. Ama tarih bize şunu öğretmiştir:
Toprağını savunan insanların sesi bastırılsa da susmaz.
Çünkü o ses, bir ağacın gölgesinden değil; bir halkın vicdanından yükselir.
Akbelen’de yere düşen o beden, hepimize aynı soruyu soruyor:
Bu ülkenin toprağı mı kazanacak, yoksa özelleştirme adı altında büyüyen rant düzeni mi?
Bu soruya verilecek cevap, sadece Akbelen’in değil; bu ülkenin geleceğini belirleyecek.

REKLAM ALANI
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.