Bazen bir şarkı, sözlerinden çok hissettirdikleriyle konuşur insanın içine.
Son günlerde İran’da sosyal medyada dolaşan, sokakta genç bir kadının söylediği Khodahafez adlı şarkı bende tam olarak böyle bir etki yarattı.
Şarkıyı dinlediğimde aklıma ilk gelen şey bir aşk hikâyesi değil;
İran’da kadınlara dayatılan otoriter, zorba ve nefes aldırmayan yaşam koşulları oldu.
Sonradan öğrendim…
Şarkının sözleri politik değildi.
Bir ayrılığı, bir aşkın kalpte bıraktığı izleri anlatıyordu.
Ama bana verdiği duygu bambaşkaydı.
Çünkü o kadının duruşu, sözleri söylerkenki sakinliği, sesindeki masumiyet ve cesaret
bu şarkıyı benim için toplumsal bir yere taşıdı.
İran’da bir kadının sokakta şarkı söylemesi, yalnızca müzik yapmak değildir.
Bu, kamusal alanda “ben buradayım” deme cesaretidir.
Sesine, bedenine, yaşamına müdahale edilen bir ülkede bir kadının kendi sesiyle var olması, şarkı ne anlatırsa anlatsın, başlı başına bir itirazdır.
Belki bu şarkı bir protest şarkısı değildi.
Ama o an, o ses, o duruş bana göre sessiz bir direnişti.
O yüzden bu şarkıyı sosyal medyada hikâye olarak paylaştım.
Çünkü hissettirdiği şey, bir müzik parçasından çok daha fazlasıydı.
Bir veda gibi duyuluyordu belki…
Ama bana göre bu, korkuya söylenmiş bir “hoşça kal”,
sessizliğe bırakılmış bir izdi.
Khodahafez…
“Allah’a emanet ol” derken,
belki de en çok şunu söylüyordu:
Sesimiz hâlâ var.






