Emekliler; sayıları milyonları aşan, hayatın her alanına dokunan ama buna rağmen uzun yıllar boyunca sessiz kalmaya zorlanan bir toplumsal kesim…
Bodrum’da bir masanın etrafında toplanıp konuştuğumuzda aslında yalnızca bir kentin değil, Türkiye’nin en büyük gerçeğiyle yüzleşiyoruz: Emekliler. Sayıları milyonları aşan, hayatın her alanına dokunan ama buna rağmen uzun yıllar boyunca sessiz kalmaya zorlanan bir toplumsal kesim…
Bugün artık o sessizlik kırılıyor.
Fikir Kulübü’nde gerçekleştirdiğimiz son toplantıda, yıllardır sosyalist mücadele içinde yer alan Aydın Doğer’in değerlendirmeleri, bu gerçeği bir kez daha net biçimde ortaya koydu.
Bodrum’da yaklaşık 100 bin, Türkiye genelinde ise 15-16 milyon emekli… Bu sayı, başlı başına bir toplumsal güç demektir.
Ancak mesele yalnızca sayı değil; mesele bu kitlenin nasıl bir bilinçle ve hangi zeminlerde örgütleneceğidir.
Çünkü emekliler, sanıldığı gibi tek tip bir yapı değildir. İçinde eski işçi de vardır, bürokrat da… Asker de vardır, esnaf da… Sağcısı, solcusu, milliyetçisi, muhafazakârı… Hepsi aynı ekonomik gerçeklikte buluşmuştur: Geçim sıkıntısı.
İşte tam da bu noktada emekliler, Türkiye’de yeni bir toplumsal denge unsuru haline gelmektedir.
2011 yılından itibaren başlayan örgütlenme çabaları, bugün daha görünür hale gelmiştir. Özellikle DİSK Dev Emekli-Sen gibi yapılar, emeklileri yalnızlıktan çıkarıp kolektif bir zemine taşımaktadır.
Bodrum’da yaklaşık 1.250 üyeye ulaşan bu örgütlenme, aslında potansiyelin çok küçük bir kısmıdır. Ama önemli olan sayıdan çok yönelimdir.
Çünkü emekliler, sıradan bir toplumsal kesim değildir.
Onlar, 12 Eylül öncesinin politik atmosferini yaşamış, mücadele görmüş, ideolojik olarak şekillenmiş bir kuşağın temsilcileridir. Bu nedenle örgütlenme bilinci, genç kuşaklara göre çok daha derin ve deneyimlidir.
Bugün yaşanan ekonomik kriz, emeklileri yalnızca yoksullaştırmakla kalmamış, aynı zamanda onları yeniden siyasal bir özne haline getirmiştir.
2024 yerel seçimlerinde bunun ilk işaretlerini gördük. Emekliler, sandıkta belirleyici bir rol oynadı. Bu durum, iktidarın da dikkatinden kaçmadı. Önümüzdeki süreçte emeklilere yönelik ekonomik adımların —kimi zaman bir hak, kimi zaman bir “seçim hamlesi” olarak— gündeme gelmesi şaşırtıcı olmayacaktır.
Ama burada asıl soru şudur:
Emekliler, kendilerine verilenle yetinen bir kitle mi olacak, yoksa kendi kaderini belirleyen örgütlü bir güç mü?
Bu sorunun cevabı, yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda siyasal bir yönelim meselesidir.
Bugün Bodrum’dan Türkiye’ye baktığımızda, emeklilerin yalnızca maaş artışı talep eden bir kesim olmaktan çıkıp; kent hakkını savunan, çevre mücadelesine katılan, kamusal alanı sahiplenen bir pozisyona evrildiğini görüyoruz.
Kıyılardan sit alanlarına, ormanlardan kent politikalarına kadar birçok alanda emeklilerin aktif rol aldığını gözlemliyoruz.
Bu noktada Aydın Doğer gibi isimlerin önemi daha da artıyor.
Çünkü bu mücadele, yalnızca ekonomik bir talep değil; aynı zamanda bir kamusal vicdan meselesidir.
Emekliler artık yalnızca “geçinmeye çalışan insanlar” değil,
aynı zamanda toplumu yeniden kurma potansiyeli taşıyan bir güçtür.
Ancak bu potansiyelin açığa çıkması için üç temel ihtiyaç vardır:
örgütlenme, dayanışma ve doğru siyasal dil.
Eğer bu üçü bir araya gelirse, emekliler Türkiye’nin en etkili toplumsal hareketlerinden biri haline gelebilir.
Aksi halde, milyonlarca insanın yalnızlığı içinde kaybolan bir sessizlik olarak kalır.
Bugün mesele nettir:
Ya emekliler örgütlü bir güç olacak,
ya da sayılarıyla büyük ama etkisiz bir kalabalık olarak kalacak.
Tercih, artık onların…