Sevgili Esra,
Zordur demir parmaklıklar arkasında umudu yitirmeden, hayata küsmeden, özgürlüğü beklemek.
Yüreğin sıkışır, boğazında düğümlenir yumrular.
Toprağını, ormanını, evini savunduğun, zeytin ağaçlarına sahip çıktığın, haksızlıklara isyan ettiğin içinse üstelik; tüm bu işkence ve zulüm, çok daha ağır gelir insana!
Bilirim başın dik, alnın ak, en küçük bir yılgınlık göstermeden ailene, sevdiklerine, köyüne kavuşacağın günlerin heyecanıyla için içine sığmıyordur.
Haberin oldu mu bilmem!
Gazeteci abilerin gitmiş Akbelen’e, sözüm ona gerçekleri ortaya çıkarmak için.
Köylülerle konuşmuşlar.
Enerji şirketinin kendilerine ne kadar iyi davrandıklarını, topraklarını değerlerinin bile üzerinde satın aldıklarını, topraklarında tarım yapabilmeleri için her türlü desteği sağladıklarını anlatmışlar.
Sonra da bulundukları yerlerden görüntüler gösteriyorlar.
Her taraf yemyeşil, tertemiz, yedikleri önlerinde yemedikleri arkalarında, nasıl da mutlu mesut yaşıyorlarmış!…
İyi ki bu termik santrallar varmış, binlerce kişiye iş imkanı sağlamışlar, her istediklerini de yerine getiriyorlarmış!…
Aslında hepimiz oturup kalkıp dua etmeliyiz bu enerji patronlarına!..
O kadar iyi ve yardımsever insanlarmış ki, çocuklar için oyun alanları, okullar, köylüler için parklar, yapmadıkları kalmamış!..
Bu yazdıklarımı okuma şansın olur mu bilmem.
Ama şunu bil, bunları ben demiyorum.
Gazeteci abilerinin yalancısıyım.
Neredeyse gidip termik santralde işe giresim geldi.
Hatta ben de gidip o bölgeye mi yerleşsem diye düşündüm doğrusu.
İşte böyle Sevgili Esra, güzel kızım benim.
Annen başta olmak üzere, tüm mağdur köylüler yıllardır bunca baskıya, zorbalığa, yasa tanımazlığa rağmen yaz-kış, yağmur, çamur, soğuk demeden, biber gazına, polis copuna, jandarmanın dipçiğine direnirken biz gazeteciler nelerle uğraşıyoruz.
Daha ilginç ve acı olanı ne basında ne sivil toplum kuruluşlarında ne siyasi partilerde bu haberlere ilişkin tık yok.
Akbelen’de yıllardır süren bu mücadele için yurdun dört bir yanından çevre kuruluşları doğa savunucuları, duyarlı yurttaşlar dayanışma örgütlüyorlar, köylülerin yanında duruyorlar.
İzmir’den, Adana’dan avukatlar en zor koşullarda davaları takip ediyor, köylüleri yalnız bırakmıyorlar.
Ama gönül istiyor ki en yakınında Milas’lı avukatlar da daha duyarlı davransın, bu mücadeleye omuz versinler.
Sevgili Esra;
İyi ki varsın. Senin gibi yürekli, inançlı, yurdunu ve insanlarını seven, tarihine ve kültürüne düşkün gençlerin varlığı ancak umutlandırıyor bizleri.
Ailen ve köylülerin seninle ne kadar gururlansalar azdır.
Umarım en kısa zamanda özgürlüğüne kavuşursun.
İnanıyorum Akbelen de dahil tüm hak mücadelesi veren yöreler bu kan emicilerden temizlenir.
Sen rahat ol, sağlığına dikkat et.
Zehra Nineye mezarında bile rahat vermeyenlerle, onlara güzelleme yapanlar utansın.
Aydınlık, güzel günler yakın.
Ne vahşi kapitalizmin azgın patronları ne onlara hizmet eden işbirlikçileri ne de kendi sınıfına ihanet eden sendika ağaları bu mücadelenin önünde duramayacaklar.
Tarih onları da onları aklamaya, suçlarını örtmeye çalışanları da unutmayacaktır.
Dolmasın güzel gözlerine hüzün.
Seni biz gözaltına alındığında, haksızlıklara, hukuksuzluklara meydan okurcasına takındığın gururlu bakışın, o mahcup gülümsemenle hatırlayacağız.
Bir gazeteci-yazar, ülkesine ve insanlarına sevdalı biri olarak bu mektupla gazeteciler adına da senden özür diliyorum.
Keşke daha çok şey yapabilsek.
Tasalanma Esra’cığım her zaman olduğu gibi yine iyilik kazanacak.
Zeytin karası gözlerinden, sevgi dolu yüreğinden öpüyorum.