blank

Rant Düzeni

Yayınlama: 13.04.2026
A+
A-

Kuzey Ormanları’ndan Karadeniz yaylalarına, Kazdağları’ndan Akbelen’e uzanan hat; Türkiye’de çevre meselesinin bir “doğa hassasiyeti” değil, açık bir iktidar tercihi ve politik çatışma alanı olduğunu gösteriyor. Bu artık tek tek yerel direnişlerin toplamı değil; süreklilik kazanmış, sistematik bir müdahale zinciridir.

Bu tabloyu anlamak için kronolojiye bakmaya bile gerek yok; çünkü yaşananlar artık istisna değil, düzenin kendisidir. İstanbul’un Kuzey Ormanları “kalkınma” adıyla parçalandı. Karadeniz’de dereler borulara hapsedildi; su, yani yaşam, şirketlerin kontrolüne bırakıldı. Kazdağları’nda altın arama adı altında ormanlar kesildi, ekosistem geri dönülmez biçimde tahrip edildi. Ve bugün Akbelen’de gelinen nokta şudur: Artık yalnızca doğa değil, doğrudan insanın toprağına, mülkiyetine ve yaşam alanına müdahale edilmektedir.

Her seferinde aynı yöntem işletildi:
“Kamu yararı” denildi,
şirket lehine raporlar hazırlandı,
hukuk etkisizleştirildi,
ve en sonunda yurttaşın karşısına devletin gücü dikildi.

Bu bir tesadüf değil, açık bir politik tercihtir.

Daha açık söylemek gerekirse: Türkiye’de uygulanan şey bir çevre politikası değil, rant politikasıdır. Ve bu politika yalnızca ağaçları değil; doğrudan hukuku, mülkiyet hakkını ve yurttaşlık bilincini hedef almaktadır.

Çünkü mesele artık sadece orman değildir.
Mesele şudur:
Bir yurttaşın kendi toprağı üzerindeki hakkı, bir şirketin yatırım planına karşı korunabiliyor mu?

Bugün Akbelen’de köylünün zeytinliği “acele kamulaştırma” adı altında elinden alınabiliyorsa, bu yalnızca çevre sorunu değildir; bu doğrudan mülkiyet hakkının gaspıdır. Anayasal güvence altındaki haklar, idari araçlarla fiilen devre dışı bırakılmaktadır.

Daha da vahimi, bu süreçte yurttaşlık bilinci sistematik biçimde aşındırılmaktadır. Hak arayan köylü “provokatör” ilan ediliyor, toprağını savunan insan “engel” olarak gösteriliyor.

Oysa yurttaşlık dediğimiz şey tam da budur:
Yaşam alanını, toprağını, suyunu ve geleceğini savunmak.

Ama bugün bu hak, bir tehdit gibi sunuluyor.

Bu nedenle mesele yalnızca çevre değil;
doğrudan demokrasi meselesidir.

Çünkü halkın söz hakkı yoksa, rızası alınmıyorsa, karar süreçlerine katılım engelleniyorsa; orada ne doğa korunabilir ne de hukuk ayakta kalabilir.

Akbelen bu zincirin son halkası değil, en görünür olanıdır.

Ve orada direnenler…

Esra ve onun gibi yüzlercesi…

Onlar yalnızca ağaçları savunmuyor.

* Toprağın hakkını savunuyorlar
* Mülkiyetin dokunulmazlığını savunuyorlar
* Yurttaşlık onurunu savunuyorlar

Ve belki de en önemlisi;
sessiz kalmayan bir vicdanı temsil ediyorlar.

Esra artık bir isim değil.
Bir direnişin adı, bir sınır çizgisi.

REKLAM ALANI
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 1 Yorum
  1. 'YAŞAR DİNÇ dedi ki:

    Değerli Mehmet Yıldız çok güzel noktaya parmak bastınız, yer altına verilen önem kadar yer üstüne önem, değer verilseydi, domatesi 175.-TL ye, hıyarı 120.- TL ye yemez, yağmuru ormanlar çektiğinden mercimeği Kanada dan, nohutu hindistandan, Suriye’den zeytini almazdık. Elinize kaleminize sağlık.