Bodrum’lu şair, bestekar, ney ustası, düşünür Neyzen Tevfik’in 73. ölüm yıldönümünde, adı verilen cadde üzerindeki heykelinin önünde anıldığı biliniyor ama bu anmanın Bodrum Belediyesinin internet sayfasında neden yayınlanmadığını merak edenler olmuş.
Bodrum’da Neyzen Tevfik’in heykelini seviyoruz, yılda bir gün anmayı da ihmal etmiyoruz. Ama Neyzen’in kendisini, yani yönetim gücünü rahatsız eden tarafını, pek sevdiğimiz söylenemez.
Çünkü Neyzen Tevfik uslu bir sanatçı değildi. Devletle arası iyi değildi, iktidarda kim varsa kavgalıydı. Meyhaneden konuşur, saraylara çemkirir, sonra neyiyle huzur verir, sonra dizeleriyle düzeni bozar, kimseyi de memnun etmeye çalışmazdı. Eyvallahsızdı yani.
Bugünün Bodrum’unda ise Neyzen, fazlasıyla “terbiye edilmiş” durumda. Heykelin başında yapılan törenlere bakın. Her şey düzenli, her şey steril, her şey protokole uygun. Oysa Neyzen’in hayatında protokol yoktu. Meseleyi Zalimcan’a sordum; 27 Ocak’ta heykelinin önünde yapılan “anma töreni”nin programını paylaştı benimle. “Çelenk sunumu ve saygı duruşu / Ney dinletisi / Neyzen Tevfik’in Bodrum’la bağı, sanatı ve hicivci kimliği üzerine kısa konuşmalar”. Neyzen Tevfik bugün yaşasa, muhtemelen kendi heykelinin önündeki bu törene de laf sokardı.
Bodrum’un kültür politikaları yıllardır güvenli alanlarda dolaşıyor. Festival var ama itiraz yok. Konser var ama söz yok. Eğlence var ama dert yok. Bu tabloda Neyzen Tevfik, olsa olsa bir “kültürel aksesuar”a indirgeniyor gibi duruyor.
Asıl soru şu; Bodrum, Neyzen Tevfik’i gerçekten tanıyor ve içselleştiriyor mu? Yoksa onun adını kullanıp, ruhunu dışarıda mı bırakıyor? Çünkü Neyzen’i ciddiye almak demek; mizahın yönetim gücünü rahatsız etmesini göze almak demek, sanatın susmamasına izin vermek demek, kent kültürünü turizm broşürlerinden çıkarıp sokağa indirmek demek.
Bunlar hem zor, hem de riskli işler. Eleştiri doğurur. Ama kültür dediğiniz şey; yaşanmış olan olguları olduğu gibi aktarmak demek değil mi zaten?
Bugün Neyzen Tevfik, Bodrum’da zararsızlaştırılmış bir simge olarak duruyor. Heykeli var, sesi yok. Adı dillerde, fikri yasaklı olmasa bile yok hükmünde. Oysa Neyzen’in Bodrum’a ihtiyacı yoktu belki ama bugün Bodrum’un Neyzen’e ihtiyacı var sanki. Hatta bu kent, Neyzen’in cesaretine muhtaç.
“Bu kadar söylenmeyle, böylesi güzel üflemeyle ne olacaksın” diye soranlara “HİÇ” cevabını veren, padişaha küfredip sürgüne giden, Atatürk’le şakalaşıp sadece “Nüfus Cüzdanı” isteyen, parayı elinin tersiyle değil, köpeğin önüne atarak reddeden, arkasından “hani o makam, mevki peşinde koşanlar var ya. Onlar önce Kaymakam olur, sonra Vali, sonra Vekil, belki Sadrazam. Sonra emekli olur, bir köşede ölür ve ‘Hiç’ olurlar. İşte ben şimdiden o oldum. Onların bir ömür harcayarak geleceği yere, ben kestirmeden geldim” diyebilen “aklı başında meczup” Neyzen Tevfik’i biraz daha derin anlamak gerektiği günlerdeyiz.
Hiciv sanatını hiç acımadan, dümdüz dile getiren bu akıllı serseri, “Mebus” (milletvekili) şiirinde; “Kime sordumsa seni doğru cevap vermediler.. / Kimi alçak, kimi hırsız, kimi deyyus dediler.. / Künyeni almak için partiye ettim telefon; / Bizdeki kayda göre, şimdi o mebus dediler” diyor. Bu kadar da acımasız olunur mu yahu?
“Liyakat” üzerine söylenirken Neyzen. “Asrın yeni bir umdesi (kuralı) var, hak kapıdadır. / Söz haykıranın, mantık ise şarlatanındır. / Geçmez ele bir paye (rütbe), kavuk sallamayınca, / Kürsi-i liyakat (liyakat koltuğu) pezevenk puşt olanındır.” Bak şimdi yaa..
İlahi Neyzen.. Sen hiç ölme emi..






