









Özgür Özel’in hafta sonu Adana ve Niğde’ye yaptığı ziyaretler kendiliğinden miting alanlarına dönüştü ve halk iradesi sokağa taştı.
Özgür Özel’in hafta sonu Adana ve Niğde’ye yaptığı ziyaretler kendiliğinden miting alanlarına dönüştü ve halk iradesi sokağa taştı.
Uzun zamandır özellikle ekonomik sıkıntılar, uygulanan hukuksuzluklar, baskılar ve daraltılan özgürlük alanlarından dolayı nefes alamaz duruma gelen toplum sonunda haklı taleplerini sokağa taşıdı.
Çeyrek asırdır bu toprakların kılcal damarlarını, kentlerin meydanlarını ve insan hikayelerini yazmaya çalışıyorum. 25 yıl önce kağıda düştüğüm ilk satırlardan bu yana Türkiye çok değişti; ancak hiçbir dönemde Ankara’nın dayattığı”siyasi mimari” ile sokağın mahkum edildiği” toplumsal daralma” arasındaki makas bu denli açılmamıştı.
Türkiye’de uzun zamandır hukuk, adalet dağıtan bir kurum olmaktan çıkarılıp, siyasi iktidarın ve kurulan yeni rejimin en kullanışlı tahkimat aracına dönüştürüldü.
Ankara koridorlarında inşa edilen yeni siyasi mimari, gücünü toplumsal rızadan ziyade, gri alanların yok edilmesinden, mutlak bir biat ikliminden alıyor.
Siyasetin bu denli yalıtıldığı, kaygan bir zemine oturtulduğu, toplumun taleplerine kulaklarını tıkadığı bir ortamda; adalet sarayları adeta sokağı hizaya getirme, itiraz edenleri cezalandırma merkezleri olarak işlev görüyor. Hukuk dışı uygulamaların sistematik bir yönetim modeline dönüştüğü bu iklimde, sadece yasalar değil, toplumun bir arada yaşama iradesi de yok ediliyor.
Bu baskı yönetimini ilk ve en stratejik hedefi kuşkusuz basın ve ifade özgürlüğüdür. Gazetecilerin mesleki faaliyetlerinden dolayı adliye koridorlarında eskitildiği, gözaltı ve tutuklamaların birer yargısız infaza dönüştüğü bir dönemden geçiyoruz. Gerçeği halka ulaştırmakla görevli olan basına yönelik bu açık saldırlar, sadece bireysel olarak meslektaşlarımızı hedef almıyor; toplumun bütününe ”konuşursanız, yazarsanız, itiraz ederseniz sonunuz bu olur.” mesajını veriyor.
İfade özgürlüğü, yalnızca bir anayasal hak değil, toplumsal tepkinin ve nefes almanın en temel unsurudur. İnsanların sosyal medyada bir fikri beğenirken bile iki kez düşündüğü, gazetecilerin otosansür kıskacında boğulduğu bir iklim, toplumsal daralmanın en somut göstergesidir. Siyasi mimari, kendi iktidarını sürdürebilmek için toplumun çığlığını kısmak zorundadır. Çünkü iyi biliyorlar ki; özgür bir basının ve sansürsüz bir kamusal alanın varlığı, yalıtılmış sırça köşklerin yalanlarını çıplak bırakacaktır.
Toplumsal daralmanın ve yalnızlaştırmanın bir diğer ayağı ise örgütlü yapılara, sendikalara, meslek odalarına ve sivil toplum kuruluşlarına yönelik amansız baskılardır. Bir toplumun direnç göstergesi onun örgütlülük düzeyidir. Bugün Türkiye’de barolardan tabip odalarına, çevre platformlarından hak temelli derneklere kadar her yapı, iktidar bloğunun doğrudan hedefi haline gelmiştir. Şimdilerde bu bloğa mutlak butlancılar da katılmıştır.
Yasal eylemlerin suç sayıldığı, hak arama eylemlerinin “terör” parantezine alınarak kriminalize edildiği bu süreç, bireyi devlet ve sermaye karşısında tamamen savunmasız bırakmayı amaçlamaktadır.
“Cumhuriyet ve demokrasinin temel direği olan örgütlenme özgürlüğü, bugün Ankara’nın inşa ettiği totaliter mimarinin önündeki en büyük engel olarak görülüyor. Toplumu tek tek bireylere indirgeyerek yalnızlaştırmak, dayanışma ağlarını koparmak, sokağı tamamen teslim almanın en kestirme yoludur.”
Hak arayan işçinin önüne dikilen barikat, doğasını korumaya çalışan köylünün üzerine sıkılan gaz, adalet isteyen annelerin coplanması…Hepsi aynı makro planın parçasıdır. Siyaset kendi kurultaylarında, iç çekişmelerinde yapay gündemler üretirken, sokak bu ağır baskı politikalarının altında nefessiz kalmaktadır.
Yirmi beş yıllık gözlemim bana öğretmiştir ki, hiçbir baskı yönetimi sonsuza kadar ayakta kalamaz. Hukuku askıya alarak, basını susturarak ve örgütlü yapıları dağıtarak kurulan o yalıtılmış iktidar alanları, toplumun dipten gelen adalet dalgası karşısında her zaman çökmeye mahkumdur.
Ankara’da koltuk ve çıkar hesapları ne olursa olsun, sokağın gerçeği ve adalet arayışı hepsinden daha büyüktür. Kalemimizi ve sesimizi teslim etmediğimiz sürece, gri alanları yeniden var edecek, o demir kafesi kıracak irade bu toplumun içinde mevcuttur. Siyaset kendi labirentinde kaybolabilir ama sokağın adalet mücadelesi her zaman son sözü söyler.
Torosların o aşılmaz zirvelerinden Çukurova’nın sıcak gönüllerine esen rüzgar, sanki bir müjdenin çığlığıydı. Kim ne derse desin Özgür Özel yeni bir yol açtı ve bize düşen görev de o yolda kol kola yürüyebilme iradesini gösterebilmektir.