Ceylan Hafriyat

Zalimcan’dan Mektup Var!

Malum Zalimcan bu ara Bodrum’a uğrayamıyor pek fazla. Çok yoğun olmasına rağmen, gündemi hatırlatmak için yazdığı mektup ulaştı elime. Kelimesi kelimesine paylaşmak bana düştü.

Yayınlama: 23.08.2026
A+
A-
Yıldız Teknik Üniversitesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü'nden mezun olduktan sonra, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nde Sit Koruma Planlaması, Helsinki Teknik Üniversitesi'nde Kentsel Tasarım alanlarında lisansüstü eğitim aldı. Karadeniz Teknik Üniversitesi'nde "Turizm Alanları Planlaması" konulu doktora tezini tamamlayarak şehircilik ve planlama alanındaki akademik çalışmalarını derinleştirdi. Belediyecilik, serbest şehir plancılığı ve yaklaşık 30 yıllık akademik kariyeri boyunca kent planlama, kentsel koruma, turizm alanlarının planlanması, imar hukuku ve kent yönetimi konularında eğitimler verdi; çok sayıda akademik çalışma, imar planı ve belediye danışmanlığına imza attı. Uludağ Üniversitesi Mimarlık Fakültesi'nden emekli olan Dr. Özyaba, halen köşe yazarlığı ve imar hukuku danışmanlığı yapmaktadır. Evli ve dört çocuk babasıdır.

Malum Zalimcan bu ara Bodrum’a uğrayamıyor pek fazla. Çok yoğun olmasına rağmen, gündemi hatırlatmak için yazdığı mektup ulaştı elime. Kelimesi kelimesine paylaşmak bana düştü.

“Bodrum’un son yirmi yılına bakınca insanın aklına tek soru geliyor: Bu kadar insan Bodrum’u koruduysa, Bodrum’u kim bu hale getirdi?

2000’lerin başında yarımadada belediye çoktu. Plan çoktu. Yetki çoktu. Denetim azdı. Her beldenin başka imarı, başka uygulaması, başka hikâyesi vardı. Bodrum büyüdü. Ama La Fontaine’in öküz olmak isteyen kurbağası gibi.

Şişti.
Şişti.

Öküze de benzemedi. Bodrum’a da..

2014’te belde belediyeleri kapandı. Sadece Bodrum Belediyesi oldu. Ama eskilerin bıraktıkları planlar, ruhsatlar, yapılaşma hakları ve sorunlar kaldı. Bodrum’lu Neyzen Tevfik’in şiirini anımsayalım; “Kimi planını bıraktı, kimi ruhsatını. Kimi kaçak yapısını. Kimi de hesabını ödeyecekmiş gibi yapıp çekip gitti”.

2018’de İmar Barışı çıktı. Kaçak yapı devletle “barıştı”.

Doğayla barışmadı.

Kıyıyla barışmadı.

Altyapıyla hiç barışmadı.

Sonrası zaten rakamlarda. Bodrum Belediyesi’nin kendi açıklamasına göre yalnızca 2019–2023 arasında: 6.890 yapı mühürlendi. 980 kaçak yapı yıkıldı. 2.772 dosya yıkım programına alındı. Bu artık birkaç kaçak veranda meselesi değil. Bir kentleşme rejimi.

Çünkü kaçak yapı gökten inmiyor.

Plan değişikliği kendi kendine yapılmıyor.

Emsal geceleri gizlice artmıyor.

Ruhsatı martılar imzalamıyor.

Birileri talep ediyor.

Birileri hazırlıyor.

Birileri onaylıyor.

Birileri imzalıyor.

Birileri de görüyor…

Görmemiş gibi yapıyor.

Bu arada Bodrum, şişen kurbağa gibi büyüdü. Villalar büyüdü. Oteller büyüdü. Siteler büyüdü. Havuzlar büyüdü. Metrekare fiyatları büyüdü. Ama yollar büyümedi, su büyümedi, kanalizasyon büyümedi. Sonra şaşırdık; bu kadar pahalı bir kent nasıl bu kadar altyapısız olabilir?

Dağları kestik, yamaçlara beton yapıştırdık, koyları doldurduk, dere yataklarını daralttık.. Sonra adına; “Bodrum markası” dedik.

Anayasa dedi ki; “Kıyılar herkesindir”.

Kıyı Kanunu dedi ki; “Herkes eşit ve serbest yararlanır”.

Bodrum pratiği dedi ki; “Rezervasyonunuz var mı?”

Her belediye başkanı, her dönem Bodrum’u koruyacağını söyledi. Her meclis, her bakanlık, her kurum. Ama nedense her seçimden sonra Bodrum biraz daha kalabalık, biraz daha beton, biraz daha susuz kaldı.

Demek ki sorun yalnızca Ankara değildi. Yalnızca belediye de değildi. Sorun bir imar kültürüydü. Yapan, yaptıran, planlayan, onaylayan, ruhsatlandıran, görmeyen, görüp susan.

Çünkü kent suçunun faili, çoğu kez meçhuldür. Bazen bir plan kararı, bazen bir meclis kararı, bazen bir imzadır. Bazen atılmayan imzadır. Bazen de hepsi. Ama genelde hiçbiri..

Bodrum hepsini gördü.
Seçimden önce çevreci, seçimden sonra yatırımcı dostu olanı…
Dağda rantı protesto edip, koyda betona sessiz kalanı…
Atatürk’ün fotoğrafının önünde nutuk atıp, Ankara’nın kapısında başka konuşanı…
Liyakat deyip makamları işine geleni dağıtanı…

Hepsini gördü.

Ve acı olan da; hepsini siz seçtiniz.

Şimdi 2026’dayız. Bodrum’un önünde hâlâ iki seçenek var. Ya her boşluğu “yatırım alanı” olarak göreceğiz. Ya da Bodrum’u çocuklarımıza bırakılması gereken bir emanet olarak. Çünkü mesele artık sağ-sol meselesi değil. Parti meselesi hiç değil. Mesele şu: Bodrum’dan daha ne kadar Bodrum eksilteceğiz?

Dağı kesersen geri koyamazsın. Koyu betonlaştırırsan geri getiremezsin. Kıyıyı kaybedersen tabelasına “halk plajı” yazmakla geri alamazsın. Ve bir kenti kaybettikten sonra; imar planını değiştirebilirsin, belediye başkanını değiştirebilirsin, hükümeti de değiştirebilirsin.

Ama…

Kaybettiğin Bodrum’u geri getiremezsin. O yüzden Bodrum’un önce İmar ahlakına ihtiyacı var.”

Zalimcan mektubunun son satırlarında; “büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öperim” demeyi de unutmamış.

Alem vallahi..

Share and Enjoy !

Shares
blank
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 1 Yorum
  1. Nasfet iristay dedi ki:

    Senin zalim candan zalim hakikaten