Türkiye’de belediyelere ve el konulan şirketlere yönelik bir uygulama olarak bildiğimiz kayyum uygulaması şimdi ABD tarafından ülkeler düzeyinde gerçekleştiriliyor.
ABD’nin 3 Ocak tarihinde Venezuela’nın başkenti Karakas’a yaptığı “mutlak kararlılık” operasyonuyla Devlet Başkanı Moduro CIA tarafından yatağından alınarak kaçırıldı.
Bu olay özel kişi ya da gruplar tarafından yapılsa adı en açık ifadeyle eşkıyalıktır.
Geçmişte Latin Amerika ülkelerinin neredeyse tamamına benzer operasyonlar yapan, doğrudan ya da dolaylı darbeler gerçekleştiren ABD bunu yakın tarihimizde Ortadoğu ülkelerine de yapmış ancak o ülkelere demokrasi getireceğini iddia etmişti.
Bugün o ülkelerde nasıl bir demokrasi olduğunu, insan hakları ihlallerini, kitlesel imha saldırılarını belgesel izler gibi takip ediyoruz.
Ancak bu kez gerçek niyetini en baştan açıklayan ABD Venezuela’daki enerji kaynaklarına ihtiyaçları olduğunu ve bunları ABD şirketlerinin işleteceğini çok açık ilan etti.
Çok titiz istihbarat çalışmalarının ardından bir gece ansızın Moduro ve eşinin kaçırılarak ABD’ye götürülmesi konusu farklı kaynaklardan daha çok konuşulacak kuşkusuz. An itibariyle ABD yetkilileri ve Trump yalnızca iki askerin yaralandığını söylese de kimi kaynaklar 40-50 civarında ölü ve yüzlerce yaralı olduğunu iddia ediyorlar.
Şu an ülkede yönetimi ele alan Başkan Yardımcısı Rodriguez direniş çağrısı yapsa da saldırının şok etkisi direnişin organize edilmesine engel.
Nobel Barış Ödülü sahibi muhalif lider Maria Corina Machado, yönetimi devralmaya hazırız dese de ABD yönetiminin “Venezuela’yı şimdilik biz yöneteceğiz” açıklaması bu talebin pek gerçekçi olmadığını gösteriyor.
Öte yandan Moduro’nun yakalanmasını bir anlamda “kontrollü teslim” olarak değerlendirenler de var.
Moduro’nun yakalanmadan bir gün önce yılbaşı mesajında “ABD ile ciddi görüşmeler hazır olduğunu” söylemesi ve ABD’li petrol şirketlerinin yatırımlarına ve uyuşturucuyla mücadelede iş birliğine yeşil ışık yakan açıklamaları ve en önemlisi de durup dururken ülkede Olağanüstü Hal ilan etmesi bu endişeleri güçlendiriyor.
Gelelim Türkiye’nin bu olay üzerine nasıl bir tavır sergileyeceğine!
Olay ilk duyulduğunda Dışişleri Bakanlığı, tarafları itidale davet eden ama bir yandan da uluslararası antlaşmalara uyulması gerektiğine de vurgu yapan bir açıklama yaptı.
Türkiye ve Venezuela arasındaki ilişkiler, özellikle son yıllarda altın ve gıda ekseninde gelişen çok kritik bir stratejik ortaklığa dayanıyordu.
Türkiye, Venezuela altınının işlenmesi ve ticaretinde merkezi bir rol oynuyordu. Venezuela’dan çıkarılan ham altın, yaptırımlar nedeniyle Avrupa yerine Türkiye’deki rafinerilere(özellikle Çorum’daki tesislere) gönderiliyordu. ABD’nin yönetime el koyması ve maden bölgelerini kontrol altına alma planı, bu altın akışını tamamen durdurabilir.
Türk kurumları aracılığıyla yönetilen finansal varlıkları varsa, bunların ABD tarafından dondurulması veya yeni yönetime devredilmesi talep edilebilir. Bu durum, iki ülke arasındaki bankacılık işlemlerini felç edebilir.
Türkiye, Venezuela’ya ciddi miktarda makarna, un ve yağ gibi temel gıda maddeleri ihraç ediyordu. Bu ticaret genellikle “petrol veya altın karşılığı gıda” şeklinde yürütülüyordu.
ABD’nin limanları ve gümrükleri denetim altına almasıyla, Türk firmalarının ödeme alması zorlaşabilir.
Keza Türkiye, Venezuela’nın petrol alt yapısını onarmak ve konut projeleri inşa etmek için çeşitli anlaşmalar yapmıştı. Trump yönetimi, ülkenin inşasını Amerikan şirketlerine vereceğini açıkça ilan etti. Bu durum Türk müteahhitlik ve enerji firmalarının imzaladığı eski sözleşmelerin yeni yönetim tarafından “hukuksuz” sayılarak iptal edilme riskini doğuruyor.
Özetle: Türkiye Latin Amerika’daki en önemli stratejik ve ticari ortağını kaybetme riskiyle karşı karşıya. Bu durum, özellikle kayıt dışı veya özel anlaşmalarla yürütülen ticaret hacminde ciddi bir boşluk yaratacaktır.
Uzun zamandır beklenen ancak bir gece yarısı operasyonuyla gerçekleşen bu gelişme tüm dünyada bir şok etkisi yarattı.
Kuşkusuz bu yapılan operasyonun uluslararası antlaşmalara, BM kurallarına göre suç olduğunu iddia edip kınayan ülkeler ve liderler yok değil.
Ama bizim asıl sorgulamamız gerek yeni dünya düzeni nasıl olacak ve Türkiye nerede, nasıl yer alacak?
Örneğin “Filistin’e destek” yürüyüşü yapanlar Filistin’in de şiddetle karşı çıktığı bu operasyona karşı çıkıp Venezuela’ya destek mitingi yapacaklar mı?
Pandemi döneminde bu ülkelere maske yardımı için gidenler şimdi nasıl bir tavır alacaklar!
“Moduro’da çok masum değil, ülkesini fakirleştirdi, seçimlere hile karıştırdı, muhaliflere baskı yaptı” gibi gerekçeler üretenler olacaktır.
Lakin her ülke kendi sorunlarını kendi iç dinamikleriyle çözer, bunun dışında yapılacak her türlü dış müdahale uluslararası hukukta suçtur
Trump ve ABD yönetiminin de demokrasi insan hakları ya da barış diye bir derdi yoktur.
Emperyalistler diye genel bir tanımlamayla geçiştirmek yerine suçlunun adını koymak ve buna göre tavır almak gerekir.
Maduro’nun yaptığı yanlışlar Venezuela halkına mal edilemez.
ABD Venezuela’ya Kayyum Atadı!



