Filmler serisine hoş geldiniz 🙂 Film, ilgi alanlarımdan. Yazılarımın bir kısmında hep bir film konusuna girmişim; bir başlık konusunu hak etmiş.
Sizce film mi? Tiyatro mu? Kitap mı? Hepsi olabilir ama EN ÇOK hangisi? Kendime de soruyorum 🙂 Ancak bu yazının konusu FİLMLER. Peki, sinemada mı seyretmek, evde mi? Sinemaya da gidiyoruz, o da keyifli ama bana göre ev daha konforlu.
Film seyretmeyi sevmeyen var mıdır?
Mesela aynı filmi tekrar seyreder misiniz? Kaç kere seyredersiniz?
Aralıklarla birden fazla seyrettiğim filmler var. Ve her seferinde daha önce kaçırdığım veya farkına varmadığım bir duygu, bir söz yakalıyorum.
Ne tür filmler? Bilim kurgu, gerilim, biyografi, bazı korku filmleri, dram ve romantik-komedi filmleri… Çocukken kovboy filmlerini çok severdim.
Sonuç; herkes gibi, iyi hikâye, güzel kurgu, iyi çekim, iyi oyunculukların olduğu filmleri beğenebilirim. Çoğunluğu karanlık ortamda çekilen filmleri seyretmem; filmin ilk 10 dakikasında anlıyorum. Bir de tamamı video çekimli filmleri seyretmiyorum.
Çok şahane bir hafızam yok; her şeyi şıp diye hatırlayamıyorum. Ama kesin beynimde filmlerle ilgili açılmış ayrı bir alan olabilir.
Mesela bazen filmin adını değil, bir sahneyi hatırlıyorum. Artık hayatımızda ChatGPT var. Hooop, soruyorum sahneyi ChatGPT’ye; şak diye bana olası film isimlerini yazıveriyor.
İşte bu, diyorum 🙂
Türk biyografi filmlerinin hepsini çok başarılı buluyorum. Ayakta alkışladıklarım: Atatürk, Müslüm, Devrim Arabaları, Taçsız Kral, Cep Herkülü, Ayla, Bizim İçin Şampiyon, Veda, Hoşça Kal Yarın, Kelebeğin Rüyası, Naim Süleymanoğlu, Lefter.
Ferzan Özpeteğ’in 13 filmi var; çoğunu seyrettim, çok beğendim. Amerikalı şarkıcı Madonna, bir televizyon programında Ferzan Özpetek için “bir dahi” demiş; katılıyorum.
Lucy, 2014 yılı Fransız bilim kurgu filmi. Standart bir insanın beyninin yüzde 10’unu kullanabildiği teorisinden yola çıkarak, bu oranın artması durumunda insanın elde edebileceği güçleri ve yapabileceklerinin sınırını sorguluyor. Bir nöron (sinir hücresi) ile yaşam olur. İki kere seyrettiklerimden.
İnsan merak ediyor tabii; Beynimizin sınırları ne? Beynimizin tam olarak kaç GB hafızaya sahip olduğu net bir sayı değil; çünkü beyin bilgisayar gibi çalışmıyor. Ama bilim insanları bazı yaklaşık hesaplamalar yapabiliyormuş. İnsan beyni hafızası yaklaşık 1 milyon GB ile 2,5 milyon GB arasında imiş; bu da 300 milyon saatlik video depolayacak kadar bir kapasiteye denk geliyormuş. İnanılmaz!
Akıl Oyunları; Nobel Ekonomi Ödülü ve Abel Ödülü sahibi Amerikalı matematikçi. Oyuncular mükemmel. Üç kere seyrettim.
Abel Ödülü: Matematik alanındaki çalışmalarıyla öne çıkan bilim insanlarına her yıl Oslo’da düzenlenen tören ile veriliyor.
Stephen E. King, Alfred Hitchcock ve Anthony Hopkins dendi mi, benim için akan sular durur.
Stephen King; korku, doğaüstü kurgu, gerilim, polisiye, bilim kurgu ve fantezi türlerinde eserler üreten Amerikalı yazar, senarist ve yapımcı. Kitaplarındaki anlatımı müthiş. Kitap satışı toplam 350 milyonun üstü; çoğunun film ve dizisi yapıldı. Esaretin Bedeli, Yeşil Yol, Cinnet, Öldüren Sis ilk aklıma gelenler. Yeşil Yol, iki kere seyrettiklerimden.
Alfred Hitchcock; gerilim ve cinayet filmlerinin ustası. En iyi yönetmenlerden. “Hitchcock Kuralı” diye bir şey var: “Bir sahnede bir kişi ya da nesnenin boyutunun, öyküde o anda taşıdığı değere göre olması.”
Mesela bir salon; içinde eşyalar ve insanlar var, insanlar sohbet halinde. O anda telefon çalacak; ekranda telefon kocaman ve en önde görünüyor, diğerleri arka planda. Bir diğer özelliği, yönettiği filmlerde 1-2 saniye görünmesi. Arka Pencere, Hırsız Kız, Esrar Perdesi beğendiklerimden. Kuşlar, korktuklarımdan.
Kuşlar filmini ilk seyrettiğimde herhalde 12-13 yaşında falandım. Konu çok değişikti; ancak acayip korkup etkilenmiştim. Hatta bir süre kuşlara pek yaklaşmamaya çalıştığımı bile hatırlıyorum. Belki 10 sene sonra tekrar seyrettim. Güle güle bir hâl oldum; bundan mı korkmuştum? Tabii teknoloji ilerlemiş, film gösterim teknikleri gelişmişti; ben de büyümüştüm. Filmin benim için korkutucu hâli kalmamıştı 🙂
Anthony Hopkins; oyuncu, yönetmen, yapımcı, besteci ve ressam. Kuzuların Sessizliği filmindeki Hannibal Lecter rolü muhteşemdi; Oscar aldı. Hannibal, Cinayet Gecesi, Baba, Joe Black bayıldıklarımdan bazıları. Kendisine çocukken Asperger Sendromu teşhisi konduğunu biliyor muydunuz? Yani takıntılı düşünme, arkadaşlık ilişkilerini sürdürmede zorluk ve insanlara farklı bir bakış açısıyla bakma. Bu tarz filmlerde çok başarılı olması belki de biraz bu sendroma bağlıdır; kim bilir.
Schindler’in Listesi’nin yeri ayrı; bir başyapıt bence. Steven Spielberg müthiş yönetmen.
Filmin adı Sinek. Bu sefer 20’li yaşlardayım. Konu ilginç, korkutucu. Bir bilim adamı teleport (ışınlanma) yöntemi ile bir nesneyi başka bir yere taşıyor. İki kabin düşünün; kabin 1’e, örneğin bir çorap koyuyor, kapatıyor. Çorap, kabin 2’ye geçiyor. Yani moleküllere ayrılıp 2. kabinde birleşiyor. Bunu canlılarla yapmaya başlıyor. En son kendi giriyor kabine ve diğer kabinden sağ salim çıkıyor; ancak fiziksel olarak değişmeye başlıyor. Sebebini buluyor tabii; ilk kabinde kendisiyle birlikte bir de sinek varmış! Yönetmeni David Cronenberg (Kanadalı), kült korku ustası.
Seri hâlinde olan filmler var malum: Jurassic Park, Alien, Maymunlar Cehennemi, Mumya, Kurt Adam, 007 serisi, Baba vb. Son çekilen (2025) Maymunlar Cehennemi filmini lüzumsuz uzun buldum. Bir sonraki filmin nasıl geleceğini tahmin ediyorum 🙂
Sonra ters köşe filmler; en sevdiklerimden.
“Bazı filmler biter ama etkisi bir ömür sürer.”
İlk Korku (Primal Fear), Oyun (The Game), Dövüş Kulübü (Fight Club) – iki kere seyretmek şart; gözden kaçan detaylar var.
Altıncı His (The Sixth Sense), Prestij (The Prestige), İhtiyar (Oldboy).
Veee klasikler; ben daha doğmadan önce annemin bayıldığı filmler.
Rüya Gibi Geçti, Kazablanka, Yurttaş Kane, Tiffany’de Kahvaltı, Arabistanlı Lawrence, Asi Gençlik, Batı Yakasının Hikâyesi, Rebecca, Küçük Jane’e Ne Oldu?, Şeytan Ruhlu İnsanlar, Gilda seyrettiklerim. Hepsi gerçekten ayrı güzel. İnternette bulabilirsiniz. Bir kısmı siyah-beyaz; ancak gayet net görüntüler.
Bazı film isimlerini yazarken aklımdan “bu şöyle başlıyordu, öbürü şöyle bitiyordu” geçiyor. 🙂
Böyle yorulmadan sayfalarca filmlerden yazabilirim. Charlie Chaplin ve Woody Allen’dan bahsetmemek olmaz. Bence bunlar da dahi. Yalnız oyunculukları ile değil, hayatlarıyla da. Sadece ikisi, ayrı bir yazı konusu!
Şimdi doooğru film seyretmeye 🙂 İsmi Savaş Üstüne Savaş (One Battle After Another – 2025). Ekim’de Türkiye’de vizyona girdi. Oyuncular bayağı iyi: Leonardo DiCaprio, Sean Penn vb. Film 2 saat 42 dakika. Eleştirmenler tarafından çok beğenilmiş.
Benim için bir filmin genel olarak çok beğenilmesi veya beğenilmemesi bir şey ifade etmiyor. Beğenilmeyen filmleri de beğenebiliyorum ya da tersi. Bakalım bu nasılmış?
Güzel film; o kadar saat ailecek bizi ekran başında oturttu. Tek eleştirim, diyaloglarda arkadan gelen müzik sesi!






