Son günlerde Muğla kamuoyunu meşgul eden su tartışmalarını, bir devlet adamı sorumluluğuyla ve teknik hafızamla izliyorum.
“Suyumuz çalınıyor” gibi söylemlerle yürütülen tartışmalar, ne yazık ki meselenin teknik çözümünden uzaklaşmakta, Muğla’nın gerçek ihtiyacı olan “proje odaklı” yaklaşımı gölgelemektedir.
Bu noktada, hem geçmişte Tarım ve Orman İl Müdürü olarak sahadaki süreçlere hakimiyetimle hem de bu toprağın bir evladı olarak şu gerçekleri hemşehrilerimin takdirine sunuyorum:
Bu bir “siyasi tercih” değil, “kurumsal takip” meselesidir
Aydın’a su tahsisi konusunu, siyasi manevralara bağlamak gerçeği ıskalamaktır. Gerçek şudur: Aydın, kurumlar arası işbirliğini ve takibi iyi yönetmiştir.
4 Haziran 2025’te Cumhurbaşkanlığı Kararı ile Batı Akdeniz Havzası Su Tahsis Planı yürürlüğe girdiğinde, komşumuz Aydın; iktidarı, muhalefeti ve bürokrasisiyle masadaydı. Bizim eksiğimiz; Ankara’da bu masayı kuracak “Muğla Birlikteliğini” sağlayamamış olmamızdır. Su siyaset üstüdür; Aydın bunu başardı, biz de başarabiliriz.
Kelime oyunu değil, mühendislik gerçeği
“Akköprü suyu kaçırılıyor” iddiası teknik olarak doğru değildir. Transfer edilen su, barajın rezervinden değil, kış aylarında depolanamayıp denize dökülen “taşkın suyu”ndan sağlanmaktadır. Devletimiz, suyun bir damlasını bile ziyan etmeme, ekonomiye ve doğaya kazandırma bilinciyle hareket etmektedir.
Baraj olmuyorsa, alternatif nerede? (Bodrum Barajı gerçeği)
Bodrum Barajı projesiyle ilgili yaşanan hukuki süreçler ve sivil toplum kuruluşlarımızın (STK) çevresel hassasiyetleri elbette saygındır ve dikkate alınmalıdır. Demokratik toplum, itiraz ve uzlaşı kültürüyle yaşar.
Ancak yerel yöneticilik; “Baraj olmadı, elimiz kolumuz bağlandı” deyip kenara çekilmek değildir. Eğer bir projede çevresel çekinceler nedeniyle uzlaşı sağlanamadıysa, yerel yönetimin görevi hızla çevresel etkisi en az olan diğer alternatifleri devreye sokmaktır.
İşte tam bu noktada sormamız gereken soru şudur: Baraj projesi hukuki sürece takıldıysa, neden çevresel etkisi olmayan diğer formüller (Denizden Arıtma, Ekinambarı) için yıllarca beklendi?
19 Yıldır bekleyen çevreci çözüm: Ekinambarı
Hatırlanacağı üzere yerel basınımız ve sivil toplumumuz 2006-2007 yıllarında, yani 19 yıl önce, Ekinambarı sularının arıtılarak kullanılması gerektiğini gündeme getirmiştir.
DSİ bugün “Ekinambarı kaynaklarını tahsis ettim” diyerek bu çözümün önünü açmıştır. Bu yöntem, baraj inşaatı gerektirmeyen, doğaya müdahalesi en az olan yöntemlerden biridir. Peki, 19 yıl önce yerel basının ve STK’ların işaret ettiği bu “çevreci ve hızlı” çözüm için neden bugüne kadar bir arıtma tesisi projesi hazırlanmadı? Çözüm 20 yıldır burnumuzun dibindeyken, su sorununu çözmek yerine ertelemek, yönetimsel bir tercihtir.
Çözüm: çatışma değil, “Muğla Masası”
Devlet, Muğla’yı susuz bırakmaz. DSİ’nin çözüm önerileri nettir:
- Yuvarlakçay Formülü
- Ekinambarı ve Denizden Arıtma (Desalinasyon)
DSİ resmi yazısında “Gerekli çalışmaların MUSKİ tarafından yapılması halinde” desteğe hazır olduğunu belirtmiştir. Yani devlet, “Gelin, projeyi yapın, suyu verelim” demektedir.
Artık suçlama değil, iş yapma vaktidir. Muğla’nın suya değil, suyu yönetecek ortak akla, çevreye duyarlı projelere ve Ankara ile doğru diyalog kuracak bir vizyona ihtiyacı vardır.
Mazeret üretmek yerine, çevresel hassasiyetleri de gözeten, sürdürülebilir su projelerini hayata geçirmek için tüm kurumlarımızla işbirliğine hazırız.





