blank

Kelepçeler Dayanmaz, Toprak Direnir

Yayınlama: 13.05.2026
A+
A-

Akbelen’in cesur kızı Esra Işık tahliye edildi.

Ama onun cezaevinden çıkarken söylediği sözler, aslında bu ülkenin vicdanına bırakılmış ağır bir soruydu: “Ben özgürlüğüme kavuşmuş olabilirim ama gerçek özgürlük, toprağım özgür olunca gelecek.” Bu söz sıradan bir cümle değildir.

Bu söz; suyunu, zeytinini, köyünü, yaşam alanını savunan Anadolu insanının haykırışıdır.

Esra Işık tam 42 gün boyunca yalnızca toprağını savunduğu için tutuklu kaldı. Bir suç örgütünün değil, bir rant düzeninin karşısında durduğu için kelepçelendi. Çünkü bugün bu ülkede hakkını arayanlar, yaşam alanını koruyanlar, doğasını savunanlar çoğu zaman baskıyla susturulmak isteniyor.
Ama görülüyor ki; hakkını arayana kelepçe yetmiyor. Kelepçeler dayanmıyor.

Esra’nın anlattıkları yalnızca bireysel bir mağduriyet değil, kuşaklar boyunca süren bir yıkım hikâyesidir. Dedelerinin köyü yok edilmiş, anneannesinin yaşam alanı yok edilmiş, şimdi sıra kendi köyüne gelmiştir. Bu yüzden onun mücadelesi yalnızca bir çevre mücadelesi değildir; aynı zamanda yurttaş kalabilme mücadelesidir.

Çünkü mesele sadece birkaç ağacın kesilmesi değildir. Mesele; insanların köylerinden, toprağından, suyundan, geçmişinden koparılmasıdır.
Mesele; insanların yoksullaştırılması, mülksüzleştirilmesi ve kendi yaşam alanlarında yabancı hâline getirilmesidir.

Esra Işık’ın şu sözleri hafızalara kazınmalıdır: “Daha nereye kadar yok edeceksiniz? Nereye kadar yoksullaştıracaksınız?
Nereye kadar mülksüzleştireceksiniz?” İşte bugün Akbelen’den yükselen esas çığlık budur.

Bir avuç şirketin daha fazla kazanması uğruna zeytinliklerin yok edilmesine, su havzalarının talan edilmesine, köylünün toprağından koparılmasına karşı verilen mücadele artık yalnızca Akbelen’in değil, bütün ülkenin ortak vicdan meselesidir.

Esra’nın söylediği çok önemli başka bir gerçek daha var: “O toprağın nasıl kullanılacağına oranın yerlisi ve köylüsü karar vermelidir.”
Demokrasinin özü budur.

Toprak üzerinde yaşayan insanların iradesi yok sayılarak yapılan hiçbir proje meşru değildir. Çünkü doğa yalnızca şirketlerin kâr alanı değil, halkın yaşam alanıdır.

Mahkemenin acele kamulaştırmaya yürütmeyi durdurma kararı vermesi elbette önemlidir. Bu karar, bu karanlık dönemde hâlâ adalet kırıntılarının var olduğunu göstermektedir. Ancak Esra’nın da söylediği gibi mücadele burada bitmiyor.
“Yürütmeyi durdurmak yetmez. Şirket tamamen gitsin.”
Çünkü halk biliyor ki; zeytinliklerden eller çekilmeden, su havzaları özgür bırakılmadan, vahşi sermaye doğadan çıkarılmadan gerçek huzur gelmeyecek.

Esra Işık bugün yalnız değildir. Onun şahsında; toprağını savunan köylü kadınların, suyunu savunan gençlerin, zeytinine sahip çıkan Anadolu insanının direnci vardır.
Ve tarih bize şunu defalarca göstermiştir: Toprak bazen sessiz kalır…
Ama unutmaz.
Bir gün mutlaka kendi evlatlarının sesini büyütür.

REKLAM ALANI
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.