Marsilyalı Pytheas (M.Ö. 4. yüzyılın sonları) antik çağın en gizemli figürlerinden biridir. Bir kâşif, astronom ve coğrafyacı olarak, döneminin entelektüel ve coğrafi sınırlarının çok ötesine uzanmıştır.
Yunan düşünürlerin çoğunun yeryüzünü aşılmaz uçurumlarla çevrili dar ve ılıman bir uygarlık kuşağı olarak tasavvur ettiği bir dönemde Pytheas, Yunan dünya görüşünü kökten değiştiren bir
yolculuğa çıkmıştır.
Massalia’daki (bugünkü Marsilya) Yunan kolonisinden
yola çıkan Pytheas,
Herkül Sütunları’nın (Cebelitarık) ötesine geçerek Avrupa’nın Atlas Okyanusu kıyıları boyunca kuzeye doğru seyahat etmiştir. Britanya, Kuzey Denizi ve muhtemelen
Thule’ye (Pytheas’ın ulaştığı en kuzey bölge. Muhtemelen İzlanda veya Norveç kıyıları. Burada, “geceyarısı güneşi”ni gözlemlemiştir)
ulaştığını ileri sürmüştür. Bu ülke, Britanya’nın en kuzey adalarından altı günlük deniz yolculuğu mesafesindeydi.
Yunan Rasyonalizmi ve Sorgulama Ruhu
Pytheas’ın yolculuğu, geç klasik ve erken Helenistik dönemin entelektüel ikliminden doğmuştur. Bu çağ, matematiksel merak ve deneysel akıl yürütme anlayışıyla tanımlanır.
Pytheas’ın yolculuğu epistemolojik bir kırılmadır. Yaklaşımı, doğaya ait bilginin yalnızca doğrudan gözlem ve ölçümle elde edilebileceği inancını benimseyen
İyonya geleneğinin rasyonel deneyciliğini yansıtıyordu. Pytheas’ın yaklaşımı, kendisini doğrulama yapmaksızın ikinci el anlatıları derleyen önceki coğrafi betimleyicilerden (periegetai – περιηγηταί) ayırıyordu.
Marsilya, yaklaşık olarak M.Ö. 600 yılında Foçalı Yunanlar (Phokaia, günümüzde Türkiye’nin Ege kıyısındaki
Foça’dır) tarafından kurulmuş olup, Yunan ve Kelt coğrafyalarının kesişiminde bir ticaret üssüydü. Aynı zamanda, Akdeniz’in bilim geleneği ile kuzeyin ticaret ağlarının buluştuğu bir sınır bölgesi idi.
Pytheas’ın yolculuğunun muhtemelen iki amacı vardı: Galya’yı (kabaca günümüz Fransa’sı ve çevresi) Britanya’ya bağlayan kalay ve kehribar ticaret yollarını araştırmak ve kuzeyin bilimsel bilgisini ilerletmek.
“Marsilya’nın benzersiz konumu, kültürce Yunan, coğrafya bakımından Batılı, Pytheas gibi bir adam için mükemmel koşulları yaratmıştır.” — J. Oliver Thomson, History of Ancient Geography, Cambridge University Press, 1948, s. 97.
Yolculuk: Kapsam, Yöntemler ve Bilimsel Atılımlar
Yolculuğun kesin rotası belirsizliğini korumakla birlikte çalışmalar şu güzergâhı tespit edebilmiştir:
-
Marsilya’dan Cádiz’e, Herkül Sütunları’ndan geçiş.
-
İber ve Galya kıyıları boyunca kuzeye yöneliş.
-
Britanya’ya geçerek tarımsal ve gelgit gözlemleri yaparak ilerleyiş.
-
Britanya’nın ötesinde, “yaz güneşinin neredeyse hiç batmadığı” gizemli Thule’ye ulaşım.
-
Kehribar ticaretiyle bilinen Baltık bölgesiyle muhtemelen bir temas.
-
Benzer bir rota üzerinden geri dönüş.
Strabon, Pytheas’ı abartıyla
suçlasa da, modern coğrafyacılar Pytheas’ın enlem, gündüz uzunluğu ve gelgitlerle ilgili tasvirlerine ilişkin gözlemsel deney doğruluğunu desteklemektedir.
Pytheas, güneşin yüksekliğini (güneşin ufuk düzlemi üzerindeki açısı) ölçmek için
gnomon adı verilen basit bir astronomik alet kullanarak enlem tahmini yapmıştır. Thule’de güneşin gece yarısı ufkun üzerinde kaldığını gözlemlediğini bildirmiştir ki bu, “geceyarısı güneşine” işaret etmektedir ve yaklaşık olarak kutup dairesine (≈66,5° K) denk gelen bir konuma denk gelmektedir.
“Pytheas, astronomik gözlemleri sistematik biçimde kullanarak coğrafi konumu belirleyen ilk kişi olmuştur.” — Duane W. Roller, Through the Pillars of Herakles, Routledge, 2006, s. 48.
Yaşlı Plinius, Pytheas’ın gelgitlerin ay tarafından yönlendirildiğini fark eden ilk kişi olduğunu açıkça
belirtir ve “okyanus üzerindeki ay etkisini ilk kez tanımlayan” kişinin O olduğunu yazar. Bu gözlem, yüzyıllar sonra
Newton mekaniğiyle doğrulanacak ve Pytheas’ın
bilimsel gözlem yeteneğini gösterecektir.
Pytheas, Akdeniz’den kutup bölgelerine kadar iklim kuşaklarının kademeli değişimini de gözlemlemiştir. Bitki örtüsü, tarım biçimleri ve insanın doğal koşullara uyumu arasındaki farkları not etmiştir. Britanya tarımıyla ilgili olarak, halkın “güneş ışığının yetersizliğinden ötürü tahıllarını açık havada değil, ambarlarda harmanladıklarını” belirtmesi, erken bir iklim bilimi gözlemi olarak değerlendirilir.
“Kuzey tarımı üzerine yaptığı yorumlar, kulaktan dolma bilgiler değil, keskin çevresel gözlemlerdir.” — Lionel Casson, Travel in the Ancient World, Johns Hopkins University Press, 1994, s. 127.
Fiziksel coğrafyanın ötesinde Pytheas, Britanyalılar ve Keltler hakkında
etnografik ayrıntılar sunmuş ve onların toplumsal örgütlenmelerini ve kalay ile kehribar ticaretini anlatmıştır. Bu anlatımlar,
Tacitus ve
Julius Caesar gibi daha sonraki yazarların etnografik yöntemlerinin
öncüsü niteliğindedir ve Kuzey Avrupa toplumlarının en erken bilimsel betimlemeleri arasında yer alır.
Antik Çağ’da Tepkiler ve Kuşkuculuk
Pytheas’ın iddialarının olağanüstü niteliği, sonraki yüzyıllarda birçok bilginin sert eleştirilerine yol açmıştır. Strabon onu “
yalancı” ve “
uydurmacı” olarak nitelendirirken,
Polybios Britanya’nın büyüklüğü ve iklimi hakkındaki Pytheas verilerini sorgulamıştır. Bu kuşkuculuğun
temelinde, Pytheas’ın Aristotelesçi dünyanın yalnızca bilinen enlemlerle sınırlı, ılıman ve yaşanabilir bir kuşak olduğu anlayışına meydan okuması yatıyordu.
Tuhaf bir şekilde, Pytheas’ın deneysel verileri ne kadar doğruysa, antik kozmolojinin kavramsal çerçeveleri içinde o kadar inanılmaz görünüyordu.
Strabon, Pytheas’ın itibarını zedelemeye çalışsa da, O’nun yazdıklarının önemli bir bölümü Strabon’un polemikçi eleştirileri sayesinde günümüze ulaşabilmiştir. Pytheas’ı silmeye çalışan metinler, O’nun entelektüel tarihteki varlığını güvence altına almıştır.
Sonraki Coğrafyacılar ve Astronomlar Üzerindeki Etkisi
Pytheas’tan bir yüzyıl sonra, Eratosthenes Dünya’nın çevresini hesaplamak amacıyla kuzey bölgelerine ilişkin verilerden (muhtemelen Pytheas’ın seferine dayanan bilgilerden)
yararlanmıştır (yaklaşık M.Ö. 240). Eratosthenes, Thule’nin kutup dairesi yakınlarında yer aldığına dair Pytheas’ın gözlemini kabul etmiş ve bunu, yaşanabilir dünyanın en kuzey sınırını belirlemede kullanmıştır. Böylece, Pytheas’ın deneysel bulgularını, gelişmekte olan bilimsel coğrafya çerçevesine etkin biçimde dâhil etmiştir.
“Eratosthenes, Pytheas’ı bir masalcı değil, jeodezi için güvenilir veri kaynağı olarak tanımıştır.” — Duane W. Roller, Eratosthenes’ Geography, Princeton University Press, 2010. Daha sonraki coğrafyacılar (
Hipparkhos ve
Batlamyus gibi) Dünya’nın matematiksel modellemesini daha da geliştirmiş, ancak doğrudan gözleme daha az başvurmuşlardır. Özellikle Batlamyus, geometrik projeksiyonlarıyla uyumsuz olduğu gerekçesiyle Pytheas’ın verilerini reddetmiştir.
“Batlamyus’un Pytheas’ı reddedişi, Pytheas’ın kanıtlarının zayıflığını değil, Batlamyus sisteminin katılığını yansıtır.” — J. L. Berggren & A. Jones, Ptolemy’s Geography, Princeton University Press, 2000, s. 78. “Güneşin en yavaş yörüngede döndüğü, Thule’nin ötesinde battığı yer…” — Dante Alighieri, Paradiso, The Divine Comedy: Paradiso, çev. Allen Mandelbaum, Bantam Books, 1986, Canto XXVII, dize 79.
Rönesans döneminde klasik bilimin yeniden doğuşu, Pytheas’ın itibarını bir tür “
proto-bilimsel kâşif” olarak yeniden tesis etmiştir.
Gerardus Mercator ve
Abraham Ortelius gibi hümanist coğrafyacılar, kuzey enlemleriyle ilgili çalışmalarında Pytheas’ı güvenilir bir kaynak olarak anmışlardır.
Pytheas ve Bilimsel Keşfin Evrimi
Pytheas’ın yöntemsel yenilikleri (doğrudan gözlem, astronomik ölçüm ve iklimsel ilişkilendirme)
coğrafi deneyciliğin temelini oluşturur. Yaklaşımı,
Kaptan James Cook gibi daha sonraki bilim gezginlerinin uygulamalarını önceden haber verir niteliktedir. Cook da Pasifik seferlerinde keşif, astronomi ve etnografyayı birleştirmiştir.
Mitolojik gezginler
Odysseus ya da
Iason’un aksine, Pytheas’ın yolculuğu, keşfin bilişsel bir sorgulamaya dönüşümünü temsil eder. O’nun Thule’si canavarların diyarı değil, gök cisimlerinin gözlemleriyle doğrulanan bir coğrafi varsayımdır. Bu anlamda Pytheas, Yunan rasyonalizminin dünyanın sınırına ulaştığı ve orada da varlığını sürdürdüğü anın sembolüdür.
Kuzeyin Bilimsel Bir Sınır Olarak Kavranışı
Pytheas’ın önemi yalnızca katettiği fiziksel mesafelerde değil, aşmış olduğu entelektüel sınırdadır da. Ölçüm yapma cesareti, kalıplaşmış dogmaları sorgulama iradesi ve otoriteye değil, gözleme güvenme kararlılığı, O’nu bilimsel yöntemin en erken temsilcilerinden biri haline getirmiştir.
Pytheas’ın yolculuğu, bilginin dünyanın fiziksel sınırlarıyla doğrudan temas yoluyla genişleyebileceği fikrini başlatmıştır. Uygarlığı Akdeniz’e yakınlıkla tanımlayan Yunanlar için Pytheas, aklın coğrafi bir sınır tanımadığını kanıtlamıştır.
“O, kelimenin en gerçek anlamıyla bir öncüdür: toprakları değil, cehaleti fetheden bir insan.” — Lionel Casson, Travel in the Ancient World, Johns Hopkins University Press, 1994, s. 130.
Rönesans Müziğinde ve Hayalinde Thule
İngiltere’nin denizaşırı genişlemesinin doruk noktasına yönelik olarak bestelenen bu eser, Pytheas tarafından ilk kez kayda geçirilen Thule adını doğrudan anmakta ve O’nu insan merakı ile uç noktaların simgesine dönüştürmektedir.
Weelkes’in metni, ateşli volkanlarla donmuş denizleri yan yana getirerek Pytheas’ın bilinen Dünya’nın sınırlarında betimlediği doğal karşıtlıkları çağrıştırır. Bu bakımdan madrigal, Pytheas’ın keşfinin müzikal bir yankısıdır. Burada, deneysel coğrafya
sanatsal bir alegoriye dönüşmüştür.
Kuzey ışığına ve manzarasına duyulan hayranlık, daha sonraki dönemlerde Einojuhani Rautavaara’nın “
Cantus Arcticus” (1972) ve Outi Tarkiainen’in “
Midnight Sun Variations” (2019) gibi modern eserlerinde yeniden ortaya çıkmıştır. Bu yapıtlar doğrudan Pytheas’la ilişkili olmasalar da, gözlemle hayret arasındaki sınırı araştıran estetik bir mirası sürdürürler. Deneysel kuzeyi, duyusal ve sanatsal bir ufka dönüştürürler.
Yeryüzünün geniş kesimlerinin yaşanmaz veya mitolojik olduğu düşünülen bir çağda, Pytheas’ın Herkül Sütunları’nın ötesine geçip Atlas Okyanusu’na açılma kararı, entelektüel ve fiziksel cesaretin radikal bir eylemiydi. Antik Akdeniz’in dünya görüşü, büyük ölçüde ılıman kuşaklarla sınırlıydı. Dış denize yolculuk, hem keşifteki belirsizlikler, hem de bilinmeyene dair korkular nedeniyle tehlikeli addediliyordu.
Pytheas, kendisinden önce hiçbir Yunan’ın doğrulanabilir biçimde gitmediği bölgelere cesaretle seyahat etmiş, gözlemlemiş, belgeleyip çözümlemiş ve bulgularına dayanarak kuramlar geliştirmiştir. Böylece, kendi uygarlığının psikolojik sınırlarına meydan okumuştur. Cesareti, yalnızca denizcilikte değil, bilgi alanındaydı da: Geceleri batan güneşi görmeyen Thule’den, Ay’ın okyanus üzerindeki etkisine kadar, çağdaşlarının inanılmaz bulduğu olguları raporlayarak itibarını riske atmıştır.
Diğerleri efsaneler anlatırken Pytheas, ölçülebilir gerçekleri dile getirdi. Bunun bedeli eleştirilmek olsa da, O, kanıtı izlemenin gerektirdiği entelektüel cesareti sergiledi.