blank

Yollar Kimin Zalimcan?

Otoyol özelleştirmeleri, Bodrum trafiği ve ulaşımda kamu yararı üzerine bir değerlendirme: Yolların geleceği, kent planlaması ve afet güvenliği.

Yayınlama: 04.10.2026
A+
A-
Yıldız Teknik Üniversitesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü'nden mezun olduktan sonra, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nde Sit Koruma Planlaması, Helsinki Teknik Üniversitesi'nde Kentsel Tasarım alanlarında lisansüstü eğitim aldı. Karadeniz Teknik Üniversitesi'nde "Turizm Alanları Planlaması" konulu doktora tezini tamamlayarak şehircilik ve planlama alanındaki akademik çalışmalarını derinleştirdi. Belediyecilik, serbest şehir plancılığı ve yaklaşık 30 yıllık akademik kariyeri boyunca kent planlama, kentsel koruma, turizm alanlarının planlanması, imar hukuku ve kent yönetimi konularında eğitimler verdi; çok sayıda akademik çalışma, imar planı ve belediye danışmanlığına imza attı. Uludağ Üniversitesi Mimarlık Fakültesi'nden emekli olan Dr. Özyaba, halen köşe yazarlığı ve imar hukuku danışmanlığı yapmaktadır. Evli ve dört çocuk babasıdır.

Geçenlerde Zalimcan’la yine ülkenin ve Bodrum’un bitmeyen meselelerini konuşuyoruz. Trafik, otopark, yollar, kavşaklar…

Zalimcan bir ara sustu, çayından bir yudum aldı:

— Hocam, dedi, bu memlekette yol kimin?

— Nasıl yani?

— Bildiğin yol işte. Üzerinde yürüdüğümüz, arabayla geçtiğimiz, vergimizle yapılan yol. Kimin?

Güldüm.

— Bizim Zalimcan, bizim…

— İyi de bizim olan şeyi neden bize tekrar satıyorlar?

5 Eylül 2026 tarihli Cumhurbaşkanı Kararı ile bazı otoyol ve çevre yolları özelleştirme kapsamına alındı. Köprülerin, otoyolların ve bağlantı yollarının işletme haklarının 30 yıllığına devredilebilmesinin önü açıldı.

Otuz yıl… Bir şehir plancısı için otuz yıl çok uzun bir zamandır. Çünkü otuz yılda kentler değişir. Nüfus değişir. Ulaşım teknolojileri değişir. Raylı sistemler gelişir, yeni yerleşmeler oluşur, iklim politikaları değişir. Bugün verdiğiniz bir ulaşım kararı, yarının kentini belirler. O nedenle ulaşım dediğimiz şey yalnızca asfalt değildir. Yol değildir. Köprü değildir.

Ulaşım, bir kentin omurgasıdır.

Zalimcan yine araya girdi:

— İyi de devlet işletmeyip özel sektör işletirse ne değişecek? Sonuçta yol yine aynı yol değil mi?

Değil Zalimcan. Çünkü mesele yolun asfaltında değil, yolu hangi anlayışın yönettiğinde. Kamunun temel amacı kâr etmek değildir. Kamunun görevi; insanların güvenli, eşit ve erişilebilir biçimde ulaşımını sağlamaktır. Özel işletmenin doğasında ise gelir vardır, maliyet vardır, kârlılık vardır.

Bunlar kötü kavramlar değildir. Ama her şey de ticaret değildir. Hastane sadece bina değildir. Okul sadece arsa değildir. Sahil sadece metrekare değildir. Yol da sadece gişe geliri değildir. Bazı şeylerin bilançosu olmaz.

Çünkü onların değeri kasada değil, kamusal yaşamda ölçülür.

Biz şehir plancıları ulaşımı hiçbir zaman tek başına düşünmeyiz. Bir yerde yeni yol açarsanız, çevresindeki arazi değerleri değişir. Bir kavşak yaparsanız, yerleşim yönü değişebilir. Toplu taşımayı güçlendirirseniz insanların otomobile bağımlılığı azalır. Bir ulaşım aksını yanlış planlarsanız, yıllarca düzeltemeyeceğiniz bir kent dokusu yaratırsınız.

Bodrum bunun en iyi örneklerinden biri değil mi?

Yıllardır nüfusu, yapılaşmayı ve turizm kapasitesini artırdık. Ama ulaşım altyapısını aynı hızla planlayamadık. Sonra yaz geldiğinde hep birlikte aynı soruyu soruyoruz: Bu trafik neden böyle oldu? Oysa trafik gökten inmiyor.

Trafiğin bugünkü durumu, yıllarca verilen mekânsal kararların sonucudur.

Bir de meselenin afet boyutu var. Türkiye bir deprem ülkesi. Yangınlarımız var. Sellerimiz var. Bodrum’da birkaç yıl önce yaşadığımız büyük yangınları ve depremi hatırlayın. Bir afet anında otoyolun, köprünün, bağlantı yolunun ekonomik değeri mi önemlidir? Hayır. Çünkü o yol artık bir yaşam koridorudur. Ambulans oradan geçer. İtfaiye oradan geçer. Arama-kurtarma ekipleri oradan geçer. İnsanlar oradan tahliye edilir. Su, gıda ve yardım oradan taşınır.

Yani bazı yolların değeri, üzerinden kaç araç geçtiğiyle değil; gerektiğinde kaç hayat kurtarabildiğiyle ölçülür.

Zalimcan biraz düşündü. Sonra:

— Yani özel sektör hiç mi yol işletmesin?

— Mesele özel sektöre karşı olmak değil Zalimcan, dedim.

Mesele sınırı doğru çizmek. Kamu özel sektörden hizmet alabilir. Yol yaptırabilir. Teknoloji satın alabilir. Bakım hizmeti gördürebilir. Ama bütün bunları yaparken planlama yetkisini, denetimini ve kamusal sorumluluğunu elinde tutmak zorundadır. Çünkü devlet dediğimiz yapı tam da bunun için vardır. Yoksa kârlı olanı piyasaya bırakıp, zarar edeni kamuya yüklemek çözüm olamaz.

Asıl mesele, toplumun ortak varlıklarını kaybetmeden, gelecek kuşaklar adına doğru yönetebilmektir.

Otuz yıllık bir işletme hakkı yalnızca bugünün yönetenlerini bağlamaz. Henüz doğmamış çocukların kullanacağı ulaşım sistemini de etkiler. Önümüzdeki otuz yılda belki elektrikli araçların dünyası tamamen değişecek. Belki kent merkezlerine otomobil girişleri sınırlandırılacak. Belki demiryolu ve toplu taşıma sistemleri bugünkünden çok daha önemli hale gelecek. Belki iklim krizi, ulaşım politikalarını baştan aşağı değiştirecek.

İşte bu nedenle bugünün ekonomik gerekçeleriyle geleceğin ulaşım politikalarını ipotek altına almamak gerekir.

Zalimcan hesabı istedi. Kalkarken yine durdu.

— Hocam, başta sordum ya… Yol kimin diye.

— Evet.

— Cevabı buldum galiba.

— Neymiş?

— Yol da bizim, köprü de bizim… Ama galiba önce “bizim” ne demek, onu yeniden hatırlamamız gerekiyor.

Haklısın Zalimcan. Çünkü mesele yalnızca otoyolların kimin tarafından işletileceği değil. Mesele bundan daha büyük. Kent kimin? Sahil kimin? Su kimin? Orman kimin? En önemlisi de…

Kamu kimin?

Bir ülke bu soruların cevabını kaybetmeye başladığında, yalnız yollarını değil, ortak geleceğini de kaybetmeye başlar. Çünkü ulaşım bir ticari faaliyet olmanın ötesinde, bir kamu hizmetidir.

Bazı sorumluluklar vardır ki; devlet onları devrettiğinde yalnız işletme hakkını değil, kamusal sorumluluğunun bir parçasını da devretmiş olur.

Share and Enjoy !

Shares
blank
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 1 Yorum
  1. Sabri şen dedi ki:

    Asıl mesele toplumun ortak varlıklarını kaybetmeden gelecek kuşaklar adına doğru karar verebilip doğru yönetmesi..