Muğla Akbelen’de 679 parselle ilgili alınan “acele kamulaştırma” kararı kamuoyunda infial yarattı.
ARENA HABER – Geçmişte yaşanan birçok “acele kamulaştırma” kararının doğayı verdiği zararın yanı sıra, üzerinde yaşayan ve toprakların gerçek sahibi köylüler, alınan karar sonrasında şu soruyu soruyor… Biz nereye gideceğiz!
Konuyu hukukçu kimliğiyle yakından takip eden CHP Yüksek Disiplin Kurulu Üyesi Av. Remzi Kazmaz yaptığı yazılı açıklamayla şunları ifade etti;
Bu kararla kamu yararı kavramı bir kez daha tartışma açılmıştır.
- 2942 sayılı Kanun’un 27. maddesi, acele kamulaştırmayı göre;
- savaş,
- seferberlik,
- doğal afet,
- kamu düzenini derhal tehdit eden olağanüstü durumlar
gibi ivedilik ve zorunluluk hâllerinde kullanılan Acele kamulaştırma şirketlerin lehine kullanılması düşündürücü…
Nitekim Danıştay, acele kamulaştırmanın istisnai niteliğini birçok kararında vurgulamıştır. Danıştay 6. Dairesi’nin yerleşik kararlarında, acele kamulaştırmanın uygulanabilmesi için:
- gerçek ve somut bir kamu yararının bulunması,
- ivediliğin açıkça ortaya konulması,
- olağan kamulaştırma usulünün neden yetersiz kaldığının gerekçelendirilmesi
gerektiği belirtilmiştir.
Akbelen örneğinde ise bu şartların hiçbiri somut biçimde ortaya konulmamıştır.

- Kamu Yararı Kavramının İçinin Boşaltılması Hukuka Aykırıdır
Kamulaştırmanın anayasal dayanağı, kamu yararıdır. Ancak kamu yararı;
soyut, varsayımsal ya da şirket menfaatleriyle özdeşleştirilen bir kavram değildir.
Danıştay kararlarında açıkça ifade edildiği üzere:
“Özel şirketlerin ekonomik çıkarları, tek başına kamu yararı olarak kabul edilemez.”
Akbelen’deki 679 parsel için alınan acele kamulaştırma kararında;
- bölge halkının yararı,
- tarımsal üretimin korunması,
- su kaynaklarının sürdürülebilirliği,
- ekosistem bütünlüğü
yönünden herhangi bir kamusal gereklilik ortaya konulamamıştır. Buna karşılık, kararın özel sektör faaliyetlerinin önünü açmaya yönelik olduğu açıktır. Bu durum, kamu gücünün amaç dışı kullanımı anlamına gelmektedir.
- Anayasa Mahkemesi İçtihatları: Ölçülülük ve Zorunluluk Şartı
Anayasa Mahkemesi, mülkiyet hakkına ilişkin çok sayıda kararında, kamulaştırma işlemlerinin:
- ölçülülük,
- zorunluluk,
- orantılılık
ilkelerine uygun olması gerektiğini vurgulamıştır.
AYM’ye göre:
Mülkiyet hakkına yapılan müdahale, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olmalı ve kamu yararı ile bireysel hak arasında adil bir denge gözetilmelidir.”
Akbelen’deki acele kamulaştırma kararında ise;
- müdahalenin zorunlu olduğu ispatlanmamış,
- daha hafif bir aracın neden tercih edilmediği açıklanmamış,
- telafisi imkânsız çevresel zararlar göz ardı edilmiştir.
Bu yönüyle işlem, Anayasa’nın 35. maddesini ve AYM içtihatlarını ihlal etmektedir.
- Çevre Hakkı ve Devletin Pozitif Yükümlülüğü
Anayasa’nın 56. maddesi, devlete çevreyi koruma yönünde pozitif bir yükümlülük yüklemektedir. Ormanların, zeytinliklerin ve su havzalarının bulunduğu bir bölgede acele kamulaştırma yoluyla geri dönüşü olmayan tahribat yaratılması, bu yükümlülüğün ihlali anlamına gelir.
AYM kararlarında çevre hakkı, yalnızca bugünün değil, gelecek kuşakların da hakkı olarak tanımlanmaktadır. Bu bağlamda Akbelen’de alınan karar, yalnızca bugünkü mülkiyet sahiplerini değil, gelecek kuşakların yaşam hakkını da ihlal etmektedir.
Sonuç: Akbelen’de Acele Kamulaştırma Hukuken Yok Hükmündedir
Akbelen’de 679 parselin acele kamulaştırılması;
- Kamulaştırma Kanunu’nun amacına,
- Danıştay’ın yerleşik içtihatlarına,
- Anayasa Mahkemesi’nin mülkiyet ve çevre hakkına ilişkin kararlarına,
- Anayasa’nın 35. ve 56. maddelerine aykırıdır.
Bu işlem, hukuki bir zorunluluktan değil; siyasal ve ekonomik tercihlerden kaynaklanmaktadır. Hukuk devletinde acele kamulaştırma, idarenin keyfi bir aracı olamaz. Akbelen’de verilen mücadele, yalnızca toprağın değil; hukukun üstünlüğünün mücadelesidir.
Ormana Toprağa Zeytine Suya sahip çıkarak yaşam alanlarımızı koruyarsak
Hukuka sahip sahip çıkarak Hukuk devletinide korumalıyız
Acele kamulaştırma kararı derhal geri çekilmelidir



