“Amerikan Rüyası”, 20. yüzyılın en güçlü mitlerinden biriydi: Çalışkanlığın, fırsat eşitliğinin ve herkesin yükselebileceği bir toplum vaadi. Ancak 2025-2026’ya geldiğimizde bu mit, çoğumuz için çoktan bir kabusa dönüştü. Jeffrey Epstein dosyası, küresel elitlerin çocuk istismarı, insan ticareti ve fuhuş ağları üzerinden gücü ve parayı nasıl yalnızca kendilerine tahsis ettiğini bütün çıplaklığıyla gösteriyor. ABD Adalet Bakanlığı’nın Ocak-Şubat 2026’da yayımladığı 3 milyondan fazla sayfalık yeni belgeler, skandalı yeniden dünya gündemine bomba gibi düşürdü. Bu artık yalnızca bir Amerikan skandalı değil; küresel bir vicdan sınavı.
Türkiye’de ise bu sınav, rahatsız edici bir sessizlikle karşılanıyor. Bu sessizlik masum bir ihmal değil; bilinçli bir politik tercih gibi geliyor. Umarım yanılıyorumdur.
Kayıp Çocuklar, kapanmayan dosyalar,aklımızda deli sorular …
1999 Marmara Depremi’nden bu yana kayıp çocuklar dosyası kapanmadı. 6 Şubat 2023 depremlerinden sonra da çok sayıda kayıp olduğu biliniyor. Aileler mezarsız bir acıyla yaşıyor; bazıları “keşke ölmüş olsa” diyebiliyor. Bu cümle bile, karşı karşıya kalınan korkunun ve çaresizliğin ne kadar derin olduğunu gösteriyor.
1999’dan beri organ kaçakçılığı ve çocuk kaçırma iddiaları gündemde. Epstein gibi küresel bir insan ticareti ağı ile Türkiye’deki bu kayıplar arasında bir bağ olup olmadığı sorusu ise ısrarla cevapsız bırakılıyor.
Belgeler, isimler ve en iyi bildiğimiz tepki: Sessizlik
Belgelerde yazışmalar, para hareketleri ve uluslararası bağlantılar açıkça ortada. Antalya Rixos Premium Belek Oteli’nin adı dosyalarda defalarca geçiyor. Epstein’in yardımcısı Lesley Groff’un, Fettah Tamince’ye ait bu otelde “masaj eğitimi” adı altında kızları gönderme planları belgelenmiş durumda. Fettah Tamince, iddialara “arkadaşımın ricasını yerine getirdik” diye yanıt verdi; otel yönetimi ise reddetmekle yetindi.
İhlas Holding CEO’su Ahmet Mücahit Ören’in, Ghislaine Maxwell ile 2004’ten itibaren süren yazışmaları ve Richard Branson’la tanıştırma talepleri kayıtlarda. Ve artık Ahmet Davutoğlu’nun adı da bu dosyada geçen isimler arasında: Tom Pritzker’ın Epstein’e gönderdiği 2010 tarihli e-postada, Davutoğlu’ndan “Kissinger tarzı bir düşünür” diye bahsediliyor. Gelecek Partisi Sözcüsü Ufuk Karcı’nın açıklaması ise yalnızca “habersiz ve provokasyon” demekle sınırlı.
Rixos geçiştiriyor. İhlas susuyor. Davutoğlu konuyu sıradanlaştırıyor. Yetkili kurumlar ise kamuoyunun gözünün içine baka baka zaman kazanıyor.
Savarona fuhuş soruşturması soru işaretleri oluşturmaya devam ediyor ve bağlantısı tartışılıyor. Rixos’ta staj yaparken havuzda boğulan Burak Oğraş’ın 15 yıl önceki şüpheli ölümü, Epstein belgeleriyle yeniden gündemde. Adli Tıp raporu öldürülme ihtimaline işaret ediyor. Telefonu kayıp. Soruşturma sürüncemede. Baba Murat Oğraş, oğlunun “bir sapıklığa şahit olduğunu” ve telefonunun bu yüzden yok edildiğini söylüyor. Aile ve muhalefet “cinayet” diyor; yetkililerden hâlâ somut bir açıklama yok.
Yetkililer Neden Susuyor?Depremzedelerin acısı, kayıp çocukların paniği ortadayken bu sessizlik neyin göstergesi? Yine mi “müsait değiliz”?
Adalet Bakanlığı, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, savcılıklar, AFAD ve Dışişleri derhal, şeffaf ve tatmin edici açıklamalar yapmak zorunda. Çocuk istismarı ve insan kaçakçılığı siyasi hesaplaşmalara kurban edilemez.
Son dönemde, belgelerdeki somut isimler ve bağlantılar yerine dezenformasyonun bilinçli biçimde öne çıkarıldığını düşünüyorum. “Ritüel ayin”, “şeytani semboller”, sahte videolar… Bu spekülasyonlar, asıl gerçekleri — yazışmaları, para trafiğini, otel bağlantılarını — gölgede bırakıyor ve dosyayı “komplo teorisi” seviyesine indirmeyi amaçlıyor gibi duruyor.
Soruyoruz…
Çocuklar nerede?
Bu ülkede çocuk güvenliği kimin sorumluluğunda?
Kim, kimi, neden koruyor?
Toplumun güven duygusu yerle bir. Ama tek bir resmî, net ve şeffaf açıklama yok. Bu artık bir haber değil; bir vicdan ve iktidar sınavıdır.
Sessizlik büyüdükçe şüphe büyür. Şüphe büyüdükçe bu yük, susanların omuzlarına yazılır.
Sonuç çok basit ve oldukça net: Epstein ağı küresel bir utançtır. Türkiye’de isimler geçiyorsa, şeffaf ve gerçek bir soruşturma derhal yapılmalıdır. Tartışma “kimin partisi daha kirli” yarışına döndükçe, kaybeden çocuklar ve toplum olur.
Dezenformasyonla oyalanmak değil, gerçekleri talep etmek zorundayız. Bu döngü kırılmazsa, Epstein gibi karanlıklar her ülkede kendi “yerel versiyonunu” üretmeye devam eder.
Çocuklar kaybolurken susanlar, bir gün bu sessizliğin hesabını vermek zorunda kalacaktır. Ahmet Davutoğlu’nun adı da dahil olmak üzere tüm bağlantılar aydınlatılmadan bu gölge kalkmaz.
Çünkü mesele video değil. Mesele çocuklar. Ve çocuklar hâlâ bekliyor
Bekliyorlar, çünkü bir yatın güvertesinde, bir otelin spa’sında, bir depremin enkazında kaybolan her çocuk, aslında hepimizin geleceğidir.
Bu çocukların hesabını sormak benim boynumun borcu ya sizin?







Kaleminize sağlık Filiz hanım. Bu ülkede her daim gerçekleri göstermeye çalıştınız. Ancak gerçeklerin eninde sonunda gün yüzüne çıkma gibi bir huyu vardır. Sizler de bu konuda nefersiniz. Teşekkürler