









Dondurmanın topu Malkara’da 500 lira diye haber çıksa kimse kafasını çevirip bakmaz. Ama “Bodrum’da dondurmanın topu 400 lira” diye yazınca yer yerinden oynuyor.
Çünkü Bodrum’un adı yetiyor; satıyor, sattırıyor, tıklatıyor.
Turist başına iki influencer düşen bölgemizde herkes lahmacun, şezlong, beach club ve adisyon haberleriyle “kombo” peşindeyken bir de ne görsünler:
Sektör temsilcileri ve Bodrum Ticaret Odası Başkanı balonu patlatıyor:
“Oteller yüzde 90 dolu. Eylül ve ekim ayları da iyi görünüyor.”
Hoppalaaa.…
“Oh olsun”cuların, “Bir daha gitmeyiz”cilerin, Kos’çuların, Kalymnos’çuların sesi kesildi. Oyuncakları ellerinden alınmış çocuklar gibi … Bravo Mahmut Başkan.
Dünya basını Bodrum’u “Yeni Saint-Tropez” olarak tanımlıyor. Aslında Bodrum’un kıyaslanması gereken yerler de Saint-Tropez ve İbiza gibi dünya markası olmuş destinasyonlardır.
Yalıkavak, Mykonos’la başa çıkar. Kos’a, Kalymnos’a karşı Ortakent-Yahşi bile yeter. Milas ve Didim dahi uluslararası pazarlamada “Bodrum Bölgesi” ifadesini kullanıyor.
Çünkü Bodrum’un adı yalnızca kendi sınırlarına değil, çevresindeki bütün turizm bölgelerine değer katıyor.
Bodrum’un cazibesi farklıdır.
Bodrum yalnızca deniz, kum ve güneş değildir. Tarihi, eğlencesi, gastronomisi, marinaları, gece hayatı, koyları, köyleri, taş evleri ve kendine özgü yaşam kültürüyle başlı başına bir dünya markasıdır.
İnsanlar yalnızca tatil yapmak için değil, “Bodrum’da olmak” için gelir.
Bugün dünyanın önde gelen otel ve turizm markalarının önemli bir bölümü Bodrum’da yerini aldı. Son olarak açılan ya da yatırımı devam eden Bvlgari, Shangri-La, OKU ve Hillside gibi markalar da Bodrum’un uluslararası konumunu güçlendirecek ve hizmet çıtasını daha yukarı taşıyacaktır.
Ancak burada gözden kaçırılmaması gereken ciddi bir dönüşüm var.
Pandemi sonrasındaki 2022 ve 2023 sezonlarında görülen aşırı harcama eğiliminin sürekli olacağını düşünenler yanıldı. O dönemde oluşan olağanüstü talebi ve yüksek harcama iştahını kalıcı bir pazar gerçeği sanarak yatırım yapanlar, bugünün daha seçici ve fiyat duyarlılığı daha yüksek misafir profili karşısında zorlanıyor.
Bir yandan konaklama tesisleri segment değiştirirken diğer yandan Bodrum’a gelen turistin profili, beklentileri ve harcama alışkanlıkları da değişiyor.
Üst segmente geçmek yalnızca fiyatı artırmakla olmuyor. Ürününüzü, hizmet kalitenizi, insan kaynağınızı, satış kanallarınızı ve misafir deneyiminizi de aynı seviyeye taşımanız gerekiyor.
Bodrum şu anda bu sancılı dönüşümün tam ortasında. Yeni pazarlara, yeni misafir profiline ve değişen tüketim alışkanlıklarına uyum süreci henüz tamamlanmadı. Bana göre birkaç yıl daha devam edecek.
Ancak “dönüşüm” derken Bodrum’un özünü kaybetmesinden, her koyun betonlaşmasından ve yarımadanın dev bir şantiyeye çevrilmesinden söz etmiyorum.
Bodrum’un geleceği daha fazla beton dökmekte değil, daha nitelikli turizm üretmektedir.
Yeni yatırımlar elbette değerlidir. Fakat bu yatırımlar Bodrum’un koylarını, siluetini, mimarisini, mandalina bahçelerini, köylerini ve doğal dokusunu yok ederek yükselmemelidir.
Çünkü uluslararası markaları buraya çeken şey yalnızca yüksek fiyat potansiyeli değil, Bodrum’un hâlâ koruyabildiği kendine özgü ruhudur.
O ruhu kaybedersek elimizde yalnızca pahalı oteller, kalabalık yollar ve birbirine benzeyen beton yapılar kalır. O zaman Bodrum’u Bodrum yapan şeyi kendi elimizle yok etmiş oluruz.
Bodrum’un ihtiyacı daha fazla yatak değil; daha yüksek nitelik, daha uzun sezon, daha güçlü altyapı ve doğayla uyumlu yatırımlardır.
Bodrum dönüşmeli ama başkalaşmamalıdır.
Saint-Tropez ve İbiza ile yarışacağız diye Bodrum’u onların kötü bir kopyasına çeviremeyiz. Bodrum, ancak kendi kimliğini, mimarisini, doğasını ve yaşam kültürünü koruyarak bir dünya markası olarak kalabilir.
Peki, Bodrum’da işi kötü giden yok mu?
Olmaz mı, dolu…
Kim bunlar?
Hesapsız kitapsız, “Bu iş tutar, parayı götürürüz” diye bodoslama yatırım yapanlar…
Yapacağı cirodan daha yüksek kirayı kabul edenler…
Birkaç iyi sezonun sonsuza kadar süreceğini sananlar…
İşletmeciliği yalnızca fiyat yükseltmekten ibaret görenler…
Ürününü geliştirmeden, hizmetini değiştirmeden, yalnızca tabelasını ve fiyat listesini yenileyenler…
Sonra da bütün bu yanlış hesapların faturası Bodrum’a kesiliyor:
“Bodrum bitti.”
“Bodrum boş.”
“Kimse gelmiyor.”
“Eski işler yok.”
Hayır…
Bodrum bitmedi; ezberler bitti.
Bodrum yine doluyor. Bodrum yine ilgi görüyor. Bodrum yine yatırım çekiyor. Ama artık her işletme yalnızca Bodrum’da bulunduğu için kazanamıyor.
Çünkü Bodrum’un adı kapıyı açar; içeride kalabilmek için işi doğru yapmak gerekir.
Bodrum kimsenin yanlış fizibilitesini, fahiş kirasını ve kötü işletmeciliğini finanse etmek zorunda değildir.
İşini doğru yapan karşılığını alır.
Bodrum’u geleceğe taşıyacak olan da daha fazla beton değil; doğru yatırım, doğru işletmecilik ve Bodrum’un ruhunu koruyan bir turizm anlayışıdır.
Çünkü Bodrum’un en değerli sermayesi arsaları değil, hâlâ kaybetmediği ruhudur.
Son söz :
Son olarak Bodrum Yarımadası üzerindeki yapılaşma, trafik ve konut baskısını azaltmak için yarımada dışında, Bodrum’a hızlı ve düzenli toplu ulaşım bağlantısı bulunan planlı bir uydukent de artık ciddi biçimde gündeme alınmalıdır.
Bu uydukent yalnızca konut bloklarından oluşmamalı; uygun fiyatlı personel konutları, okulları, sağlık merkezleri, kreşleri, sosyal alanları ve spor tesisleriyle gerçek bir yaşam merkezi olarak tasarlanmalıdır.
Bodrum’da çalışan insanlar kazançlarının büyük bölümünü kiraya vermeden, aileleriyle insanca yaşayabilmelidir. Çünkü turizmin sürdürülebilirliği yalnızca otellere ve misafirlere değil, bu sektörü ayakta tutan çalışanların yaşam koşullarına da bağlıdır.
Amaç Bodrum’u dışarıya doğru sınırsızca büyütmek değil; yarımadanın taşıma kapasitesini koruyarak nüfusu, konutu ve ulaşımı akılcı biçimde planlamaktır.
Bodrum’da çalışmak, Bodrum Yarımadası’nı betonlaştırmak anlamına gelmemelidir.
Çünkü Bodrum’un en değerli sermayesi arsaları değil; doğası, insanı ve hâlâ kaybetmediği ruhudur.