Bodrum bir kışı daha geride bıraktı ve yeni turizm sezonunun kapısına geldi. Ancak bu yıl sezonun eşiğinde hissedilen duygu ne yazık ki umut değil; endişe, belirsizlik ve büyük bir ekonomik sıkıntıdır. Çünkü Bodrum’un turizmden geçinen esnafı, işletmecisi ve emekçisi belki de son yılların değil, tarihin en zor dönemlerinden birini yaşamaktadır.
Geçtiğimiz yıl turizm sezonunun beklenen verimliliği sağlayamaması ve kış aylarının da ekonomik olarak oldukça durgun geçmesi, zaten kırılgan olan yerel ekonomiyi daha da zor bir noktaya sürükledi. Bir yandan ülke genelinde uygulanan ekonomik politikalar, yüksek enflasyon, artan vergi yükleri ve maliyetler turizm sektörünü baskı altına alırken, diğer yandan Bodrum’un kendi iç sorunları da bu tabloyu ağırlaştırmaktadır.
Bugün Bodrum’da turizmden geçinen geniş bir ekonomik ekosistem vardır. Sadece oteller değil; restoranlar, lokantalar, barlar, kafeler, taksiciler, hediyelik eşya satıcıları, manavlar, gıda tedarikçileri, tur operatörleri, küçük esnaf ve yüzlerce farklı meslek grubu bu sektöre bağlıdır. Bu nedenle turizmde yaşanan her daralma yalnızca bir sektörün değil, bütün bir kentin ekonomisinin daralması anlamına gelmektedir.
Ancak bugün karşı karşıya olduğumuz tablo oldukça ağırdır. Gıda fiyatlarının kontrolsüz yükselişi, yüksek kira bedelleri, hem konut hem de iş yeri kiralarındaki astronomik artışlar, enerji maliyetleri, vergi yükleri ve finansmana erişimde yaşanan zorluklar işletmeleri adeta nefessiz bırakmaktadır. Birçok işletme bu maliyetlerle ayakta kalamaz hale gelmiş, Bodrum’un çeşitli bölgelerinde “devren kiralık” tabelaları giderek çoğalmıştır.
Marina çevresi, Kumbahçe ve merkezde birçok iş yerinin el değiştirdiği, bazı işletmelerin kapandığı ve birçok girişimcinin sektörden çekildiği görülmektedir. Turizmin canlı olması gereken bir kentte bu kadar çok devren kiralık iş yerinin bulunması, aslında yaşanan ekonomik sıkıntının en somut göstergelerinden biridir.
Bu sorunların üzerine bir de Turizm Bakanlığı tarafından uygulanan yeni yangın yönetmelikleri ve bürokratik düzenlemeler eklenmiştir. Elbette güvenlik önlemleri önemlidir; ancak bu düzenlemelerin küçük ve orta ölçekli işletmelerin ekonomik gerçekliği dikkate alınmadan uygulanması, birçok işletmeci için yeni bir yük ve belirsizlik yaratmaktadır.
Öte yandan Bodrum’un kronikleşmiş bir başka sorunu ise kentin turizm sezonuna hazırlanma biçimidir. Bodrum’un turizm sezonu zaten kısa ve yoğun bir dönemdir. Bu nedenle sezon başlamadan önce kentin altyapısının, yollarının, kaldırımlarının, çevre düzenlemelerinin ve genel görünümünün hazır olması gerekir.
Yıllardır Bodrum turizmini yakından takip eden deneyimli gazetecilerden birinin şu sözleri aslında bu gerçeği çok net anlatmaktadır:
“Bodrum çok misafir odası olan büyük bir ev gibidir. Merkez ise bu evin birinci misafir odasıdır. Turizm sezonu başlamadan önce göz önündeki bütün alanların hızla toparlanması gerekir.”
Gerçekten de tur operatörleri ve kruvaziyer şirketleri Bodrum’u sürekli gözlemlemektedir. Kentin hazırlık durumu, altyapısı ve genel görünümü onların kararlarında belirleyici olmaktadır. Nitekim bu yıl 4 Nisan itibarıyla kruvaziyer gemilerinin Bodrum’a gelmeye başlayacağı ifade edilmektedir. Bu tarih aslında kentin vitrine çıkacağı andır.
Ancak Bodrum’un birçok noktasında hâlâ süren altyapı çalışmaları, kazılmış yollar, tamamlanmamış kaldırımlar ve dağınık bir kent görüntüsü turizm kenti kimliği ile bağdaşmamaktadır. Oysa Bodrum gibi uluslararası bir turizm merkezinde bu tür çalışmaların sezon başlamadan tamamlanması gerekir. Bir vardiya ile değil, birkaç ekip ve birkaç vardiya ile hızla çalışılması gereken bir süreçten söz ediyoruz.
Bodrum’un turizm sezonu kısa, sorunları ise çoktur. Bu nedenle zaman burada altın değerindedir. Kent yönetimlerinin, kamu kurumlarının ve yerel yönetimlerin bu gerçeği dikkate alarak hareket etmesi gerekir.
Ne yazık ki yıllardır değişmeyen bir başka sorun da yönetim anlayışıdır. Her gelen yönetici, kendisinden önce yapılanları yeterince değerlendirmeden yeni bir başlangıç yaptığını düşünmekte, ancak Bodrum’un birikmiş sorunları aynı şekilde devam etmektedir. Bu durum ise en çok sabretmek zorunda kalan Bodrum halkını ve esnafını yormaktadır.
Bugün Bodrum’da birçok insan şu soruyu sormaktadır:
“Daha ne kadar katlanacağız?”
Belki de en üzücü olanı, yıllardır tekrar edilen bu sorunların artık toplumda bir tür alışkanlık haline gelmesidir. Adeta bir kış uykusu gibi… Sorunları görüyor ama yeterince güçlü bir çözüm iradesi ortaya koyamıyoruz.
Oysa Bodrum yalnızca yaz turizmine bağlı bir kent olmamalıdır. Kültür turizmi, spor turizmi, kongre turizmi ve kış turizmi gibi alanlarda somut ve uzun vadeli politikalar geliştirilmeden bu kentin ekonomik sürdürülebilirliği sağlanamaz.
Bodrum’un geleceği için artık günü kurtaran değil, kenti geleceğe hazırlayan politikalar geliştirmek zorundayız. Çünkü Bodrum yalnızca bir tatil beldesi değil; binlerce insanın emeğiyle yaşayan bir kenttir.
Ve bu kent, hak ettiği planlı turizm yönetimini beklemektedir.