









Bodrum Bozum Şenliği üzerinden ata tohumlarının korunması, yerel üreticinin desteklenmesi ve üretim kültürünün geleceğe taşınmasına ilişkin bir köşe yazısı.
Bodrum’un geleceğini konuşurken genellikle aynı başlıkların etrafında dolaşıyoruz: Turizm, yatırımlar, yeni oteller, yollar, konutlar…
Peki, toprak?
O toprağa atılan tohum, üretmekten vazgeçmeyen insan, kuşaktan kuşağa aktarılan bilgi bu geleceğin neresinde?
Bozum Şenliği’nin ardından aklımda kalan soru bu oldu.
Bodrum Tohum Derneği, TARKO ve Slow Food Bodrum Yaveş Gari Birliği’nin birlikte düzenlediği şenlik, bu soruya gündelik hayatın içinden bir cevap verdi. Birileri tohum saklamayı anlattı, birileri ekşi mayayı, çekişte zeytini, zeytinyağından sabun yapmayı…
Bodrum’un geleceğine ilişkin konuştuğumuz onca büyük projenin yanında bunlar küçük işler gibi görünebilir.
Ben öyle düşünmüyorum.
Ahmet Kocabay’ın sebzeden tohum alma ve saklama konusunda paylaştığı bilgiyi düşünelim.
Bir tohumu sonraki mevsime taşımak, üretimin devamına hazırlanmak demek. Ama aynı zamanda hangi ürünün bu toprağa uyduğunu, ne zaman ekildiğini, nasıl yetiştirildiğini de hatırlamak demek.
Tohumun yanında bilgi de korunuyor.
Dide Çelen Ramok Arıman’ın ekşi maya anlatımı, Gonca Aldemir’in çekişte zeytin atölyesi, Şeref Erkara’nın zeytinyağından sabun üretimi de aynı zincirin halkaları.
Bunların her biri, bir zamanlar evlerin gündelik hayatında karşılığı olan bilgiler. Bugün atölyelerde yeniden öğreniyoruz. Bu durum bile bize bir şey söylüyor: Hayatımızı kolaylaştırırken bazı becerilerimizi de geride bırakmışız.
Şimdi mesele, o bilgileri hatıra olarak saklamakla yetinmeyip yeniden kullanabilmek.
Çünkü bir geleneğin yaşaması için anlatılması kadar uygulanması da gerekiyor.
Şenliğin çocuklara ayrılan bölümünü bu nedenle önemsiyorum.
Meysera Kids Zone’un etkinlikleri, Gonca Aldemir’in doğayı keşfetmeye yönelik çalışmaları ve Pelin İnci’nin pandomim gösterisi, çocukların öğrenebileceği bir buluşma alanı oluşturdu.
Kezban Alacık’ın solucanları, kompostu ve organik atıkların değerlendirilmesini anlatması da üretim döngüsünün çoğu zaman gözden kaçırdığımız tarafını hatırlattı.
Çocuğa toprağı korumasını söylüyoruz. Peki, toprağı tanıması için ne kadar fırsat veriyoruz?
Bir solucanın ne işe yaradığını öğrenen, meyvenin çekirdeğinden yeni bir bitki yetişebildiğini gören çocuğun doğayla kuracağı ilişki farklı olacaktır.
Bodrum’da çocukların bu deneyimlere yalnızca şenlik günlerinde ulaşmaması için ne yapabiliriz? Okullarla, üreticilerle, derneklerle düzenli buluşmalar kurulamaz mı?
Şenliğin ardından sorulması gereken sorulardan biri de bu.
Ali Şengün’ün Eski Bodrum Arşivi Fotoğraf Sergisi, geçmişteki yaşamı bugünün ziyaretçileriyle buluşturdu. Çağlar Çetok’un Karaova kitabı ve çalışmaları da kentin kırsal birikimini gündeme taşıdı.
Eski fotoğraflara bakarken çoğu zaman binaların, yolların, sokakların değişimine takılıyoruz. Oysa fotoğrafın içindeki hayatı da okumak gerekiyor.
İnsanlar nasıl geçiniyordu? Neler üretiyordu? Birbirleriyle nasıl ilişki kuruyordu?
Bodrum’un hafızasını korumak, bu soruların cevaplarını da geleceğe taşımayı gerektiriyor.
Her şeyin eskisi gibi kalmasını bekleyemeyiz. Ama değişirken neyi kaybettiğimizi bilmek ve neyi koruyacağımıza birlikte karar vermek elimizde.
Halk oyunları oynandı, Talha Orhanoğlu ve Murat Arkan sahne aldı. İnsanlar buluştu, sohbet etti. Gönüllü emekle hazırlanan şenlik tamamlandı.
Üretici ise ertesi gün yeniden işinin başına dönecek.
Asıl devamlılık burada kurulmalı.
Yerel üreticiyi desteklediğimizi söylüyorsak, bu desteğin alışverişimizde, pazar tercihimizde ve yerel yönetimlerin çalışmalarında karşılığı olmalı.
Üretici ürününü tüketiciye düzenli ulaştırabiliyor mu? Üretim bilgisi gençlere aktarılabiliyor mu? Yerel tohumları koruyan çalışmalar yıl boyunca yeterli desteği bulabiliyor mu?
Bir sonraki şenliğe kadar bu soruların peşinden gitmek gerekiyor.
Şenliği ziyaret eden Bodrum Belediye Başkan Yardımcısı Ercan Pehlivan ve AK Parti Bodrum İlçe Başkanı Seha Ergene’nin üreticilerle görüşmesini de bu açıdan değerli buluyorum. Bu temasların, üreticilerin ihtiyaçlarına yönelik somut çalışmalarla sürmesini beklemek hakkımız.
Bozum Şenliği, Bodrum’da üretim bilgisini paylaşmaya, gönüllü emek vermeye ve birlikte iş yapmaya hazır insanların bulunduğunu gösterdi.
Bu birikimin kıymetini bilmeliyiz.
Derneklerin, kooperatiflerin ve gönüllülerin çabalarını düzenli bir iş birliğiyle güçlendirebiliriz. Tohum atölyelerini mahallelere taşıyabilir, çocukları üreticilerle buluşturabilir, yerel ürünlerin tüketiciye ulaşmasını kolaylaştırabiliriz.
Bunları konuşurken yeni bir şenliğin tarihini beklememize gerek yok.
Bozum, bir üretim dönemini kapatırken yenisinin hazırlığını da içeriyor. Şenliğe de biraz böyle bakalım.
Bir araya geldik, bilgiyi paylaştık, emeği gördük.
Şimdi o emeğin devamı için ne yapacağımıza karar verelim.
Bodrum’un geleceğini planladığımız masada, üreticinin de yeri olsun. Elindeki bir avuç tohumu anlatabilsin.
Belki de uzun zamandır aradığımız cevapların bir kısmı o tohumun içindedir.