blank

CHP’de Mutlak Butlan Tartışması ve Bodrum Gerçeği

Yayınlama: 20.06.2026
A+
A-

CHP’deki mutlak butlan tartışmasına ilişkin görüşlerimi daha önce yazmıştım. Bu kez genel bir siyasi analiz yapmak yerine, meseleyi Bodrum ve Muğla özelinde, yerelden okumak istiyorum.

Yaşanan süreç aslında uzun yıllardır bildiğimiz ama çoğu zaman görmek istemediğimiz bir gerçeği bir kez daha ortaya çıkardı. İlçe örgütlerinden belediyelere, eski yöneticilerden çeşitli çevrelere kadar CHP’yi, Atatürk’ü, Cumhuriyet’i, laikliği ve devrimciliği dilinden düşürmeyen birçok kişinin siyasetle kurduğu ilişkinin temelinde ilke değil, konum ve çıkar bulunduğunu gördük.

Bugün Bodrum’da yaşanan tabloya baktığımızda, CHP’nin iktidar olduğu bir yerde siyaset yapan, sosyal çevre edinen, statü kazanan, belediye ile kurduğu ilişkiler üzerinden kendisine alan açan birçok kişinin aslında CHP’ye değil, CHP’nin sağladığı imkânlara bağlı olduğunu açıkça görüyoruz. Çünkü konu ilkeler olduğunda farklı saflarda duranlar, çıkar söz konusu olduğunda aynı masada buluşabiliyor.

Bunu en net şekilde Bodrum Kent Konseyi seçimlerinde gördük. Bugün yaşanan tabloya bakınca bunun kaç farklı örneğini gördüğümüzü kestirmek zor değil. Birbirine benzemez denilen insanlar, farklı siyasi geçmişlerden gelenler, yıllardır karşıt kutuplarda duranlar ve asla bir araya gelmez denilen çevreler bir günde aynı hedef etrafında birleşebildi. Bodrum’da yıllardır belli ailelerin, belli çevrelerin ve belli çıkar gruplarının etrafında şekillenen düzen bir kez daha kendisini gösterdi. Demek ki mesele CHP, demokrasi, Cumhuriyet, Atatürk ya da laiklik değilmiş. Mesele, yereldeki güç dengeleri ve bu dengelerden alınacak paymış.

Mutlak butlan tartışmalarıyla birlikte benzer bir tablo bir kez daha ortaya çıktı. Daha kararın mürekkebi kurumadan, Kemal Kılıçdaroğlu’nun yeniden göreve geleceği ihtimalinin konuşulmaya başlanmasıyla birlikte hangi belediye başkanlarının, hangi ilçe başkanlarının ve hangi isimlerin çeşitli kanallarla Kemal Kılıçdaroğlu’na tebrik mesajları gönderdiği, göreve hazır olduklarını ilettiği, emir ve talimat beklediklerini ifade ettiği konuşulmaya başlandı. Hangi pozisyonlar için nabız yoklandığını, hangi görevlerin konuşulduğunu ve kamuoyundan gelen tepkiler karşısında nasıl geri adımlar atıldığını da gördük.

Bu tablo bile tek başına birçok kişinin siyaset anlayışının ilkelere değil, makamlara, ilişki ağlarına ve güç merkezlerine dayandığını göstermeye yetmektedir.

Acı olan şudur ki; yıllardır CHP adına konuşan, Cumhuriyet ve demokrasi nutukları atan bazı çevrelerin önemli bir bölümü, bugün ortaya koydukları tavırlarla parti bilincinden çok çıkar bilincine sahip olduklarını göstermiştir. Eğer yarın aynı yerel güç ve imkânlar başka bir partinin elinde olsa, önemli bir kısmının aynı rahatlıkla oraya eklemlenebileceğini görmek artık zor değildir.

Bu nedenle tartışma yalnızca Kemal Kılıçdaroğlu, Özgür Özel ya da kurultay tartışması değildir. Tartışma, Bodrum ve Muğla’da yıllardır oluşan siyasi kültürdür. Kişilere, ilişkilere ve pozisyonlara bağlı bu anlayış, siyaseti ilke mücadelesi olmaktan çıkarıp bir kariyer ve nüfuz alanına dönüştürmektedir.

Bugün yaşananlar bize bir kez daha göstermiştir ki CHP’nin sorunu sadece Ankara’da değildir. Sorun, yerelde Cumhuriyet’i, Atatürk’ü, laikliği ve sosyal demokrasiyi dilinden düşürmeyip siyaseti tamamen kişisel hesaplara indirgeyen anlayışın kendisidir. Çünkü ilke ile çıkar karşı karşıya geldiğinde, kimin gerçekten bu değerlere bağlı olduğu, kimin ise bu değerler üzerinden siyaset yaptığı çok daha net ortaya çıkmaktadır.

Belki de artık şu soruyu sormaktan kaçamayız:

Bu parti gerçekten Cumhuriyet’e, laikliğe, demokrasiye ve sosyal demokrasiye bağlı bir siyasi kültürü mü temsil ediyordu; yoksa yıllardır iktidarın ve Recep Tayyip Erdoğan’ın yarattığı kutuplaştırıcı siyaset karşısında, toplumun demokrasiye, adalete, hukuka, laikliğe ve özgürlüklere duyduğu özlem nedeniyle mi bu yapıları sorgulamadan bu değerlerin doğal temsilcisi olarak gördük?

Daha da önemlisi; halkın demokrasiye, adalete, laikliğe ve hukuk devletine duyduğu bu haklı özlem, gerçekten bu değerleri savunmak için mi kullanıldı; yoksa Bodrum’da da sıkça gördüğümüz gibi, belli çevrelerin, belli çıkar gruplarının ve belli ilişki ağlarının kendilerine alan açabilmesi için kullanılan bir siyasi sermayeye mi dönüştürüldü?

Çünkü bugün yaşananlara baktığımızda insan ister istemez şu soruyu soruyor: Yıllardır savunulduğunu düşündüğümüz değerler gerçekten amaç mıydı, yoksa o değerlere duyulan toplumsal ihtiyaç bazı çevreler tarafından siyasi ve kişisel hesapların üzerini örten kullanışlı bir araca mı dönüştürüldü?

Belki de asıl mesele budur.

Gördüklerimiz yeni değil.

Belki de yıllardır görmek istemediklerimize gözlerimizi kapatıyorduk.

Ve belki de bugün ilk kez gördüğümüz şey, gerçekler değil; maskelerin düşmesidir.

Çıkarların konuşmaya başladığı yerde, ilkeler genellikle susar.

REKLAM ALANI
Yazarın Son Yazıları
13.04.2026
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 1 Yorum
  1. Ayhan Ongun dedi ki:

    Yüreğine sağlık dostum,birilerinin “kral çıplak”demesi gerekiyordu.