Hukuk, kitaplarda hâlâ “herkes için” yazıyor. Anayasa öyle diyor, yasalar öyle başlıyor.
Ama insan yaşadıkça, özellikle bu ülkede ve bu kentte yaşadıkça, ister istemez şu soruyu soruyor: Hukuk gerçekten herkes için mi, yoksa sadece gücü olanlar için mi?
Bugün Bodrum’da bir esnaf dükkânını kaybetme korkusuyla yaşıyor. On yıllık sözleşmesi var, kirasını günü gününe ödüyor ama bir kalem darbesiyle “tahliye” kelimesiyle tanışıyor. Bir emekli, ömrü boyunca ödediği primlerin karşılığında açlık sınırının altında yaşamaya mahkûm ediliyor. Bir yurttaş, kapalı bir toplantıda söylenen sözlerin sızdırılmasıyla suçlu ilan ediliyor. Bir belediye başkanı, halka hizmet ettiği için iddianame tehdidiyle karşı karşıya kalıyor. Hepsinin ortak noktası aynı: Hukuka ihtiyaçları var ama hukuk onlara uzak.
Yerelde yaşanan bu tablo, aslında ülkenin genel fotoğrafından bağımsız değil. Çünkü merkezde kurulan düzen, taşrada da aynen işliyor. Gücü elinde tutanlar için hukuk bir kalkan; itiraz edenler içinse bir sopa. Yargı, adaleti sağlamak için değil, düzeni korumak için devreye giriyor. Ama bu düzen halkın düzeni değil; rantın, ayrıcalığın ve siyasi sadakatin düzeni.
Bugün CHP’li belediyeler üzerinden yürütülen baskı da bunun bir parçası. Belediye imkânlarının “suç unsuru” gibi gösterilmesi, sosyal dayanışmanın kriminalize edilmesi, halkçı belediyeciliğin hedefe konulması tesadüf değil. Aynı ülkede milyonluk saatler kol sallarken, emeklinin sofrasındaki ekmek “bütçe yükü” sayılıyor. Aynı hukuk, birine sonsuz sabır gösterirken, diğerine tahammül bile etmiyor.
Bu yüzden mesele sadece bir dava, bir iddianame ya da bir mahkeme kararı değil. Mesele, hukukun kimden yana çalıştığı. Hukuk, eğer güçlünün yanında saf tutuyorsa, artık adalet üretmez; korku üretir. Toplumu susturur, bireyi yalnızlaştırır, dayanışmayı suç gibi gösterir.
Ama şunu da unutmamak gerekir: Hukuk tamamen kaybolmuş değildir. Hukuk, hâlâ onu talep edenlerin sesinde, direncinde ve örgütlü mücadelesinde yaşar. Emeklilerin isyanında, esnafın direncinde, belediyelerin kamucu ısrarında, yurttaşın “bu haksızlık” deme cesaretinde yaşar. Adalet, yukarıdan bahşedilmez; aşağıdan, halkın içinden kurulur.
Bugün ihtiyacımız olan şey, “hukuk devleti” laflarını tekrar etmek değil; hukuku yeniden halkın eline vermektir. Güçlünün değil, haklının yanında duran bir düzeni kurmaktır. Aksi halde bu soru, yarın daha yüksek sesle sorulacaktır: Hukuk kimin için var?
Ve eğer bu soruya hâlâ dürüst bir cevap veremiyorsak, sorun hukukun eksikliğinde değil; vicdanın yokluğundadır.



