blank

Mevzuat Hazretleri

Yayınlama: 20.05.2026
A+
A-

Başlıktaki ifade Türkiye halkının 80-90 sene önce ironi/mecaz amaçlı ürettiği, kullandığı ve günümüzde de kullanmaya devam ettiği bir ifade tarzıdır. Bürokrasinin hantallığını, katılığını, çözüm üretmediğini ; tersine hep sorun yarattığını söylemek için kullanılır.

Mevzuatın hazret (saygın kişi) yapılması bir ironidir. Uygulamadaki keyfiliği, çifte standardı gösterir. Halkın mevzuata ve devlet bürokrasisine saygı duymadığını anlatır.

Mevzuat (yazılı kurallar) yukarıdan aşağıya bir hiyerarşi (alt-üst ilişkisi) şeklinde sıralanır ve sırası da Anayasa-Yasa-Kararname-Tüzük-Yönetmelik-Genelge şeklindedir. Mevzuatın bu altı elemanından her birinin kendisinden öncekilerle uyumlu olması da zorunludur. Devletler mevzuat uygulamasını bu hiyerarşi içinde yürütürler. Modern devletin temel aygıtı bürokrasidir. Mevzuatı, yani devlet otoritesini uygulayan da bürokrasidir.

Eğer mevzuat Demokratik Hukuk Devleti’nin mevzuatı ise süzgeçten geçirilmiş, sade ve anlaşılır kılınmış demektir. Devletin sınırsız gücüne karşı vatandaşı koruyan yani devlet gücünü sınırlayan ve bürokrasiye üzerinde oynama alanı bırakmayan bir anlayışla hazırlanıp uygulamaya konulmuş demektir.

Devlet ve mevzuatla ilgili bu genel tespitlerden sonra gelelim bize…

1961 ve 1982 Anayasa’larının 2.maddesinde Türkiye Cumhuriyeti’nin Demokratik Hukuk Devleti olduğu yazılıdır. Peki bir Hukuk Devleti’nde mevzuatın uygulayıcısı olan vali, kaymakam, nahiye müdürü (yakın zamana kadar vardı), polis, jandarma, savcı, hakim suçu gizleyip suçluyu koruyabilir mi? Peki 1940’ların Ankara Valisi Nevzat Tandoğan, 2020’lerin Tunceli Valisi Tuncay Sonal, 1970-80’lerin İstanbul Emniyet Müdürü Şükrü Balcı ve saymakla bitmeyen diğerleri… uyguladıkları mevzuat boşluklarla dolu olmasaydı, çifte standart taşımasaydı ve en önemlisi uygulayıcılar açısından caydırıcılık (yaptırım) taşısaydı yapılan sayıyız kötülükler, çektirilen acılar, faili meçhuller, yolsuzluklar böylesine pervasızca yaşanır mıydı?

Görülüyor ki uygulanan mevzuatı hızlıca Demokratik Hukuk Devleti’nin mevzuatına dönüştürmek zorundayız. Bugünkü mevzuatla kim iktidardan giderse gitsin, kim iktidara gelirse gelsin “benim oğlum bina okur, döner döner yine okur” atasözünün ötesine geçemeyiz. 1961’den günümüze 65 senedir geçemediğimiz gibi…

2017 referandumu ile getirilen ve adına “Türk tipi Cumhurbaşkanlığı sistemi” denilen ancak güçler arası (yasama-yürütme-yargı) denge ve denetimi olmayan bu sistemsizlik ülkemizde parti devletini tekrar hortlatmıştır. Bu durumun sürdürülemez olduğu açıktır. Denetimden kaçan devletler zayıf devletlerdir. Demokratik Hukuk Devleti ise denetlendiği için güçlüdür. Bu güçlü devlet hem hak ve özgürlükleri korur hem de gerektiğinde sert gücünü (polis, jandarma, asker) kullanarak önlem alır. İşte bu devleti hayata geçirmek için mevzuatımızı yenilemek mecburiyetindeyiz. Türkiye mevzuat biriktirme (gün gelir lazım olur) anlayışını terk etmelidir. İşte tipik bir örnek ; 1960’lı yıllarda 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nu çıkardık ama Osmanlı’da dahi Meclis-i Mebusan’dan geçmeyen, 1913 yılında geçici kaydı ile Bakanlar Kurulu kararıyla çıkarılan Memurin Muhakematı Kanunu’nu da 1999 yılına kadar uygulamada tuttuk. Düşünün Osmanlı tarih oluyor ama Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden geçmeyen bir geçici yasası Türkiye Cumhuriyeti’nde tam 76 yıl uygulamada kalıyor. Böyle bir devlet Demokratik Hukuk Devleti olabilir mi? 1999 yılında Avrupa Birliği Aday Adaylığı süreci başlamasaydı belki de bu geçici yasa hala yürürlükteydi. Demek oluyor ki, Türkiye’nin bir numaralı sorunu mevzuattır ve bu mevzuatı uygulayan bürokrasinin halka şaşı bakmasıdır. O nedenle bürokrasiye açık, net sorumluluklar yüklemek gerekiyor.

Türkiye Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni imzalamış ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin yargı yetkisini kabullenmiştir. Yargı kararlarını uygulamamanın cezai, mali, idari yaptırımları olsaydı AİHM ve AYM’nin kararlarını rafa kaldırma cesaretini kim gösterebilirdi? Bu nedenle de mevzuat reformu şarttır. Ayrıca gerek ülkeler arası gerekse ülke içi durum ve şartlar Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne, meclisteki büyük partilere, aydınlara, eğitim ve öğrenim görmüş seçmenlere 2026 yılında yapmaları gereken bazı mecburiyetleri gösteriyor.

1.Mecburiyet : Terörsüz Türkiye sürecinin başarısı için dahi, Türkiye vatandaşını merkeze alan bir anlayışla mevzuatını “hazret” olmaktan çıkarmalıdır. İktidarın ve muhalefetin büyük partileri için bu bir mecburiyettir.

2.Mecburiyet : Türkiye’de aydın olma ve entelektüellik iddiası taşıyan herkes sessizliğini bozmalı, konuşma ve yazma özgürlüğünü kullanarak bu büyük reform hareketine yani mevzuatın yenilenmesine katkı sunmalıdır.

3.Mecburiyet : Tarikat ve Cemaatlerin tıpkı partiler, sendikalar, şirketler, kooperatifler, dernekler gibi kayıt altına alınarak bugünkü illegal durumdan legalliğe geçişleri sağlanmalıdır. Bunun için de noter tasdikli defterleri ve tüzükleri olmalıdır. Tüzüklerinde amaçları, faaliyet alanları, üyelik şartları, organları belirtilmelidir. Bunlar yapıldıktan sonra devlet bu yapılara dini kaygılarla artık müdahalede bulunmamalıdır. Tarikat ve Cemaatlerden hangisinin doğru, hangisinin yanlış olduğu tespiti devletin ilgi ve görev alanında değildir. Bu yapıları yasal statüye kavuşturmak büyük partiler için mecburiyettir. Özellikle eğitimli seçmenler de bu süreci takip etme sorumluluğunu taşımalıdır. Aksi taktirde günümüzün devlet-tarikat, devlet-cemaat örtülü ilişkisi yeni FETÖ’leri üretmeye devam eder…

REKLAM ALANI
Yazarın Son Yazıları
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.