Pazartesi, Ocak 5, 2026

Çok Okunanlar

Benzer Gönderiler

Tarihten Günümüze Çok Katmanlı Bir Toplumun İnşası…(6)

Sekiz bölümden oluşan ve ilk bölümü 17 Aralık 2025 çarşamba günü yayınlanan bu yazı dizisi, güncel tartışmaları tarihsel bir bağlama yerleştirerek Fatih Sultan Mehmed’den Cumhuriyet’e uzanan süreçte Anadolu ve Rumeli’nin çok katmanlı kültürel yapısının nasıl oluştuğunu ve milliyetçilik çağında hangi dinamiklerle dönüştüğünü ele almaktadır.

Bozkır Göçleri: Tatarlar, Nogaylar ve On Sekizinci Yüzyıl Dönüşümleri

18.yüzyıl, Kuzey Karadeniz bölgesinde Rus imparatorluk yayılmasının bir sonucu olarak yeni ve derin kapsamlı demografik baskıların ortaya çıktığı bir dönem olmuştur.

Rus ilerlemesinin bozkır sınır hattına doğru kademeli biçimde genişlemesi, 1783 yılında Kırım’ın Rusya tarafından ilhak edilmesiyle doruğa ulaşmıştır. Bu gelişme, uzun süredir Osmanlı’nın bir tâbî devleti ve aynı zamanda Slav yayılmasına karşı bir tampon bölge işlevi gören Kırım Hanlığı’nın ortadan kaldırılmasına yol açmıştır. Bu jeopolitik kırılma, hayvancılıkla geçinen göçebe Nogay ve Kırım Tatarı toplulukların sistemli biçimde yerlerinden edilmesine yol açmıştır. Bu topluluklar, Rus idaresi altında topraklarına el konulması, zorla iskân ve askerî ve dinî baskılarla karşı karşıya kalmışlardır.

Tüm aşiret konfederasyonları art arda dalgalar hâlinde güneye sürülmüştür. Bu süreç, modern dönem öncesi Osmanlı dünyasının en büyük Müslüman mülteci hareketlerinden birini tetiklemiştir. Bu göçler tek seferlik değildir. Uzun yıllar sürmüş ve özellikle Osmanlı–Rus savaşları ile sınır güvenliğinin zor yoluyla sağlandığı (sınır pasifleştirme) dönemlerde hız kazanmıştır.

Osmanlı devleti, bu nüfus akınına hem insani kabul, hem de imparatorluk bütünleşmesini hedefleyen örgütlü bir iskân stratejisiyle karşılık vermiştir. Çok sayıda Tatar ve Nogay, Trakya, Dobruca, Silistre, Şumnu, Vidin, Edirne ve Tuna’nın alt havzası boyunca iskân edilmiştir. Bu iskân alanları çoğu zaman daha önce Anadolu Türkmenlerinin yerleştirildiği bölgelerle çakışmıştır. Bu mekânsal tercih tesadüfî değil, bilinçli bir imparatorluk planlamasının ürünüdür.

İmparatorluk, hem yeterince kullanılmayan tarım arazilerini yeniden nüfuslandırmayı, hem Rusya’ya karşı sınır güvenliğini güçlendirmeyi, hem de siyaseten hassas sınır bölgelerinde Müslüman demografik varlığını pekiştirmeyi amaçlamıştır. Birçok durumda mülteci gruplara vergi muafiyetleri, mera kullanım hakları, tohumluk tahıl ve geçici askerlik muafiyetleri tanınarak yerel ekonomilere entegrasyonları kolaylaştırılmıştır.

Ekonomik bakımdan bu bozkır kökenli göçmenler, göçebe hayvancılığa dayalı yaşamdan karma tarım–hayvancılığa ve piyasa yönelimli üretime doğru kademeli bir dönüşüm geçirmiştir. Hayvancılık, özellikle koyun, at ve sığır yetiştiriciliği, merkezî önemini korumuştur. Ancak, birçok Tatar ve Nogay hanesi zamanla tahıl tarımına, taşımacılığa ve kervan iaşesine yönelmiştir. Böylece, geçim stratejileri Osmanlı’nın askerî ve kentsel ikmal ağlarına bağlanmıştır.

Trakya’da ve Tuna koridoru boyunca bu gruplar, İstanbul’un iaşe sisteminde önemli bir rol üstlenmiştir. Et, yün, deri ve hububat sağlayarak imparatorluk pazarlarına entegre olmuşlardır. Zaman içinde bazı topluluklar yardımcı askerî hizmetlere, sınır devriyesine ve taşımacılık emeğine de katılmıştır. Böylece, eski bozkır askerî gelenekleri yeni imparatorluk iktisadî işlevlerine uyarlanmıştır.

İaşe sistemi, Osmanlı devletinin merkezi olarak düzenlenmiş ikmal rejimiydi. Zorunlu teslimat, başkent ve ordunun öncelikli beslenmesi ve sıkı fiyat denetimine dayanan bu sistem, piyasa kârından ziyade asgari geçim güvenliğini esas alıyordu.

Toplumsal ve kültürel açıdan Tatar ve Nogay mültecilerinin gelişi Balkan coğrafyasının kültürel ortamına belirgin bozkır dil özelliklerini, klan temelli toplumsal örgütlenmeyi, binicilik kültürünü ve askerî gelenekleri taşımıştır. Bu unsurlar, Rumeli’nin zaten heterojen olan dokusu içine yerleşmiş, Türkmenler, Balkan Müslümanları, Hıristiyanlar ve daha önceki göçmen nüfuslarla birlikte var olmuşlardır.

Yeni gelenler mevcut toplumsal düzenleri ortadan kaldırmak yerine katmanlı yerleşim bölgelerine eklemlenmiştir. Daha önce Türkmen tarım topluluklarının hâkim olduğu alanlarda etnik ve kültürel karmaşıklık yoğunlaşmıştır. Kuşaklar boyunca süren evlilik bağları, ortak ekonomik ağlar ve müşterek imparatorluk kurumları aracılığıyla bu topluluklar giderek bütünleşmiştir. Buna karşın lehçe, kıyafet ve kolektif hafızada bozkır kimliğinin izlerini korumuşlardır.

18.yüzyıldaki Tatar ve Nogay göçleri, Osmanlı nüfusunu yalnızca sayısal olarak artırmakla kalmamış, sınır ekonomilerini yeniden şekillendirmiş, imparatorluk savunma sistemlerini güçlendirmiş ve Balkanlar’ın çok katmanlı demografik karakterini derinleştirmiştir. Bu hareketler aynı zamanda Kırım, bozkır dünyası ve Osmanlı Balkanları arasında kalıcı trans-bölgesel bağlantılar kurmuştur. Bu bağlantıların demografik mirası günümüzde de Trakya ve Tuna yerleşimlerinde gözlemlenebilmektedir.

Not: Bu yazı, Arda Tunca’ya ait Demos (www.ardatunca.net) adlı sitede yayınlanmıştır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Haberler