









Benim televizyon alışkanlığım çok basittir.
Televizyonu açarım, Digiturk kumandasından doğrudan 53’e basarım. Karşıma Halk TV çıkar. Başka kanalları dolaşmam, başka programların peşine düşmem. Bazen kulaklığımı takar YouTube üzerinden farklı yayınları izlerim.
Yandaş olarak gördüğüm kanalların tuşuna bile basmam.
Çünkü benim için televizyon yalnızca bir eğlence aracı değildir. Haber alma, gerçeği öğrenme, ülkemde olup bitenleri sorgulama ve kendi vicdanımla hesaplaşma alanıdır.
Önce TELE1…
Merdan Yanardağ’ın gazeteciliğini, düşüncelerini, olaylara yaklaşımını takip ettim. Onun tutuklanmasını ve TELE1’e kayyum atanmasını yalnızca bir gazetecinin ya da televizyon kanalının meselesi olarak görmedim. Bunu toplumun haber alma hakkı açısından ciddi bir kırılma olarak yaşadım.
Şimdi de Halk TV üzerinden aynı kaygıları taşıyorum.
Özellikle son dönemde gündeme gelen fon kriziyle ilgili siyasi ilişkilerin, bürokratik bağlantıların, para hareketlerinin ve kamuoyunun bilmesi gereken iddiaların araştırılmasını dikkatle izliyordum.
Çünkü gazetecilik tam da budur!
Gücün söylediklerini tekrar etmek değil, güce soru sormaktır. Görünmeyeni görünür kılmak, saklananı araştırmak, kamu adına hesap sormaktır.
Gazetecilerin gözaltına alınması, tutuklanması, ev hapsine gönderilmesi ve televizyon kanallarına yönelik müdahaleler karşısında insan ister istemez soruyor:
Bu ülkede gerçeği kim anlatacak?
Bilgi ve iletişim çağındayız. Dünyanın öbür ucundaki gelişmeleri saniyeler içinde öğrenebiliyoruz. Ama kendi ülkemizde bağımsız gazeteciliğin geleceği konusunda derin bir endişe yaşıyoruz.
Ben artık televizyonun karşısına geçtiğimde yalnızca hangi kanalı izleyeceğimi düşünmüyorum.
Yarın haber alabileceğim kaç bağımsız ses kalacak, onu düşünüyorum.
Mesele benim 53. kanala basmam değil.
Mesele, milyonlarca insanın farklı kaynaklardan haber alma, gerçekleri öğrenme ve kendi düşüncesini oluşturma hakkıdır.
Bir gazeteciyi susturabilirsiniz. Bir televizyonun yayınını durdurabilirsiniz. Ama toplumun gerçeği öğrenme ihtiyacını ortadan kaldıramazsınız.
Ben hayatım boyunca sorgulamaktan, düşünmekten ve doğru bildiğimi söylemekten vazgeçmedim.
Bugün hissettiğim yalnızca öfke değil; derin bir üzüntü, kaygı ve giderek daralan özgürlük alanlarına karşı duyduğum isyandır.
Çünkü basın özgürlüğü yalnızca gazetecilerin değil, hepimizin özgürlüğüdür.
Ve ben, kumandamda basacak bağımsız bir kanal kalmamasından korkuyorum.