









Abdulkadir Sevindik, Tuna Işın’ın Süleyman Girgin’e destek açıklamasını üye iradesi, siyasi alan işgali ve parti içi demokrasi açısından değerlendiriyor.
Siyasette bazı alışkanlıklar var ki ne yaparsan yap önüne geçmek mümkün olmuyor.
Partinin adı değişiyor, seçim yöntemi değişiyor ama yetki kullananların büyük bir bölümünde kendine alan açma düşüncesi olduğu yerde duruyor.
Delegeyi aradan çıkartıyor, üyeyi doğrudan sandığa götürüyorsunuz. Sonra dönüp baktığınızda henüz oyunu kullanmamış üyenin önüne kişisel tercihlerini kullanan yöneticileri görüyorsunuz!
Öyleyse soralım sorumuzu!
Üye karar verecekse, örgüt adına başkanın açıklama yapmasına ne anlam yüklemek lazım?
Yeni Parti Bodrum İlçe Başkanlığının Muğla il başkanlığı seçimi öncesinde Süleyman Girgin’e verdiği desteği okurken aklıma gelen ilk soru bu oldu.
Kalabalık bir fotoğraf eşliğinde yapılan açıklamada Girgin’in siyasi birikimi, tecrübesi ve birleştirici yaklaşımı anlatılıyor ardından da Bodrum ilçe örgütünün Girgin’e tam destek verdiği kamuoyuna bildiriliyor.
Benim tartışmaya açmak istediğim, Girgin’in adaylığı değil. Üyenin karar alanına, yönetimin hangi yetkiyle yerleştiği..
***
Geçmişte de yazdım. Alan işgali, her siyasi örgütün ve teşkilatın sorunu..
Bu işgalin yalnızca bir koltuğa oturmakla gerçekleştiğini düşünmeyin. Başkalarının adına konuşmak, onların tercihlerini kendi siyasi hesabının içinde göstermek de aynı anlayışın başka bir yüzü..
İlçe başkanlığı kazanıldığında üyelerin oylarını da yönetme hakkını kazanmış olmuyorsunuz.
Elbette ilçe yöneticisinin seçimle elde ettiği yetkileri kullanmasına lafımız yok. Ama kendi tercihini açıklamakla, temsil ettiği örgütün tamamı adına konuşmak aynı şey değildir.
İlçe başkanından beklenen; örgütü çalıştırmak, siyaset üretmek ve partisini seçimlerde başarıya taşımaktır. Üyenin aklını ve tercihini belirleyen olmak değil!
Üstelik üye bazlı seçim modelinin anlamı, yıllardır yöneticiler ve delegeler arasında kurulan siyasi hesapların dışına çıkmak değil miydi?
Delegeyi kaldırıp onun yerine ilçe yönetiminin işaretini koyduğumuzda neyi değiştirmiş oluyoruz?
***
Tuna Işın, 12 Ekim’de yaptığı açıklamada bütün adaylara eşit yaklaşıldığını anlatıyor. Adaylarla buluşmaların, üyelerin adayları ve projelerini tanıması için düzenlendiğini söylüyor. Her adaya söz hakkı, her üyeye karar verme özgürlüğü tanınmasını temel anlayış olarak tarif ediyor.
Ben de tam bu anlayışın gereğini soruyorum.
Adayların kendilerini anlatacağı zemini hazırlayan ilçe başkanlığı, sonrasında adaylardan birinin kurumsal destekçisi olduğunda aynı yerde durmaya devam ediyor mu?
Bir tarafta bütün adaylara eşit yaklaşımı savunuyorsunuz. Diğer tarafta adaylardan birine kurumsal destek açıklıyorsunuz.
Bu iki tutumun nasıl bağdaştığı sorulmasın mı?
Yönetim katının tercihi, örgütün ortak iradesi gibi sunulduğunda benim gördüğüm şey demokratik katılımdan önce siyasi alan işgalidir.
***
İşin bir de genel başkanın söyledikleriyle hem ilişkisi hem de çelişkisi var.
Özgür Özel, 17 Ekim’de Ankara’da yaptığı konuşmada genel başkanın ve genel merkezin desteklediği bir aday bulunmadığını söylüyor. Üyelerin seçeceği isimle yol yürüyeceklerini açıklıyor.
Ardından da şu sözü veriyor: “Demokrasiyi önce kendi evimizde kuracağız.”
Genel başkanlık makamının aday işaret etmekten kaçındığı bu yaklaşımın yerelde de bir karşılığı olmalı.
Genel merkez kendi kurumsal ağırlığını adaylardan birinin arkasına koymazken, ilçe başkanlığının örgüt adına aday desteği açıklaması bu söylemle tezat oluşturmuyor mu?
Özel’in sözlerini bütün yöneticilere getirilmiş yazılı bir yasak gibi yorumlamıyorum. Ortaya koyduğu siyasi anlayıştan söz ediyorum.
Yani üyeye güvenmekten..
Başka bir deyişle; kararı, yöneticilerin etrafında kurulan ilişkilerden çıkartıp doğrudan üyeye bırakmaktan..
***
Üye bazlı seçimde aday, kendi emeğiyle üyenin karşısına çıkmalı. Kendisini, çalışma anlayışını ve usullerini anlatmalı. Üye de dinlemeli, tartmalı ve kararını vermeli.
Yöneticinin görevi bu alanı açık tutmak olmalı. Kendi tercihiyle doldurmanın peşinde değil!
Aksi halde sandık üyeye bırakılırken, sandığa giden yolun yöneticiler tarafından tarif edildiği eski alışkanlığa geri döneriz.
Yeni Parti’nin yeni nesil siyasetinden beklenti bu değil!
***
Yaptığım değerlendirmeler ne Süleyman Girgin’in ne de Nail Kızıl’ın kişiliği veya adaylığıyla ilgili değil. Değerlendirmelerim tamamen usul açısından…
Aynı kurumsal destek diğer aday için açıklansaydı da sorular değişmeyecekti.
Mesele seçim bittiğinde kazananın yanında fotoğraf vermek değil, seçimden önce savunduğunuz ilkelerin yanında kalabilmek.
***
Son söz..
Üye bazlı seçim, yalnızca oy pusulasını daha fazla insanın eline tutuşturmak değildir. O insanların karar alanına saygı göstermektir.
Yöneticilik makamını bir sonraki seçimin güç merkezine dönüştürüyorsak, delege sisteminden şikâyet etmemizin de fazla bir karşılığı ve samimiyeti kalmaz.
Şimdi Tuna Başkan’a sorumuzu soralım..
Üyenin iradesini temsil etmek için mi o makamdasınız, yoksa o makamın ağırlığıyla üyeye istikamet vermek için mi?
Alan işgaline dayalı siyasetten çıkış, bence bu soruya verilecek cevapla başlar!